Seçim Öncesi Türkiye: Umut ve Kaygılar

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Seçim Öncesi Türkiye: Umut ve Kaygılar

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 2014 yılında iktidara gelmesinin ardından geçen 12 yıl içinde ülkemizi belirli bir noktaya taşımıştır. Bu süreçte AK Parti’ye oy veren geniş bir kesim bulunmakta. Ancak gerçek bir demokraside muhalefet olmanın da büyük bir hak olduğu gerçeği, şu dönemde CHP’nin temsil ettiği bir olgudur.
Bu konu hakkında daha önce birkaç yazı kaleme aldım. Şimdi ise sizlere arşivimden çıkan ve birkaç yıl öncesine ait bir yazıyı sunmak istiyorum. Önce yazıyı okuyalım; ardından üzerine konuşalım.

Ülkenin muhtemelen kurtuluşuna çok az kala…

Ülkemizin kaderinin birkaç hafta içinde belirleneceği bir seçim sürecine giriyoruz. Tarih boyunca kimi seçimler bu kadar kritik olmuştur. Kendi hatıralarımdan, 1950 yılında Adnan Menderes’in Demokrat Partisi’nin beklenmedik bir şekilde İsmet İnönü’nün CHP’sini yenilgiye uğratmasını anımsıyorum; daha o zaman çocuk yaşta olmama rağmen… On yıl sonra ise o yönetim, askeri bir darbeyle devrilmiş, ardından trajik Yassıada duruşmaları ve idamlar yaşanmıştı. Her on yılda bir askeri müdahale de adeta milli bir gelenek haline gelmişti: 12 Mart 1971, Kenan Evren darbesi 1980…

Bu defa askeri bir darbe ihtimali yok. Demokrasi rejimi ülkemizde belli alışkanlıklarıyla yerleşmiş gibi görünüyor. Ancak bu durum, yalnızca yüzeyde kalıyor. Zira 21 yıldır başımızda olan bu yönetim, birçok alanda yozlaşmaya ve insanlığın son yüz yılda elde ettiği temel haklara ihanet etmeye devam etmiştir. Batılı anlamda bir demokrasi anlayışı bu koşullarda mümkün değildir. Şimdi ise bu özlemi gerçekleştirmek için bir fırsat söz konusu. Belki de son bir fırsat…

Nereye odaklanmalıyız? Belki de Uğur Dündar’ın SÖZCÜ’deki yazısıyla esprili bir başlangıç yapabiliriz.
2002’de AKP’nin zaferi öncesinde Zuhurat Baba’yı ziyaret ettiğinde, kalabalığın büyük bölümünün dua ettiğini belirtmişti. Fakat bu kez gittiğinde, neredeyse herkes “AKP iktidarından hayırlısıyla kurtulmak” dileğinde bulunuyormuş. Uğur’a inanmak zor mu?

Yine hemen yanımda, Deniz Zeyrek’in yazdığı gibi: “İki yankı odasına bakmanızı öneririm. Erdoğan’ın odasında tehditler, suçlamalar ve gergin politikacılar var. Kılıçdaroğlu’nun odasında ise gülücükler, kuş sesleri ve kalp işareti yapan insanlar… Hangileri kazanacak bakalım?”

Gergin yüzlerden bahsettiğimizde, özellikle Devlet Bahçeli’yi, kalp işareti yapanlar arasında da Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Tunç Soyer gibi önemli başkanları anmadan geçemeyiz. Hepsine ayrı bir teşekkür borçluyuz…

Ancak bu seçim için tartışmalar o kadar karmaşık ve bazıları o denli yapay ki… Sanki 21 yıldır ülkeyi yönetenler, ülkedeki tüm kesimleri gözetmiş gibi davranmışlar. Tarımdan sanayiye, savunmadan bilime, sanattan kültüre her alanda en iyisini yapmışlar gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Sanki düşünce özgürlüğüne, gerçek hukuk ve adalete uymuşlar; kadınların maruz kaldığı şiddet ve hak ihlalleri konusunda uluslararası anlaşmaları iptal edenler de onlar değilmiş gibi…

İstanbul’un göbeğinde Cumartesi Anneleri’ni darp edenler de aynı şekilde geçmişteki eylemlerini unutturmak istercesine, şimdi karşılarındaki muhalefete karşı ne vaatler ne de hayal ürünü projeler sunuyorlar. İktidar cephesinin yanında, CHP’nin vaatleri ise hem gerçeklere daha yakın hem de eski anılarımızı canlandıran bir nitelik taşıyor. Sümerbank’ın yeniden kurulmasından Köy Enstitüleri’nin ihyasına kadar birçok heyecan verici projeyi barındırıyor.

Bu durum yalnızca halkın yaşadığı yoksullukla ilgili değil; ‘soğanın fiyatı’ gibi görünse de, ülkenin orta ve üst sınıfları, daha eğitimli ve bilinçli kesimlerin de farklı sorunları var. Bu sorunlar, tüm toplumsal kesimlere sirayet eden bir etki yaratıyor. Çünkü toplumsal vicdanı yaralayan pek çok olay yaşanıyor. Örneğin, 77 ile 83 yaşları arasında bulunan altı şerefli asker, ‘kumpas davası’ adı verilen uydurma davadan mahkumiyet almış durumda. CUMHURİYET’te Barış Terkoğlu’nun bu konu hakkında yazdığı yazıda belirttiği gibi, “FETÖ dönemi yargısının sahte delillerle başlattığı 28 Şubat kumpas davası, AKP döneminde de sürdürülmüştür.”

Barış Terkoğlu, “Sivas katliamı sanıkları, Hizbullah hükümlüleri serbest bırakılırken, yaşı ilerlemiş 5 general hâlâ hapiste tutuluyor!” diyerek, bu durumun hem gerçek sorumluların hem de hepimizin vicdanını rahatsız etmesi gerektiğini ifade ediyor.

Yalnızca bu askerler mi? Gezi Davası’nın ‘baş sanıkları’ olarak sunulan aydınlar da yıllardır hapiste çile çekiyor. Bunlar arasında, ülkenin gerçek kültür insanlarından biri olan Osman Kavala da yer alıyor. Ardından Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi ve Tayfun Kahraman gibi değerli isimler geliyor. Yaşananlardan yıllar sonra, bu insanlar 18 yıllık mahpusluk cezasını çekiyor. Umuyorum ki, bir iktidar değişikliği onlara da bir nefes aldırır.

Bir başka örnek ise, Kürt sorununun en aklı başında liderlerinden Selahattin Demirtaş. 2016’dan beri hapiste olan bu değerli avukat ve yazar, duvarlar ardında geçirdiği sürede öfkesini değil, yapıcı ve barışçı mesajlarını dile getiriyor. En son kitabında PKK’yı reddettiğini ve Kılıçdaroğlu cephesinde yer aldığını belirtmesine rağmen, malum kişi ona yönelik sert sözler sarf etmeyi sürdürüyor.

Pazar akşamı Millet İttifakı’nın Maltepe’de düzenlediği İstanbul Mitingi oldukça başarılı geçti. SÖZCÜ TV sayesinde bu mitingi canlı olarak izleme imkanı bulduk. Diğer kanalların çoğu, büzülmüş politikacılara mikrofon uzatırken, burada altı parti lideri ve iki başkan, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş, sahne aldı. En büyük heyecanı ise Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu yarattı; bu iki isim büyük alkış topladı.

Bütün liderlerin eşleriyle miting alanına gelmeleri ve halkın önünde elele durmaları, gerçekten büyük bir saygı ve sevgi uyandırdı. Modern giyimli ya da başörtülü tüm hanımefendiler, bu gösterimde önemli bir yer edindi.

Saat 17.00’de ekran başına geçtik ve miting 20.30’da sona erdi. Önceden orada bulunan büyük bir kalabalığın bu kadar uzun süre orada kalması ve sürekli bayrak sallayıp durması, oldukça dikkat çekiciydi. Sanki birikmiş büyük bir enerjinin dışa vurumu gibiydi. Aynı enerjiyi, önümüzdeki günlerde de yaşamayı umut ediyorum…

İşte böyle… Sanki tarih bir kez daha tekerrür ediyor. Aynı toplumsal bunalım, aynı siyasi deprem ve neredeyse aynı insanlar… Ve bizim gibi yazarların kaleme aldığı benzer yazılar… Bakalım bu toplum ne zaman gerçek demokrasiye, sahici bir barışa ve topl

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın