Özlem ve Kuşkuyla Dolu Bir Dünya Görüşü

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Özlem ve Kuşkuyla Dolu Bir Dünya Görüşü

İnsanlar olarak kendimize benzer olanları tercih ederiz ve benzemeyenlere karşı bir kuşku besleriz.
Tembel bir şekilde oturup, “Allah tarafından bize bahşedilen” özelliklerle övünmek oldukça kolay ve keyif vericidir elbette…
“Türküz, Müslümanız, en iyisi biziz, memleketimiz en güzeli, yemeklerimiz en lezzetlisi…” gibi ifadelerle kendimizi yüceltmek yaygındır. Dünyanın dört bir yanında, kendileriyle ve bulundukları toplumla ilgili oturduğu yerden övünen yüz milyonlarca insan bulunmaktadır.
Eğer bu durum sadece övünmekle kalsa, çok da zararlı olmazdı. İnsanların mutluluğu için buna izin vermek belki de önemlidir…
Ancak, kendini sevme eylemi çoğu zaman başkalarını kötülemekle pekişmek zorunda kalır.
Yani biz iyiyiz ama Yunanistan, Almanya, Çin, Mısır, Rusya, ABD ve diğerleri kötü!
Diğer ülkeler çirkin!
Yemekleri tatsız!
Bize yan bakan olursa, ona karşı bir tepki gösteririz! İşte bu noktaya kadar geldik.
“Yabancı” kavramı, en hafif deyişle, şüphelidir. Ne de olsa, “yabancılar” bize tepeden bakıyor olabilir mi? “Sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun?” sorusunu sorsak, arkamızdan benzer düşünenler de gelir. Özellikle orada çoğunluk biziz ve bir karşılık verme ihtimalimiz yüksekse…

*

Bu ilkel senaryoyu bir kenara bırakıp gerçeklere yönelim şimdi.
Dünyada 8,3 milyar insan yaşıyor.
195 devlet ve ülke var…
7 binden fazla dil konuşulmakta…
Ancak, genel hatlarıyla hepimiz birbirimize benziyoruz.
İki göz, iki kulak ve bir burun hepimizde var…
Başımıza bir felaket gelmediği sürece, ömrümüz birbirine yakın geçiyor.
Dünyanın her yerinde insanlar benzer şeyler yapıyor: Yiyor, içiyor, gülüyor, ağlıyor, sevişiyor, iyilik ve kötülük yapıyor…
Aynı türdeniz!
İnsanız, dünya vatandaşıyız…
Rengimiz, yüz şeklimiz, dilimiz, dinimiz ve yemeklerimiz farklı olabilir. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” yerine “Ben senin kim olduğunu bilmiyorum” diyerek birbirimizi daha iyi anlamak ve izlenimlerimizi zenginleştirmek daha faydalı olmaz mı? Tanışmak, öğrenmek ve dost olmak… Bunları ne kadar gerçekleştirebiliyoruz acaba?

*

Bir araştırma yapılmış. Ne kadar dikkatli ve detaylı, bilinmez. YouGov Global Travel Profiles 2026 verilerinden bahsediyoruz.
Sosyal medyada karşıma çıkan bir paylaşımda, yurt dışına en az çıkan ülkeler arasında İran (%91), Çin (%86), Japonya (%81) ve Türkiye (%74) öne çıkıyormuş. Bu ülkeleri Rusya (%68), ABD (%26) ve %10-15 arası oranlarla İtalya, Almanya, Fransa ve İngiltere izliyormuş. (Bu şekilde bakıldığında sıralama, bazı ülkelerdeki yüzde 90’lardan 10’lara kadar düşüyor ama isteyen detaylara bakabilir tabii.)
Verilere göre, tatil amacıyla yurtdışına giden Türklerin sayısı son dört yılda yüzde 64 artarak yaklaşık 12 milyona ulaşmış. (Bu arada, Türkiye’ye geçen yıl neredeyse 64 milyon yabancı turist geldi.) Yurtdışına çıkanların sayısının artması olumlu, ancak hala yeterli değil.
Bir devletin vatandaşları, başka ülkelere gitme isteğini neye bağlı olarak belirler? Elbette ekonomi en önemli etkenlerden biri: Eğer paranız yoksa, başka ülkeleri bir kenara bırakın, yan mahalleye gidip gitmeyi bile düşünmekte zorlanırsınız.
Serbest dolaşım, vize kolaylıkları veya zorlukları, mesafe ve iklim de önemlidir. Ancak, bir başka husus daha var: İstemek!
Dünyayı, diğer ülkeleri ve kültürleri keşfetmeyi, farklı insanları tanımayı arzulamak…
Ve buna uygun bir zihniyet geliştirmek…
Gittiği her yerde öğrendikleriyle mutlu olan arkadaşlarım da var… Ancak, yabancı topraklara adım atar atmaz memleketini özlemeye başlayan mızmızlar da tanıyorum.
Ne diyeyim, bilemiyorum…
Memleketinizin en güzel ülke olduğunu düşünmenize bir itirazım yok (gerçekten de çok güzel).
Ancak, dünyanın en güzel ikinci ülkesini bulmak için bir yerlere gitmek de değmez mi?

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın