Saadet Partisi: CHP’nin Kapıkulu Olma Yolunda

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Saadet Partisi: CHP’nin Kapıkulu Olma Yolunda

Saadet Partisi’nin büyük ölçüde CHP’ye benzemesi dikkat çekici bir durum olarak öne çıkıyor.

Bu durumun kaçınılmaz olduğu aşikâr.

Bir süredir CHP ile kurdukları ittifak, aynı ortamda bulunmaları ve benzer argümanları dile getirmeleri, hepsinin bir arada belirli bir hedefe yönelmelerine neden oldu.

Daha da endişe verici olan, bu süreçte CHP’lilerden daha sert ve rahatsız edici bir tavra ulaşmalarıdır.

Özellikle CHP’lilerin bile dile getirmekten çekindiği bazı ifadeleri cesaretle kullanmaya başladılar.

Bu olağandışı gelişme, uzun bir süre içinde şekillendiği için artık bu duruma alıştık.

Başlangıçta şaşırdığımız ve zaman zaman üzüntü duyduğumuz davranışlar, genel bir tavra dönüştüğünde, onları karşı tarafın bir temsilcisi olarak görmeye başladık.

Nitekim, Saadet Partisi, İslam karşıtı çevrelerle iş birliği yapmaktan çekinmedi ve bu durumu en uç noktaya kadar taşımaktan imtina etmedi.

Başlangıçta, Tayyip Erdoğan’a karşı bir intikam alabilmek amacıyla bu çevrelerle bir araya geldikleri görülüyordu.

Fakat zaman geçtikçe, bu hastalıklı yaklaşım içlerine yerleşti ve kimliklerinin bir parçası haline geldi.

Elinde az bir oy oranı bulunduran Saadet Partisi, CHP’ye uymak ve onlara hoş görünme ihtiyacı hissetti, bu da onları önce sözde rüşvetlere, ardından da daha da kötü bir duruma sürükledi.

Düşman olarak gördükleri herkese hakaret ettiler ve bu konuda ortaklarına adeta tur bindirdiler.

Onların etmediği hakaretleri savurdular ve akıllarına gelmeyecek gerekçelerle saldırıya geçtiler.

Ancak, bu durumun da bir sınırı vardır.

Bu gerçeği fark ettiklerinde, söylem ve argüman bazında onlara benzer şeyleri dile getirmeye başladılar; bu, onların açısından kabul edilemez bir noktaya ulaşmalarıydı.

Saadet Partisi’nin adını hatırlamakta zorlandığım yeni genel başkanının bir programda söylediklerini duyduğumda, görüşlerimde ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anladım.

Adını hatırlayamadığım bu şahıs, CHP’lilere tur bindirip bir mental dönüşüm geçirdiklerini şu sözlerle ifade ediyordu:

“Bugün Türkiye’de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, dünyanın en büyük motor fabrikasını mı yapmak, dünyanın en büyük camisini mi yapmak?… Ben motor fabrikası derim.”

Bu ifadeye bir sosyal medya platformunda rastladım. Öncelikle, “bu kadar da olamazlar” diye düşündüm ve yazılı olarak okuduğum bu sözlerin görsel kaynağını bulup dinledim.

Sözler tamamen aynıydı ve fazlası vardı. İşte o an, uzun yıllardır din düşmanı kimselerin bu millete dayattığı “din ilerlemeye engeldir” söyleminin, dönüşüm geçiren bu zavallıların düşünce yapısına yerleştiğini fark ettim.

Karşı tarafa hoş görünmek için, dindarlık iddiasını tamamen boşaltacak ve “ilerici” olduğunu kanıtlayacak bir argüman geliştirmeyi tercih eden bu kişi, aşağılık bir kompleksi yansıtan sözlerle bağlamdan yoksun bir yaklaşım sergiledi.

Bu sakil yaklaşım, programı düzenleyen kişinin de işine gelmiş olmalı ki, bu mantıksız karşılaştırmayı sorgulama gereği duymadı.

Hangi akıl, cami ile motor fabrikası arasında böyle bir tercih dayatır?

Cami, motor fabrikasının düşmanı mı? Ya da cami yapmayı düşünen kişi motor fabrikasına karşı mı?

Bu mantık, başörtüsüne düşmanlık yapanların geliştirdiği “gerici” argümanının bir yansıması değil midir?

Aya gitmeyi idealleştiren Kemalist zihniyet, yıllar boyunca camiye giden Müslümanların bu hedefe ulaşmalarını engellediğini savunmadı mı?

Bu kişi, “ben fabrikayı seçerim” derken kendi hayal dünyasında kurduğu bu dayatmayı mantıklı bir önerme gibi sunmaya çalışıyordu.

Zihni, cami karşıtı ortaklarına öylesine angaje olmuş ki, “bakın ben tamamen sizin gibiyim. Eğer bana ‘cami mi, motor mu?’ diye sorsanız, düşünmeden ‘motor’ derim” diyerek büyük bir gururla poz vermeye çalıştı.

Bu yaklaşımın arka planındaki peşin kabul şudur: “Cami yapanlar ve camiye gidenler gericidir. Gericiler, motor fabrikasına düşmandırlar ve ellerine dünyanın en büyük motor fabrikasını yapma fırsatı geçtiğinde, gidip cami yaparlar!”

Adını hatırlayamadığım bu zat, işte tam bu noktada devreye giriyor ve “biz kesinlikle onlardan değiliz. Hele gerici hiç değiliz. Eğer ‘cami mi, motor mu’ derseniz, hemen motorun yanında saf tutarım” diyerek kendilerini farklı göstermek için çırpınıyor.

Gerçek şu ki, onlar bizden değiller!

Hiçbir zaman da olmadılar!

Uzun bir süredir, yüz yıllık zulmün arka planında CHP’nin tetikçisi ve kapıkulu olmayı tercih ettiler ve bunun için çabalamaktan geri durmadılar!

İstanbul’u yağmalayan hırsızların ve ahlaksızlıkta zirveye ulaşan kişilerin yoldaşı olmayı sorun etmemekle kalmayıp, bunu savunmayı adeta bir görev addeden bir anlayıştalar.

Onlar, 80 öncesinde Fatsa’da komün kuran ve birçok insanı ya katledip ya da sürgün eden Terzi Fikri’yi saygıyla anarken, Kemalist rejimi kökünden sarsan ve Tayyip Erdoğan’a hakaret eden işbirlikçilerdir!

Bu gerçekler ortadayken, ne onlar bizden ne de biz onlardanız!

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın