İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yolsuzluk soruşturmasında tutuklanmasının ardından, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, halkı sokağa çağırarak eylemlere zemin hazırladı. Özel’in bu tutumunun yanı sıra, Türkiye’nin uluslararası alanda durumu hakkında da önemli açıklamalarda bulunduği gözlemlenmektedir. Geçmişte, İngiliz yayın kuruluşu BBC ve Alman haber ajansı Deutsche Welle ile yaptığı röportajlarda, bu kuruluşların Türkiye’ye yeterli destek vermediğini vurgulayarak adeta Avrupa’dan yardım bekledi. Şimdi de Fransız gazetesi Le Monde’a bir mülakat vererek benzer bir çağrıda bulundu.
Ekrem İmamoğlu ise, uluslararası kamuoyu ile Türkiye’yi ilişkilerinin seyrini etkilemek adına, New York Times’da yayımladığı makaleyle Batı ülkelerinden daha sert bir tutum sergilemeleri istemiştir. İmamoğlu’nun makalesi, Türkiye’deki demokrasiye dair kaygıların dile getirildiği bir metin olmuştur. Bu süreçte, Özgür Özel’in açıklamaları ise dikkat çekici bir şekilde, Türkiye’nin demokrasi standardının düşüşü için uluslararası müdahale talep etmesi üzerine inşa edilmiştir. Özel, “Eğer bu gidişatı durduramazsak, artık özgür bir sandık olmayacak” sözleriyle durumu ciddiyetle ele aldı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Avrupa’nın Türkiye’deki gelişmelere daha güçlü bir biçimde tepki vermesi gerektiğini vurguladı. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u, Türkiye’deki durumu eleştirirken önemli bir istisna olarak gördüğünü ifade eden Özel, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve diğer Avrupa liderlerinin sessizliğinin hayal kırıklığı yarattığını belirtti. Özel, bu durumun Türkiye’deki demokrasinin korunması için büyük bir tehdit oluşturduğunu savunarak, halkı sokağa dökmek için çabalarını sürdürdü.
Özell’in Avrupa’dan yardım talep etmesi, belirsiz bir gelecekle yüz yüze kalan Türkiye’nin demokratik yapısına giden yolda zorluklar yaşandığını açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye’de muhalefet partileri olarak, sorunların çözümü için uluslararası baskının artırılması gerektiğini düşünüyorlar. Bu tür bir müdahale çağrısının, Türkiye’nin iç işlerine karışma olarak algılanabileceğini unutmamak gerekir. Ancak muhalefet, mevcut rejimin baskıcı yapısından dolayı, bu durumu düzeltebilmek için farklı yollara başvurmakta ve uluslararası kamuoyuyla iş birliğini hedeflemektedir.
İmamoğlu ve Özel’in yaptıkları bu açıklamalara ve liderlik ettikleri partinin tutumuna rağmen, Türkiye’deki mevcut yönetim karşıtları arasında da ciddi bir bölünme söz konusudur. Her ne kadar muhalefet kendini bir bütün olarak gösterse de, asıl mesele olan demokrasi için ortak bir duruş sergileyemiyorlar. Bu durum ise, iktidarın işine gelmekte ve muhalefeti daha da zor duruma sokmaktadır. Türkiye’deki siyasi atmosferin giderek gerildiği düşünüldüğünde, muhalefetin bu dağınıklığının nasıl bir sonuca ulaşabileceği belirsizliğini korumaktadır.
Özgür Özel’in Avrupa’ya yaptığı çağrılar, gündemi meşgul etse de, muhalefetin Türkiye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunları da ele alması gerektiği bir gerçek. Bu bağlamda, Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları ihlalleri üzerine yapılacak olan uluslararası çalışmalar ve destek, muhalefetin lehine olabilir. Ancak bu destek, üst üste gelen baskılardan dolayı Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerinin nasıl bir seyir izleyeceği üzerindeki belirsizlikleri artırmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi durum, muhalefetin meşruiyet kaybı ile karşı karşıya kalmalarına neden olmakta ve Avrupa’dan yardım talebine yönelmektedirler. Bunun yanında, iç siyasette birlik olmadıkça ve hedefler net bir şekilde belirlenmedikçe, Türkiye’nin daha demokratik bir yapıya ulaşmasının