Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ Dizisiyle Gelen Tartışmalar

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ Dizisiyle Gelen Tartışmalar

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” romanından uyarlanan Netflix dizisi, geçtiğimiz bir ay boyunca yoğun ilgi gördü. Pamuk, iahaber’e verdiği özel bir röportajda uyarlama hakkında, “Romanıma sadık bir şekilde, onları zorlaya zorlaya, kollarını büke büke romanımı kelime kelime senaryoya çektirttim. Ama diziyi onlar yaptı. Mekânlar dâhil harika yapmışlar. Memnuniyet duygusuyla seyrettim” diyerek uyarlamadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Dizinin yayınlanmasının ardından yapılan yorumlar, uzun süre gündemde kalmaya devam etti. İzleyiciler, Kemal Basmacı karakterinin aşk anlayışını farklı açılardan ele alarak, kimine göre paralel bir evrende yaşadığını, kimine göre ise takıntılı bir erkek olduğunu savundu. Bu yorumlar X platformunda #MasumiyetMüzesi etiketi altında görülebilir.

Kemal’in, Füsun’un içtiği 4213 sigaranın izmaritini biriktirmesi ve onu hatırlatan eşyaları saklaması, yaşadığı duygunun aşk mı yoksa takıntı mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor.

Orhan Pamuk, iahaber’te yayımlanan “Masumiyet Müzesi’nde hatırlamaya niyet edilir; eşyaların hatırlatma gücüyle bir müze yaratmak…” başlıklı yazısında, bu durumu şöyle ifade ediyor: “Hayatımızın bir döneminde eşyalar, bizim hatıralarımıza karıştıkları için, ister istemez bir hatırlatma gücüne, bir şiirselliğe kavuşur. Bu yüzden bazıları onları hiç atamaz.”

Pamuk’un belirttiği “hatırlatma gücü” bakış açısıyla, herkesin hikâyesinde bir Kemal Basmacı bulunabilir. Bu bağlamda, yas üzerine yaptığı değerli çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu, Masumiyet Müzesi’ndeki hikâyeyi yas perspektifinden değerlendirerek farklı bir yorum sundu.

Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’nde

“Masumiyet Müzesi’nde yaşanmamış bir yaşamın çok katmanlı yası var”

“Kemal’i patolojik aşk hikâyesinden kurmamız lazım”

-Masumiyet Müzesi dizisi, birçok olumlu ve olumsuz tartışmaya yol açtı. Kemal’in yalnızca âşık olarak tanımlanamayacağı, anlatıda takıntılı bir erkek modeli oluşturduğu eleştirileri de yer aldı. Ben, Masumiyet Müzesi’ni okurken ve izlerken hissettiğim en baskın duygu hikâyede ağır bir yas anlatısı olduğuydu. Siz ne düşünüyorsunuz, Kemal’in yaşadığı şey gerçekten bir yas mı?

Kemal’in yaşadığı şey, klasik anlamda ölümle başlayan bir yas değil; daha çok belirsiz kayıpla ilişkilendirilebilecek bir deneyim. Bu durumu bir patolojik aşk hikâyesine indirgemek beni üzüyor, ancak bunu da yadırgamıyorum. Bu nedenle, Kemal’i bu perspektiften kurtarmamız gerektiğini düşünüyorum. Konuya kesin bir teknik bilgiyle yaklaşılabilir, ama başka bakış açıları da olabileceğini unutmamalıyız.

Yas genellikle ölümle ilişkilendirilse de, aslında yasın başlangıcı her zaman ölüm değildir. Yas, bir bağın kopmasıyla başlar; bu bağ bazen bir insanla, bazen bir hayalle, bazen de bir kimlik duygusuyla ilgilidir. Ölüm, bu kesintinin en görünür biçimidir; ancak terk edilme, kaybolma, ayrılık, erişilemeyen aşk veya gerçekleşmeyen ihtimaller de derin bir yas yaratabilir.

“Kemal, üç katmanlı bir yas yaşıyor”

-Peki, Kemal’in yası nasıl bir yas, nerede başlıyor ve nasıl gelişiyor?

Kemal’in yaşadığı yas, Füsun’un kaybolmasıyla başlar; ardından Füsun’un geri dönmesiyle sekiz yıl süren bir araya gelme ama erişememe durumunda farklı bir yas yaşanır. Sonuçta, gerçekten ölümle gelen bir yas da vardır. Bu nedenle üç katmanlı bir yastan söz edebiliriz. Bu durum, bazılarına yas gibi görünmeyebilir, ancak belirsiz bir yasın bir yansımasıdır. Dizi de yalnızca Kemal’in değil, Füsun’un yasına da ışık tutuyor.

“Sekiz yıl süren tuhaf yakınlık, belirsiz yasın en karmaşık biçimlerinden biri”

-Füsun’la karşılaştıktan sonra sekiz yıl boyunca süren bu tuhaf yakınlığı nasıl tanımlarsınız?

Füsun’la yeniden karşılaşma ve ardından sekiz yıl boyunca süren bu tuhaf yakınlık, belirsiz yasın en karmaşık biçimlerinden birine işaret eder. Burada kayıp, ne tamamen vardır ne de tamamen yoktur. Karşılaşmalarından sonraki süreç de belirsiz yas kapsamına giriyor. Ancak burada belirsiz yasın iki katmanla gerçekleştiğini belirtmek önemlidir. Kemal’in yaşadığı terk edilme, Füsun’un kayboluşu, ayrılık, erişilemeyen aşk ve gerçekleşmeyen ihtimaller… Aslında bu gerçekleşmeyen ihtimal, Kemal’in Füsun’la bir araya gelip bir hayat kurma isteği de değildir. Nişanlısı vardı ve onunla evlenmek üzereydi. Bu durum, Kemal’in kurguladığı toksik bir ilişki ya da ahlaki olmayan bir ilişki anlayışı olarak yorumlanabilir. Bu noktada, ailesinde de benzer bir hikâye bulunduğunu unutmamak gerekir. Babası ona açıklayana kadar, Kemal aslında babasının da böyle bir ilişki yaşadığını bilmiyordu. Bunları bir kenara koyamayız; Kemal’in ailesindeki dinamikler de önemlidir.

“Gerçekleşmeyecek ihtimallerin kaybı da Kemal’de bir yas yaratıyor”

Dolayısıyla, Kemal’in bildiği ya da kurguladığı gerçekleşmeyen ihtimal, nişanlılığı ve evliyken Füsun’la sürdürme isteği de ayrılıkla birlikte ortadan kalkıyor. Bu şekilde, gerçekleşmeyecek ihtimallerin kaybı Kemal’de bir yas yaratıyor. Bu, klasik ölümle gelen bir kayıp değil, ama sonuçta bir kayıp var. Ancak bir araya geldiklerinde de, Füsun’a istediği gibi kavuşamadığı için Kemal’in içinde tuttuğu bir yas var. Bu da belirsiz yas olarak tanımlanabilir.

“Yas, dışarıdan bakıldığında irrasyonel görünen davranışlar üretebilir”

-Bu yıllar boyunca yaşananlar genellikle “takıntı” olarak yorumlanıyor. Neden böyle bir temayı sürdürmek istiyor sizce?

Kemal’i yalnızca patolojik bir figür olarak ele alırsak, burada bir yasın varlığını kabul etmek garip gelebilir. Bu nedenle, yasın derinliğini ve insan ruhunun kayıp karşısındaki kırılganlığını göz ardı etmemek gerekir. Yas, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında irrasyonel görünen davranışlar sergilememize neden olur. İnsanlar aynı anıyı tekrar tekrar hatırlar, aynı yerlere gider, aynı nesneleri saklar. İnsanın kayba isyan etmesi ve inzivaya çekilmesi gibi davranışlar, kaybın yarattığı boşlukla başa çıkma çabalarıdır. Kemal’i anlamak için onu bir “takıntı” figürü olarak değil, kaybın yarattığı boşluğu doldurmaya çalışan bir özne olarak düşünmek gerekir. Bu, yasın patolojikleştirilmesi yerine insanileştiril

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın