
“Savaşta verilen ilk kurban hakikattir,” ifadesinin kökleri oldukça derinlere uzanıyor.
Gerçekten de savaş esnasında meydana gelen olayların tam olarak anlaşılması oldukça zordur. Zira savaş, doğası itibarıyla yalan, hile ve kandırmaca içerir. Yasaklar, engeller ve sansürlerle doludur.
Bu durum, günümüzde dijital bilgi kirliliği içinde boğulma tehlikesi yaşayan dünya için de geçerliliğini koruyor. İsrail-ABD-İran çatışması, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor.
Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Savaşı ile ilgili unutulmaz şiirinin açılış dizesinde sorduğu gibi:
“Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?”
Ne yazık ki artık var: Hürmüz Boğazı savaşı!
Yüzyıllar geçmesine rağmen insanın insana reva gördüğü dehşet giderek artmaya devam ediyor:
“Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: savrulur enkazı beşer.
Kafa, göz, gövde baca, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.”
İnsanlığın enkazı
Çanakkale’de olduğu gibi Hürmüz’de de insanlığın enkazı savrulmaktadır!
Bu enkaz ne kadar büyürse büyüsün, insanlık yine de savaşmadan, yakmadan ve yıkmadan ilerleyememektedir.
Diyebiliriz ki, insan, biyolojik ve antropolojik olarak “savaşkan” bir tür olarak tanımlanmakta ve bu özelliğinden ne kadar ilerlese de kurtulamamaktadır.
Bilimsel araştırmalar, “savaşkan” canlı türlerinin sayısının oldukça sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır.
Burada şiddet ve kavgayı kastetmiyorum, bu çok yaygın. Ben, ordular halinde örgütlenip “düşman”ı yok etme çabasından bahsediyorum. Sık sık bunu yapmadan varlığını sürdüremeyen bir yapıdan söz ediyorum. Bunun için sürekli fırsatlar arayışından bahsediyorum.
Bu özelliği nedeniyle insanlık tarihi, savaşlarla doludur. Savaşları durdurmak için yapılan tüm girişimler yetersiz kalmış ve bozulmuştur. Günümüzde Birleşmiş Milletler’in yaşadığı çaresizlik durumu, ilk ve son olmayacak.
Bütün yollar
İnsan türünün savaşkanlığını dinler, peygamberler ve kültler önleyememiştir. Aksine, kendileri savaş nedenleri veya bahaneleri haline gelmişlerdir. Varoluş amaçları dayanışma ve barış olsa da, “ümmet”in üyeleri savaş halindedir; Müslümanlar birbirini öldürmektedir. Anarşist proleterya enternasyonalizmi, emekçilerin birbirlerini öldürmesini engelleyememiştir.
Başlangıçta hayal edilenler ne olursa olsun, tüm yollar savaşa çıkmıştır.
Nobel ödüllü yazar Jose Saramago bu sebeple insanların başka gezegenlere gitmesine ve oradaki varlıklarla etkileşime geçmesine karşı çıkmıştır. Zira belki de onlar savaşkan değildir!
Savaşın ahlakı
Mehmet Akif’in güçlü şiirinde belirttiği gibi, artık savaşlar yalnızca meydanlarla sınırlı kalmamaktadır; “topyekun” bir hal almıştır. Bunu mümkün kılan unsurlardan biri, savaşın her yere taşınmasını sağlayan iletişim araçlarıdır.
Aslında bu araçlar, aynı zamanda savaş aletleridir.
“Bu nedir?” diye sorduğumuz Hürmüz Boğazı savaşı, tarihe ilk yapay zeka savaşı olarak geçecektir. Bir savaş düşünün ki komuta algoritmalardadır! Hedefleri o belirliyor, bombaları o seçiyor, sonuçları o değerlendiriyor.
İran’da yaşanan tam da budur.
Benim gibi geleneksel düşünenler “Savaşın bile bir ahlakı olmalı. İnsanları öldürmek, yalnızca makinelerin beynine yerleştirilmiş algoritmalara bırakılacak bir mesele değildir!” diyebilirler.
Ancak, Gazze’den gelen raporlara göre yapay zeka tarafından belirlenen hedeflerin bu kadar çok aile ve çocuğun bulunduğu binalar olması bir rastlantı değildir. İran’daki ilk gün bombalamalarında hayatını kaybeden çocuklar da bu durumun bir parçasıdır!
Algoritma böyle istemektedir!
Sözü yine Akif’in şiiriyle, tek bir kelime değiştirilerek bağlayalım:
“Ah o yirmi birinci asır yok mu, o mahluk-i asil
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyla, sefil”
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



