
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, dün iahaber’ün düzenlediği “ofis buluşmaları”na katıldı.
Özdağ, ekibiyle birlikte gelerek, gündemdeki konular ve Zafer Partisi’nin siyasetteki yeri üzerine soruları yanıtladı.
Ramazan ayının başlamasıyla birlikte Türkiye genelinde şehirleri dolaştığını belirten Özdağ, yurttaşların karşılaştığı olumsuz ekonomik durumu da gündeme getirdi.
Zafer Partisi Lideri’nin kapsamlı değerlendirmelerini iahaber’ün web sitesinden takip etmek mümkün.
Özdağ’ın açıklamalarından bazı bölümleri Büyüteç’e aktardık.
Özdağ, konuştuğu esnada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tutuklu Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, hakkında hazırlanan 4 bin sayfalık iddianameyle Silivri’deki ilk duruşmasına çıktığını hatırlattı.
İmamoğlu davasıyla ilgili bir soru üzerine, kendisi de 148 gün boyunca Silivri’de tutuklu kalmış olan Özdağ, dikkat çekici bir örnekle yanıt verdi.
“Ekrem Bey’in yargılanması için önce Melih Gökçek’in yargılanması gerektiğine inanıyorum” diyerek sözlerine başladı.
Devamında ise şöyle ifade etti:
“(…) Melih Gökçek’i yargılamadan, Türkiye’de hangi partiden olursa olsun bir belediye başkanının yargılanmasının halk nezdinde meşruluğu yoktur. Tutuklu ya da tutuksuz olması fark etmez. Hakkında çok sayıda iddia bulunan bir kişinin yargılanmaması ve kendi partisinden eleştirilen birinin yargılanması, vatandaşların ‘Burada bir haksızlık var’ demesine yol açar. (…)”
Özdağ, siyasi rekabet içerisinde olduğu İmamoğlu’nun yargılanmasını “düşman ceza hukuku” olarak tanımladı.
“Ben, İmamoğlu’nun suçlu veya suçsuz olduğunu bilmiyorum. Ancak şunu biliyoruz; 700 yıl yargılanan ve rüşvet verdiği iddia edilen bir kişi dışarıda, onun rüşvetini aldığı öne sürülen kişilerse içeride…”
“Bu düşman ceza hukukudur. Eğer bir trafik kazası yapıp birinin ölümüne neden olursanız, tutuklanıp yargılanırsınız. Ancak Kızılay Genel Müdürü’nün kızı tutuklanmaz. Bu, düşman ceza hukukudur. Bugün CHP’lilere de bu düşman ceza hukuku uygulanıyor ve Ekrem İmamoğlu’nun yargılanması da bu kapsamda ele alınmalıdır. Burada içeriği değil, yöntemi tartışıyoruz.”
AKP’deki liderlik mücadelesi
Özdağ, iç siyasetin mevcut durumunu değerlendirirken, partisini yalnızca İYİ Parti ile yakın bulduğunu vurguladı.
MHP ile arasındaki mesafeyi belirgin şekilde ortaya koyan Özdağ, Yavuz Ağıralioğlu’nun liderliğindeki Anahtar Parti hakkında herhangi bir yorumda bulunmadı. Milliyetçi sağ ile ilgili görüşlerini Zafer Partisi ve İYİ Parti üzerinden ifade etmeyi tercih etti.
Özdağ’ın açıklamalarında dikkat çeken bir diğer konu ise AKP içindeki liderlik mücadelesi oldu. Bu konuyu, kısa süre önce iahaber’te soruları yanıtlayan CHP lideri Özgür Özel’in değerlendirmesine benzer bir yaklaşımla ele aldı.
“Gerçekten Erdoğan, lider olarak ismi geçen herkesi başarılı bir şekilde tasfiye ediyor. Süleyman Soylu ve Hulusi Akar, bakanlıklarından alındı.”
Devamında, “Bu isimler gerçekten bir lider adayı mıydı?” sorusuna Özdağ’ın yanıtı ise şu şekilde oldu:
“Öyle konuşuluyor. Hakan Fidan’ın da adı geçti. Ancak şimdi düşünüyorum ki, onun adının geçmesine pişman olmuştur. Çok zor bir süreçten geçti ve belki de hala yaşıyor. Kısacası, Erdoğan kendisinden sonra kimin geleceğini ancak kendisinin belirleyebileceğini düşünüyor ve kendi onayı olmadan ismi geçen herkesi siyaseten cezalandırıyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın son dönemde siyasette daha fazla yer almasıyla ilgili bir soruya Özdağ, “Tabii ki, kesinlikle. Baba Erdoğan’ın onayı olmadan, oğul Erdoğan’ın bu şekilde öne çıkması mümkün değil.” yanıtını verdi.
Özdağ’ın, “Erdoğan’sız bir dönemde AKP’nin siyasi geleceği hakkında bir öngörünüz var mı?” sorusuna verdiği yanıt ise geçmişten bir örnekle dikkat çekti:
“Erdoğan’sız bir AKP yok. Daha net söyleyeyim, Turgut Özal olmadan Anavatan Partisi 10 yıl varlık gösterdi, ancak AKP bu kadar uzun süre hayatta kalamaz.”
Kamu güvenliğinde sokağın durumu
Zafer Partisi Genel Başkanı, son zamanlarda artış gösteren sokak suçları ve suça sürüklenen çocuklar konusuna da dikkat çekti.
Bu konuyu değerlendirirken, siyasete atılmadığı dönemden, yani “Eski Türkiye” döneminden yaşadığı bir süreci anlatmaya başladı.
“1995-96 yıllarında liselerde kavgalar yaşanıyordu. O dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Bener Cordan beni davet ederek ‘Bir araştırma yapabilir misiniz?’ dedi. Ben de iki arkadaşım ile birlikte Türkiye genelinde seçtiğimiz liselerde bir araştırma gerçekleştirdim.
Araştırma sonucunda çok net bir sorun ortaya çıktı: Zengin çocuklarının okuduğu okullarda şiddet yokken, fakir ailelerin okullarında da aynı durum söz konusuydu. Ancak her iki grup bir araya geldiğinde şiddet başlıyordu. Yani bir taraf gecekondu, diğer taraf ise Çankaya’dı.
Şiddet eğilimli çocukların profili de oldukça belirgindi: Anne-baba ayrı ya da kaybetmiş olanlar. Daha sonra İmam Hatip okullarını atladığımızı fark ettik. İmam Hatiplerde yaptığımız araştırmalarda yüksek bir şiddet potansiyeliyle karşılaştık.
Şiddet yoktu ama potansiyeli yüksekti; bu durum bizi şaşırttı. Amerika’daki Katolik okullarında da benzer bir şiddet potansiyeli olduğunu gördük. Bu, İmam Hatiplerle ilgili değil. Çünkü gençler büyüyor ve hormonal değişim yaşarken, bir yandan da dini eğitim alıyorlar. Bu normal, kapalı bir sistemdi.
Ben, gençlik ve şiddet eğilimi konularında akademik çalışmalarda bulunduğum gibi, gençliğimde de bu süreçleri yaşamış biriyim. Tüm nesil olarak biz o şiddeti deneyimledik.”
Özdağ, partisinin bu amaçla “Tertemiz Türkiye” adıyla yürüttüğü projenin bir parçası olarak suça sürüklenen çocuklara da değindi.
<p style="font-size: 21px </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



