
Millî Savunma Bakanlığı, İran’dan fırlatıldığı iddia edilen füzelere karşı S-400 hava savunma sisteminin neden kullanılmadığına dair soruları yanıtladı.
Aşağıda yer alan yanıtın, aslında bir itiraf niteliği taşıdığını gözlemlemek mümkün:
“Ülkemizin hava ve füze savunma faaliyetleri, tehdit değerlendirmeleri ve operasyonel ihtiyaçlar doğrultusunda çok katmanlı bir yapı içinde yürütülmektedir. Bu kapsamda en uygun savunma unsuru, angajman kuralları ve mevcut operasyonel tablo dikkate alınarak belirlenmektedir.
Türkiye, NATO’nun entegre hava ve füze savunma sisteminin bir parçasıdır. Bu sistem erken uyarı sensörleri, komuta kontrol sistemi ve önleme füzelerinden oluşmaktadır.
Bir balistik füze tespit edildiğinde, müdahale süresinin kısalığı nedeniyle sistem en uygun ve hızlı önleme aracını otomatik olarak seçerek ateşlemektedir.
Ülkemize yönelen balistik füze tehdidine karşı en uygun ve etkin savunma unsurları devreye alınarak, söz konusu mühimmat başarıyla imha edilmiştir.”
Bu ifadelerin özeti, Türkiye’nin hava sahasının NATO tarafından korunduğu, S-400 sistemlerinin ise depolarda beklediğidir.
Bunun böyle olacağını ilk günden itibaren öngörmek mümkündü; S-400’lerin satın alındığı günden bahsediyorum.
Millî Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında belirtildiği gibi Türkiye, NATO üyesi olarak “NATO’nun entegre hava ve füze savunma sisteminin bir parçasıdır.”
Bu sistemin bir parçası olduğu için S-400’leri almak adına ABD’ye “Patriot alacağım” diye yalvarmamıza gerek yoktu.
Geçmişte böyle bir füze tehdidi olduğunda NATO’nun Patriot bataryaları Türkiye’ye konuşlandırılmıştır.
Hatırlanacağı üzere Suriye ile yaşanan gerginlik döneminde ABD, Hollanda, Almanya ve İspanya’nın Patriot bataryaları Türkiye’ye gönderilmişti. “Tehdit geçti” gerekçesiyle ABD, Hollanda ve Almanya bataryalarını çekmiş, İspanya ise bir süre daha hava sahamızı korumaya devam etmiştir.
Bugüne kadar Türkiye’ye yönelik füze saldırısı, ilk kez ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından gerçekleşti.
Bu durumda S-400’ler değil, Patriotlar kullanıldı. Zira Bakanlığın açıklamasında belirtildiği gibi “balistik füze tehdidine karşı en uygun ve etkin savunma unsurları devreye alındı”, bu da S-400’ler olmadı.
S-400’ler için 2 milyar 500 milyon ABD doları ödendi.
Peşinatın (yüzde 45) ödendiği, gerisinin ise Rusya tarafından kredilendirildiği biliniyor. Faiz oranı, geri ödeme süresi ve ödemelerin durumu hakkında bilgi yok.
Bu sonuçlarla birlikte Türkiye, F-35 programından çıkarıldı ve bu süreçte 1,5 milyar dolar kaybetti. F-35’ler için harcadığımız paranın ne zaman geri alınacağı belirsizliğini koruyor.
F-35’e parça üretiminden çıkarıldığımız için yaşanan gelir kaybı da tam olarak bilinmiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400 alarak Putin ile ilişkilerini yönetebileceğini düşündü, ancak bu konuda başarılı olduğu söylenemez.
Şimdi köprü ve otoyolları satarak 3,5 milyar dolar kazanma planları yapıyor.
Oysa, 4 milyar dolarlık bir kaybı, uzmanlığa değer vermediği için, “ben yaparım olur” yaklaşımı nedeniyle yaşadı.
Ege’deki hava üstünlüğünü tarihte ilk kez Yunanistan’a kaptırmış olmak da dikkat çeken bir durum.
*
Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan
Yargıtay’ın bozma kararının ardından Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında gerçekleştirilen davada Ilıcak’a 3 yıl 9 ay, Altan’a ise 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararındaki gibi cezaları “silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan verdi.
Bir gazetede yazı yazarak örgütün amaçlarına hizmet etmiş olabilirler ancak örgütün silahlı olduğunun ve bir darbe girişimi planladığının bilincinde olduklarını düşünmüyorum.
Zaten bu durumu bilecek konumda da değillerdi.
Gerekli tedbirleri alması gerekenler, o dönemde Türkiye’yi yönetenlerdir.
Mahkeme kararıyla ilgili haberi okurken, “aynı menzili maksuda gittiklerini mi düşünmüşlerdi acaba” sorusu aklımdan geçti.
Zira, bu örgüt devlet içinde örgütlenirken dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “aynı menzili maksuda gittiklerini” söylemişti. Bu konuda bizlere de bilgi vermişti.
Bu nedenle “ne istedilerse” vermekte tereddüt etmemişti. Ancak menzil ve maksut konusunda hiçbir açıklama yapmamıştı.
Geçen gün KPSS soruşturmasını örtbas eden savcı saklandığı yerde yakalandığında aklıma yine aynı soru geldi: Ört bas eden kimdi?
Türkiye, ilginç bir adalet ülkesi haline geldi, sadece bunu belirtmek istedim.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



