
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ait olduğu iddia edilen çeşitli tapu bilgilerini kamuoyuyla paylaştı.
Buna karşılık Bakan Gürlek, söz konusu iddiaların gerçek dışı olduğunu belirtti.
Gürlek, Özel’in açıklamalarını “herhangi bir delile dayanmayan, kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir algı operasyonu” olarak nitelendirdi.
Bakan, “Başta manevi tazminat olmak üzere gerekli yasal süreçleri derhal başlatıyorum” ifadelerini kullandı.
Özel, bu açıklamayı yapalı bir hafta geçmiş durumda.
Ancak Gürlek’in bahsettiği “derhal başlatılan yasal süreçler” hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadım.
Sanırım, şikâyet dilekçesinin hazırlanması, Bakan’ın yoğun programı içinde biraz zaman alıyor. Oysa bakanlıkta pek çok yardımcısı var; birinin bu görevi üstlenmesini isteyebilirdi.
Bununla birlikte, Gürlek, ne zaman ve hangi kapsamda şikâyetini yapacağına karar veren bir kişi olduğu için, bu konuyla ilgili yorum yapmak bizlere düşmez.
Ancak, uzun yıllardır gazetecilik yapan biri olarak belirtmeliyim ki, böyle ciddi iddialar karşısında, sonuçları belirsiz bir tazminat davası açmak yeterli bir yanıt değildir.
Türkiye’de bir tazminat davasının sonuçlanma süresi genellikle üç yılı bulabiliyor.
Bakan’ın etkisiyle ilk derece yargı, istinaf ve Yargıtay süreçleri hızlandırılsa bile, bu durumda bile en az iki yıl geçecektir.
Böylesine ciddi bir iddianın iki yıl boyunca belirsizlik içinde kalması uygun değildir.
Bakan’a bu durumu yeniden değerlendirmesi için bir öneride bulunmak istiyorum.
Diğer yandan, Türkiye’nin “soruşturma cenneti” olduğu biliniyor.
Adalet İstatistikleri, geçen yıl Türkiye’de açılan soruşturma sayısının 5 milyon 845 bin 275 olduğunu gösteriyor.
Ortalama bir gazete okuyucusu, her gün en az beş “bilmem kim hakkında soruşturma başlatıldı” haberine ulaşmaktadır.
Bakan Gürlek, savcılara da bir mesaj iletti: İddiaların “kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir algı operasyonu” olduğunu ifade ediyor.
Son dönemde savcıların sıkça kullandığı bir suçlama türü var: Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak!
Meslektaşımız İsmail Arı, bu gerekçeyle tutuklandı. Cumhurbaşkanına hakaret suçundan gözaltına alınan Alican Uludağ’ın da tutuklanma nedenlerinden biri bu suçlamaydı. Sadece haber yazdıkları için bu suçlamalarla karşılaştılar.
Özgür Özel hakkında bu suçlamayla bir dava açılması mümkün değil, çünkü yasama dokunulmazlığı bulunuyor.
Ancak aynı iddiaları dile getiren ve yasama dokunulmazlığı olmayan bir kişi için bu tür bir dava açılabilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’na (Madde 160 / 2) göre savcıların, şüphelilerin lehine olan delilleri de toplaması gerekmektedir.
Normalde, Özel’in ya da bir başkasının tüm tapu kayıtlarına erişimi mümkün değildir.
Fakat, aktif bir soruşturma sırasında delil toplamak amacıyla savcılar bu kayıtlara ulaşabilir ve Özel’in iddialarının doğruluğunu araştırabilirler.
Her iki tarafın da dokunulmazlıkları olması, soruşturmayı zorlaştırıyor elbette.
Ancak, seçilmiş belediye başkanları hakkında “o dedi, bu dedi” iddialarıyla soruşturma açan ve tutuklayan “bağımsız Türk yargısı”, bu durumun belirsiz kalmasına göz mü yumacak?
Savcılığın “Suç örgütü lideri” olarak tanımladığı Aziz İhsan Aktaş’ın ifadelerine değer verilip, seçilmiş belediye başkanları hapse atılabiliyorsa, muhalefet partisinin liderinin beyanlarının da ciddiye alınması gerekmektedir.
En azından bu konuyla ilgili derli toplu bir açıklama yapılmasını beklemek hakkımızdır!
“Tapu kayıtları gizlidir” demek yeterli değildir.
Eğer Bakan Bey bu konuda bir öneri isterse, kendisine dokunulmazlık ve tapu kayıtlarının gizliliğinden bağımsız olarak durumu açıklığa kavuşturmanın bir yolunu bulmasını tavsiye ederim.
Unutulmaması gereken bir diğer nokta ise halkın sesinin önemidir.
*
DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ ve BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın tutuklanması, aynı amaca hizmet ediyor: Rejimin hoşuna gitmeyecek ve örtbas edilmek istenen suçları ifşa eden haberlerin yazılmasını engellemek.
BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı (solda), DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ
DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ’ın ardından, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı da tutuklandı.
Her iki gazetecinin tutuklanma süreci, üzerinde düşünülmesi gereken birçok tuhaflık barındırıyor.
Uludağ, ikamet yeri Ankara olmasına ve işlediği iddia edilen suç Ankara’da gerçekleşmesine rağmen gözaltına alınıp İstanbul’a götürüldü.
Arı da Tokat’ta ailesinin yanında bayram kutlarken gözaltına alınıp Ankara’ya sevk edildi.
Eski Türkiye’de savcı, telefonla veya polis evimize bir davet kâğıdı bırakırdı; gider ifade verirdik.
Ancak AKP döneminde durum böyle değil.
Polis, sanki caniymişsiniz gibi evinizi basarak gözaltına alıyor, savcılık sizi bir iki gün nezarette beklettikten sonra ifadenizi alıyor ve ardından hâkim tutuklama kararı veriyor.
Tutuklamanın süresi ise iktidarın keyfine bağlı.
Gazetecilere yöneltilen suçlamalar “halkı yanıltıcı bilgi yaymak” ve “Cumhurbaşkanına hakaret”
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



