Özgür Özel: Türkiye’nin Mücadelesi Daha Zor

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Özgür Özel: Türkiye’nin Mücadelesi Daha Zor

iahaber Dış Haberler

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, The Economist dergisinde yayımlanan yazısında Macaristan’daki Viktor Orban döneminin sona ermesini örnek alarak Türkiye ve Macaristan arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları değerlendirdi. Özel, “Türkiye’de demokrasi mücadelesi, Macaristan’dakinden daha zor; yalnızca Türkiye AB’nin kurumsal çerçevesinin dışında olduğu için değil, aynı zamanda daha büyük, karmaşık ve jeopolitik fay hatlarıyla bölünmüş bir ülke olduğu için” ifadelerini kullandı.

CHP lideri Özgür Özel, Britanya merkezli The Economist dergisinde “Türkiye’nin demokrasi mücadelesi Macaristan gibi ancak daha zor” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Özel, yazısında Macaristan genel seçimlerinde Peter Magyar’ın Viktor Orban iktidarını sona erdirişini hatırlatarak, “Cumhurbaşkanı adayımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2019’da Erdoğan’ın bizzat seçtiği belediye başkan adaylarını iki kez yendi ve 2024’te bir kez daha yarışmaya hazırlanıyordu. Bu başarıları nedeniyle mesai arkadaşlarıyla birlikte yolsuzluk, casusluk ve teröre yardım suçlamalarıyla, temelsiz ve siyasi saiklerle hapse atıldı” dedi.

Özel’in The Economist için kaleme aldığı yazının tamamı şu şekilde:

“Türkiye dâhil Avrupa genelindeki demokratlar, Macaristan’daki son seçimlerde seçmenlerin Viktor Orban’ı reddetmesinden cesaret buldu. Orban’ın uzun başbakanlık dönemi, “illiberal demokrasi” açısından bir vaka çalışmasına dönüşmüştü. Seçimler yapılıyordu ancak etrafındaki ekosistem giderek bükülüyordu: medya tek elde toplanıyor, mahkemeler sınırlandırılıyor, sivil toplum baskı altına alınıyor ve ekonomik güç siyasi sadakatle iç içe geçiriliyordu.

Bunun büyük bir kısmı Tuna’nın çok ötesinde de karşılık buluyor. Türkiye de giderek daha illiberal bir liderliğe ve rekabetçi demokratik alanın daralmasına tanıklık etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2003’te halk desteği ve güçlü bir demokrasi söylemiyle iktidara geldi. Ancak zamanla daha otoriter bir çizgiye yöneldi: medyayı kontrol altına aldı, sadık iş insanı ağları oluşturdu, sivil toplumu susturdu ve muhalefet partilerine karşı yargıyı bir silah olarak kullandı. Hem Türkiye’de hem de Macaristan’da, 2010’ların sonlarına gelindiğinde siyaset, açık rekabetten yönetilen rekabete kaymıştı; seçim sonuçları önceden belirlenmiş değildi ancak giderek daha fazla iktidar partisi tarafından yönlendiriliyordu.

“İki ülkedeki demokratik muhalefet arasında çarpıcı benzerlikler var”

Her iki ülkedeki demokratik muhalefet hareketleri arasında da dikkat çekici benzerlikler gözlemleniyor. Macaristan’daki 2022 seçimlerinde ve Türkiye’deki 2023 seçimlerinde, altı partiden oluşan geniş muhalefet ittifakları otoriter iktidarları yenmeye çalıştı. Ancak her iki durumda da bu ittifaklar, taban desteğini artırmaktan çok, bileşen partilerin elitleri ve diğer müesses nizam figürleri arasındaki bağları güçlendirmeye odaklandığı için gerçek bir muhalefet oluşturmakta zorlandı. Başarılı olan ise resmi parti ittifaklarının ötesine geçen yeni bir siyasi yaklaşımdı: halk mobilizasyonuna, disiplinli mesaja ve güvenilir liderliğe dayanan bir siyaset anlayışı.

2022 ve 2023’teki yenilgilerin ardından, her iki ülkedeki muhalefet hareketleri mağlubiyetlerinden ders çıkararak geleneksel ittifak kurma anlayışının ötesine bakmaya yöneldi. Türkiye’de CHP, benim liderliğimde 2024 yerel seçimlerinde AKP’yi yendi. O zamandan beri bir sonraki genel seçimlere ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanmaktayız. Macaristan’da ise Peter Magyar liderliğindeki muhalefet, geçen ay yapılan genel seçimde kazanarak anayasayı değiştirecek büyüklükte bir parlamento çoğunluğu elde etti.

“Macaristan barışçıl bir iktidar devri yaşıyor”

Ancak arada önemli bir fark bulunuyor. Macaristan, Avrupa Birliği üyesi ve şu anda barışçıl bir iktidar geçişi yaşıyor. Orban, son seçimin adil olmayan bir mücadele olmasını sağladı. Seçim kurallarını kendi çıkarlarına göre yeniden yazdı ve muhalefeti lekelemeye yönelik bir dezenformasyon kampanyası yürüttü. Türkiye’de Erdoğan da benzer bir yol izliyor, ancak bu yolda çok daha ileri giderek yargıdaki sadık unsurları muhalefeti bastırmak için kullanıyor.

Cumhurbaşkanı adayımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2019’da Erdoğan’ın bizzat seçtiği belediye başkan adaylarını iki kez yendi ve 2024’te bir kez daha yarışmaya hazırlanıyordu. Bu başarıları nedeniyle mesai arkadaşlarıyla birlikte yolsuzluk, casusluk ve teröre yardım suçlamalarıyla, temelsiz ve siyasi saiklerle hapse atıldı. Erdoğan, şimdi uydurma davalar yoluyla partimizin belediye başkanlarına saldırıyor; partimizi felç etme ve kontrol edebileceği bir muhalefet yaratma amacı güdüyor. 2024’ten bu yana yaklaşık 25 CHP’li belediye başkanı tutuklandı, tutuklu yargılanmak üzere cezaevine konuldu ve yargı ile idari tedbirler yoluyla fiilen görevden uzaklaştırıldı.

Yine de Macaristan’da olduğu gibi, Erdoğan yönetimine karşı sokaklarda, kahvehanelerde ve mahkeme salonlarında gösterilen direnç, Türkiye toplumunda yeni bir demokratik uyanışın habercisi oldu. Partim, tabandan gelen mobilizasyonu benimsiyor, ekonomik gerilemenin demokratik gerileme ile derin bir şekilde iç içe geçtiğini savunuyor. Farklı partiler, toplumsal gruplar, ideolojiler ve etnik kimlikler arasında seçmenleri bir araya getiriyoruz.

“AKP’nin amacı muhalefeti ehlileştirmek”

AKP’nin amacı muhalefeti ortadan kaldırmak değil, onu ehlileştirmektir: seçimlere katılmasına, hatta büyükşehirleri yönetmesine izin vererek, giderek daralan sınırlar içinde hareket etmeye zorlamak. Bu durum yalnızca demokrasiden otoriterliğe geçiş değil; serbest rekabetten çevreleme siyasetine geçişi de içermektedir. Bu nedenle CHP’nin görevi yalnızca seçimlere ilişkin değil, aynı zamanda sivil bir görevdir: demokratik güveni yeniden üretmek ve yurttaşların özne olma hissini geri kazandırmaktır.

Türkiye’nin durumu kimlik meselesi nedeniyle daha da karmaşık. Türkiye, nüfusunun büyük kısmı Müslüman olan, ancak anayasal olarak laik ve toplumsal olarak çoğulcu bir ülke. Bu açıdan Türkiye; demokrasi, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve hesap verebilirliğin evrenselliği açısından kritik bir sınav niteliğindedir. Macaristan, post-komünist deneyim açısından güçlü bir örnek sunarken, nüfusu onun yaklaşık dokuz katı olan, bölgesel bir güç, göç merkezi, enerji koridoru ve NATO’nun önemli üyelerinden biri olan (aynı zamanda AB adayı) Türkiye, Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya ve ötesine kadar demokrasi açısından daha geniş bir önem taşımaktadır.

<p style="font-size: </p>

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın