
Trabzonspor’un Galatasaray ile oynadığı karşılaşmanın ardından, stadyumun 41 bin kişilik kapasitesinin 34 bin 718 kişilik bölümünün bir maç için bloke edilmesi cezası üzerine kulüp başkanı Ertuğrul Doğan, bu karara yönelik sert eleştirilerde bulundu. Pazar akşamı Başakşehir ile oynanan maç öncesinde, sistemdeki bir açık kullanılarak tribünlerin boş kalması engellendi. Başkan Doğan, taraftarlarının yalnız kalmaması adına çaba göstereceklerini belirtse de, bu durum aslında sorunun çözümünden çok daha karmaşık hale gelmesine yol açtı. Bunu daha iyi anlayabilmek için pasolig sistemi üzerine bir değerlendirme yapmak gerekiyor.
Pasolig uygulaması, 19 Nisan 2014 tarihinde Kayseri Erciyesspor ile Trabzonspor arasında gerçekleşen karşılaşmada ilk kez hayata geçirildi. Bu tarihten itibaren basılı bilet uygulaması sona erdi ve bilet alma işlemleri pasolig kartları üzerinden yapılmaya başlandı. Bu sistemin tanıtımında en önemli argüman, stadyumda sorun çıkaran taraftarların, gözlerinin renginden tutun da kimliklerine kadar tespit edilebileceği şeklindeydi. Ancak uygulama devreye girdiğinde, tribünlerdeki olumsuz davranışlara karşı alınan cezalar, yine topluca uygulandı. Bu da, olaya karışmayan taraftarların da benzer şekilde mağdur edilmesine yol açtı. Yıllar boyunca bu durum eleştirilse de, sistemin düzeltilmesi için hiç bir adım atılmadı. Sistemin avantajlarından yararlananlar, taraftarların haklarını korumak yerine kendi çıkarlarına odaklanmayı tercih ettiler.
Son yaşanan olayda da benzer bir durumun tekrarlandığı gözlemleniyor. Bu tür uygulamaların çözüm değil, mevcut eşitsizliği artıran bir etki yarattığını belirtmekte fayda var. Türkiye’de ceza alan blokların fazlalığı ile birlikte, bu bloklarda pasolig sahibi taraftarların yerlerine benzer oranlarda taraftar yerleştirebilecek kulüplerin sayısı, yalnızca büyük takımlarla sınırlı değil. Göztepe ve Kocaelispor dışında, Süper Lig’de olmayan ancak alt liglerde benzer bir profil sergileyebilecek kulüpler arasında Bursaspor, Eskişehirspor, Sakaryaspor, Ankaragücü ve Karşıyaka da yer alıyor. Ancak bu durum, takımlar arasındaki eşitliği sağlamaktan çok, bazı kulüplerin daha avantajlı olduğu bir tablo ortaya koyuyor. Gerçekten sorun çıkaran ile küfredenlerin belirlenmesi ve yalnızca bu kişilerin stadyumlara alınmaması gerektiği aşikar. Kulüp yönetimlerinin karmaşık uygulamalara başvurmak yerine, gereken düzenlemeleri hayata geçirmeye odaklanmaları ve gelen taraftarların haklarını korumaları elzemdir.
Bunun önemini anlamak için daha fazla çaba sarfetmemiz gerekiyor. Bu durum, aslında hepimizin karşı karşıya kaldığı büyük bir sorunun işareti. Aynı hak ihlalleri yaşandığında sessiz kalmamız, mevcut sorunların çözümünü zorlaştırıyor. Takımlarımızın desteklenmesi adına ağzımızla kuş tutsak bile, kulüp yönetimlerinin yaşadığımız sorunlar karşısında atıl kalmaları, yalnızca geminin yüzdürülmesi mantığıyla açıklanamaz. Adalet ve hakkaniyetin futbol alanında da talep edilmesi gerektiği bilinciyle, haklarımızı korumak için ısrarcı olmalıyız.
Büyüklük, yalnızca elde edilen kupalarla veya kazanılan maçlarla ilgili bir olgu değildir. Nicelik kadar niteliğin de önemli olduğu, deneyimlerin birikimi ile ortaya çıkan bir durumdur. Taraftarların haklarının korunması, bu bütünlüğün vazgeçilmez bir parçasıdır. Türkiye’de kulüp yönetimleri, çoğu zaman günü kurtarmaya yönelik bir anlayışla hareket ediyor. Bu yaklaşım, mevcut haksızlıkların ve adaletsizliklerin daha da derinleşmesine neden oluyor. Futbol dünyasında gözlemlenen olgular, gündelik hayatımıza da yansıyarak algılarımızı şekillendiriyor. Bazılarının daha eşit olduğu bir futbol ortamında, sesimizin duyulması neredeyse imkânsız hale geliyor.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



