Savaşın Gölgesinde Gıda Krizi Büyüyor!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Savaşın Gölgesinde Gıda Krizi Büyüyor!

Savaşlar sadece şehirlerin altyapısını değil, aynı zamanda gıda sistemlerini de derinden etkiliyor. “Atılan her füzenin tahribatı, eninde sonunda kilerlerimize yansıyacak” öngörüsü, maalesef hızla gerçeklemiş durumda.

Günümüzde konu yalnızca gıda bağımsızlığıyla sınırlı değil. Asıl mesele, küresel gıda sisteminin ne denli kırılgan olduğunun farkına varmaktır.

Çünkü bu savaş, bir tahıl ambarında değil, stratejik bir boğazda yaşanıyor. O boğazın adı Hürmüz.

Hürmüz Boğazı denilince akla ilk gelen petrol olsa da, şu an üzerinde durulması gereken en önemli konu gübre.

Basra Körfezi, dünyanın en ucuz doğalgaz rezervlerinin bulunduğu bir bölge. Doğalgaz, gübrenin üretimindeki temel bileşenlerden biridir.

Amonyak bu bölgede üretiliyor, üre oradan çıkıyor, azot buradan temin ediliyor. Ve azot olmadan buğday, mısır ve pirinç gibi temel tarım ürünleri gelişmiyor.

Rakamlar oldukça çarpıcı; Körfez ülkeleri, küresel üre ihracatının yaklaşık yarısını ve amonyak ihracatının üçte birini karşılıyor.

Dünya genelinde ticareti yapılan gübrenin önemli bir kısmı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Boğaz kapandığında yalnızca gemi trafiği durmuyor; tarım da duraklıyor.

Bugün tam olarak böyle bir durum yaşanıyor. Hürmüz’deki gemi trafiğinin aksaması, enerji fiyatlarının artmasına neden oldu. Enerji fiyatları yükseldiğinde gübre maliyetleri de artıyor. Gübre fiyatları yükseldiğinde ise çiftçiler geri adım atıyor ve bu durum bir zincirleme etki yaratıyor.

Bank of America’nın raporuna göre gübre fiyatları yüzde 30-40 oranında artış gösterdi. Bazı piyasalarda üre fiyatı ton başına 200 dolardan fazla yükseldi. Güneydoğu Asya’da gübre fiyatları ise yüzde 40’ın üzerinde bir artış kaydetti.

Bu durum sadece maliyet artışıyla sınırlı kalmıyor; üretim kararlarını da etkiliyor. Çiftçiler daha az gübre kullanmaya yönelirse verim düşüyor. Bazı ürünler ise hiç ekilmiyor. Özellikle azot bağımlısı mısır ve buğday gibi ürünlerde bu etkiler daha belirgin hale geliyor.

Gıda maliyetleri artıyor

Yani mesele yalnızca bugünkü fiyatlarla sınırlı değil. Mesele, birkaç ay sonra hasat edilecek ürünlerde yaşanacak olumsuz değişiklikler.

Dünya Gıda Programı’nın son uyarısı da bu nedenle oldukça dikkat çekici. Eğer çatışmalar sürerse, bu yıl 45 milyon insan daha ciddi açlık riskiyle karşılaşabilir. Zaten 318 milyon olan küresel gıda güvensizliği, 363 milyona yükselebilir.

En büyük etki ise ithalata bağımlı ülkelere olacak. Asya, Afrika ve Orta Doğu gibi bölgeler, hali hazırda kırılgan durumda.

Örneğin, Sudan buğdayının yüzde 80’ini ithal ediyor. Somali’de gıda fiyatları ise şimdiden yüzde 20 artmış durumda. Yani bu kriz, zengin ülkelerin enflasyon sorununu, yoksul ülkelerin ise açlık meselesini derinleştiriyor.

Madalyonun diğer yüzü ise lojistik sorunlar. Hürmüz’den kaçan gemiler, Afrika’nın etrafını dolaşmak zorunda kalıyor. Bu da yaklaşık 9 bin kilometrelik ek bir yol demek. Daha uzun süreli yolculuklar, daha fazla yakıt ve yüksek maliyet anlamına geliyor.

Birleşmiş Milletler’in Sudan’daki yardım operasyonları bile bu nedenle aksıyor. Konteyner başına 2 bin ila 4 bin dolar arasında ek maliyet oluşuyor. Yani yardım ve gıda, pahalanıyor.

Aslında durumu üç kelimeyle özetlemek mümkün:

Biber, yakıt, ambalaj. Tarladaki biberin maliyeti gübre ile artıyor. Taşıma maliyetleri yakıt ile yükseliyor. Market raflarına ulaşan ürünlerin maliyeti ise ambalaj ile artış gösteriyor. Bu üçlü etki, en sonunda alışveriş sepetine yansıyor.

Ve çoğu zaman ilk hissedilen değil, en son hissedilen oluyor. Ama en sert hissedilen de o.

Savaş bir yıl sürerse felaket olur

Peki, Türkiye’nin durumu ne?

Tarım ve Orman Bakanlığı, gübre stoklarıyla ilgili herhangi bir sorun olmadığını ve gerekli önlemlerin alındığını bildiriyor.

Gümrük vergileri sıfırlandı, alternatif tedarik yolları açıldı. Hatta 2016’dan beri yasaklı olan amonyum nitrat gübresinin kullanımı yeniden serbest bırakıldı. Bu önemli bir adım, çünkü bu tür kararlar krizin sadece “fiyat” değil, aynı zamanda arz güvenliği meselesi olarak görüldüğünü gösteriyor. Yetkililer “Bugün için bir sorun yok” derken, traktör depolarının çiftçilere maliyeti hızla artıyor. Ancak bu cümledeki kritik ifade “Bugün”.

Çünkü bu kriz, bugünün değil, geleceğin krizi. Gübrede yaşanan bir aksama, raflara hemen yansımaz. Ama birkaç ay sonra, hasat zamanı geldiğinde bu durum kendini gösterir. Daha düşük verim, daha az ürün, daha yüksek fiyatlar ortaya çıkar.

Ve belki de daha önemli bir soru: Eğer savaş bir yıl sürerse sonuç ne olur? Dünyanın en büyük gübre üreticilerinden birinin CEO’su bu soruya net bir yanıt veriyor: “Felaket olur.”

Bugün yaşananları sadece bir savaş olarak görmek yetersiz kalır. Bu, gıdanın, gübrenin ve suyun giderek daha fazla jeopolitik bir araç haline geldiği yeni bir dönemin işareti.

Gazze, Sudan, Yemen gibi yerlerde bunu gördük. Şimdi ise daha küresel bir versiyonuyla karşı karşıyayız. Gıda artık sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir güç unsuru. Bu noktada tekrar soruyoruz: Hürmüz Boğazı kapandığında ne olur? Cevap oldukça basit: Önce tankerler durur. Sonra fabrikalar yavaşlar. Ardından tarlalar etkilenir.

Ve en sonunda, sofralar değişir. Çünkü savaş artık sadece cephede değil, market raflarında da sürüyor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın