
Yazar, yönetmen, oyuncu ve müzisyen Özge Arslan, Karadenizli bir anlatıcı olan Nokta Ana’nın rehberliğinde sahneye koyduğu Nokta adlı oyunuyla, 19. yüzyıl sömürgeciliğinden günümüze kadar uzanan sistematik bir suistimali ele alıyor.
Arslan, Sarah Baartman’dan Afife Jale’ye kadar uzanan tarihsel bir çerçevede, kadın bedeni, doğa ve hayvanlar üzerindeki tahakkümü, eril akıl ve ekofeminizm perspektifinden tartışmaya açıyor. Kullanmış olduğu kadim klikli dil, melodik anlatım yapısı ve yorgan yüklüğü dekoruyla çok katmanlı bir evren yaratıyor.
Özge Arslan, tek kişilik bir performansın fiziksel sınırlarını, müziğin dramaturjideki rolünü ve bir sanatçı olarak “Hayatı anlatıyoruz ama gün sonunda ne değişiyor?” sorusunun peşindeki dürüst arayışını iahaber’e anlattı.
Söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayın
– Nokta oyunu ne anlatıyor, onu senden dinleyebilir miyiz?
Nokta oyunu, yüzyıllar boyunca insan bedeni, doğa ve hayvanlar üzerinde süregelen bir suistimali konu alıyor. Bu durum, ne yazık ki zamanla iyileşmeyen bir gerçek.
– Oyunun yaratım sürecinden bahseder misiniz?
Uzun yıllar Van’da Devlet Tiyatrosu’nda görev yaptım. Oradayken hikâyeler yazma niyetiyle doluydum. Aklımda sürekli dönüyordu bu hikâyeler. İstanbul’a tayin olduktan sonra, yedi gün içerisinde oyunu yazmaya başladım. Tüm karakterler bir anda belirdi ve metin tamamlandı.
– Yani bu oyun uzun zaman önce yazıldı, değil mi?
Evet, sanırım 2017’de yazdım.

– Peki, en başta böyle mi tasarlamıştın yoksa süreçte bir değişiklik oldu mu?
Hayır, süreçte çok şey değişti. İlk başta kalabalık bir kadro düşünmüştüm. Benim amacım, “Ben sahneye çıkıp oynarım, müzikleri de yaparım” gibi bir şey değildi. 10 kadın olarak yazdım ve hareket tiyatrosu metni olarak tasarladım. Ancak, hayatın koşuşturmacası nedeniyle ekip disipline olamadı. Ben de metni bir süreliğine bıraktım ve içsel bir hayal kırıklığı yaşadım.
Zamanla, Bernarda adlı tek kişilik projemde bu oyunu tek kişilik bir hale uyarlayabileceğimi düşündüm. Bu koşullarda kalabalık bir ekip oluşturmanın zorluğunu fark ettim. Sonuçta, 10 kişilik metni tek kişilik bir kadın oyununa dönüştürdüm ve şu anki haline ulaştık, Baba Sahne ile birlikte.
Özge Arslan Bernarda oyununda
– Oyunun dekor tasarımına bayıldım, biraz da onu konuşalım istiyorum. O devasa yorgan yüklüğü ve yerdeki ham yünler oyunun metnine nasıl dahil oldu?
Ben, sırtımda bir yün çuvalıyla ve birkaç yorganla, sanki Nokta Ana’nın kendi dükkânında, istiflediği her şeyi temsil eden bir ortam oluşturmayı hayal ettim. Eski radyolar, sarkan cezveler, tencereler… Bu fikir, zamanla gelişti ve arka plandaki yüklük, nostaljik bir atmosfer yarattı. Bu süreçte çokça fikir alışverişinde bulunduk ve şu anki halinden memnunum.
– Sahnede Sarah Baartman’dan Afife Jale’ye kadar birçok kadın hikâyesi izliyoruz. Aradan 100 yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen kadın bedeni üzerindeki bu tahakküm form mu değiştirdi? Bu iki hikâyeyi bugünün dünyasına nasıl bağlıyorsun?
Finaldeki karakterin söyledikleri üzerinden değerlendirebiliriz. Makeup Girl, sistemin istemesi gereken pozisyonları almak zorunda kaldığımızı ifade ediyor. Hepimiz bir şekilde suistimale uğruyoruz ya da suistimal ediyoruz. Bu durum, hayatın döngülerinde her zaman aynı kalıyor. Sarah Baartman’ın yaşadığı şey, dijital dünyada kadınlara halen uygulanıyor. Kilo, görünüm gibi birçok açıdan her gün farklı biçimlerde bu suistimale maruz kalıyoruz ve hiçbir şey değişmiyor. Bu durumu anlatmak, sorgulatmak istiyoruz.

– Zaten son bir ayda kadın cinayetleri ile ilgili haberler oldukça fazla. Sürekli aynı şeyler tekrarlanıyor, bu çok üzücü.
– Müdahale edemiyoruz.
Bir sanatçı olarak tüm bu gerçekleri sahnede dile getiriyoruz ama günün sonunda ne değişiyor? Bu soruyu sıkça soruyorum. Neyi dönüştürebiliyoruz? Bilmiyorum, bu durum oldukça zorlayıcı.
– Doğayı talan etmekle kadın bedenini kontrol altında tutmayı, aynı eril aklın ürünü olarak mı okumalıyız?
Kesinlikle. Eril akıl, sorunlu bir zihniyetin ifadesi. Bu durum, hem kadınlar hem de erkekler için geçerli. Zihinsel olarak bu olumsuzlukları taşıyan zihinler, hala dünyayı bu şekilde yönlendirmeye devam ediyor.
– Eril akıl kelimesini seçmemin sebebi de buydu. Patriyarka affedilir bir şey değil. Avrupa’da kadın liderler olmasına rağmen birçok şey düzelmiyor.
Evet, maalesef bu durum böyle devam ediyor.

Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



