
Adolphe Sax, 1894 yılında 80 yaşında, maddi zorluklar içinde hayata veda ettiğinde, caz müziğinin doğmasına yaklaşık 15 yıl, kendi adını taşıyan enstrümanın caz dünyasında önemli bir yere sahip olmasına ise 35 yıl vardı. Yaşamı boyunca, icadının Fransız ordusu bandoları tarafından kabul edildiğini ve Berlioz, Bizet, Massenet gibi ünlü Fransız klasik müzik bestecileri tarafından eserlerinde kullanıldığını görse de, bu durum onun zorlu hayatında sadece birkaç istisnai anı oluşturuyordu.
Günümüzde saksofon denilince caz, caz denilince ise doğaçlama akla geliyor. Ancak, 1990’lı yıllarda Indiana Üniversitesi’nde lisans eğitimimi sürdürdüğüm dönemde, orada bir klasik saksofon bölümü olduğunu keşfettim. Saksofon, klasik müzik repertuvarında yer alıyor muydu? Bir konservatuvarda bu enstrüman için bir bölüm açılacak kadar yeterli repertuvara sahip mi?
Meğerse varmış! Berlioz ve Massenet gibi Fransız Geç Romantikleri bir kenara bırakırsak, 20. yüzyılda saksofon için yazılmış birçok modern klasik müzik eseri bulunuyormuş. Bu eserlerin meraklıları olduğu gibi, bazı okullarda bu alanda eğitim veren bölümler de mevcuttu. Okulumda saksofon eğitimi alan öğrenciler, obuacılardan ve fagotçulardan pek de farklı değildiler. Caz ve doğaçlama, eğitimlerinin bir parçası değildi; zira onlar modern eserleri, büyük bir titizlikle çalışıyorlardı. Zira bu eserler, hem dinleyici hem de icracı için karmaşık ritimler içeren zorluklarla doluydu.
… ve ben o bölümdeki öğrencilerin çalışmalarına eşlik etmekten keyif aldım. Bu serinin ilk yazısında, eşlikçilerin ne kadar titiz olduğunu, piyano partisi zor olduğu için bazı eserleri çalmayı nasıl reddettiklerini, yeterince zaman olmadığında ise geri çevirdiklerini anlatmıştım. Ancak ben, yılların yoğun ve tutkulu çalışmasıyla geliştirdiğim beceriler sayesinde, her zorluğu bir “challenge” olarak kabul ediyordum. En karmaşık eşlik partilerinden bazıları, bu klasik saksofoncuların eserleriydi.
Ingolf Dahl’ın Saksofon Konçertosu’na kulak verirseniz, dinleyici için neden zorlu olduğunu anlayabilirsiniz. Orkestranın görevinin piyano partisine indirgenmiş olduğu versiyonu dinlerseniz, piyanist değilseniz, piyanistler için zorluğunu hemen kavrayamayabilirsiniz. Zira bu, Liszt veya Rachmaninov gibi bestecilerin eserleri gibi gösterişli bir piyano partisi değil; daha çok karmaşık ve ahenksiz ses yığınları içeren, düzensiz bir kaos olarak karşımıza çıkıyor. Nefesli çalgılar orkestrası için yazılmış bir eserin, bir piyanistin 10 parmağına indirilmiş olması da ayrıca bir zorluk teşkil ediyor. Ancak ahenkli müziklerde bu durum o kadar büyük bir sorun oluşturmuyor.
Dahl’ın konçertosunu mu yoksa Creston’un eserini mi çaldığımızı hatırlamıyorum, ama muhtemelen ilkini icra ettiğimiz bir akşamdı. Dönem sonlarında, sınav yerine geçen öğrenci resitallerinden birine eşlik ediyordum. Eşlik ettiğim saksofoncu arkadaştan izin alarak, konserin başında dinleyicilere küçük bir sürpriz yapmaya karar verdim: tam önümdeki notaya girecekken, onun yerine bir solo doğaçlama gerçekleştirdim!
Bu durumu gerçekleştirmemin sebebi, Dahl’ın konçertosunun piyanodaki girişini dinlediğimde, piyanistin aslında Lully, Rameau, Couperin gibi Fransız Barok bestecilerine ait bir uvertür çalmaya çalıştığını ancak birçok yanlış nota çalıyor gibi duyulduğunu fark etmemdi! Ben o yanlış notaları basmadan, bu materyalden nasıl ahenkli bir müzik çıkabileceğini göstermek istemiştim.
Müzikal şakam uzun sürmedi. Alkışlarımı aldıktan sonra, bir süre dinlendikten sonra önümdeki eseri ve programda planlanan her şeyi bestecilere sadık kalarak icra etmeye devam ettim. Yani, var olan eseri tahrif etmemiştim; sadece onun önüne bir uvertür ekleyerek, dinleyicilere konserin geri kalanını izlemeleri için biraz gülümseme fırsatı sunmak istemiştim.
Başarılı geçen konserin ardından arkadaşın hocası yanımıza geldi. Disiplinli ve ciddi bir insandı. Öğrencisini hem doğrularıyla hem de yanlışlarıyla değerlendirdi ve kutladı. Bana gelince, “konserin başında yaptığın şey büyük ustalık isteyen bir virtüözite gösterisiydi. Ancak bu kutsal şeylere saygısızlık niteliğindeydi. Bir daha asla olmasın!” dedi.
Bir daha asla, o öğrencilerin konserlerinde benzer bir şey yapmadım. Ama beni tanıyorsunuz;)
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



