
“Şeytan Marka Giyer 2” filminde moda, beyaz Amerikalı elitlerin hakimiyetinde. Kapsayıcılığa önem veren markalar, farklı etnik kökenlerden bireyleri istihdam etme çabasında bulunsa da, Runway dergisi kapaklarında beyaz modellerin baskın olduğu görülüyor.
New York’un göz alıcı gökdelenleri arasında geçen bu filmde Özgürlük Heykeli’ne yer verilmiyor. Hikâyenin gerçek şeytani unsuru, insanları köle gibi çalıştıran kapitalizm. Filmin açılış sahnesinde Andy (Anne Hathaway), en iyi gazetecilik ödülünü kazandığı gün bir telefon mesajıyla işten çıkarılıyor. İlk filmde ise “Editörlük pozisyonu için cinayet işlenir.” ifadesi dikkat çekiyor. Medya dünyasında yükselmek, adeta bir hayat-memat meselesine dönüşmüş durumda.
“Devil Wears Prada”, eleştirdiği kapitalizmden besleniyor. Moda, yalnızca zenginlerin dünyasına ait. New York’un arka sokakları filmde yer bulmazken, Madison Caddesi’nin lüks mağazaları ön planda. Dior, Prada ve Chanel gibi markaların reklamlara konu olması, orta kesime hitap eden firmalarla yan yana gelmeyecekleri mesajını veriyor. Filmdeki lüks markalar, prestij ve zarafeti beyazlık ile ilişkilendirerek izleyiciye sunuyor.
David Frankel’in yönettiği film, Amerikan rüyasını kadınlara aktarıyor. Dünyaca ünlü bir firmada yükselmek zor ama imkânsız değil mesajını veriyor. Andy, bir zamanlar asistanı olduğu Miranda’nın (Meryl Streep) kibirli tavırlarına katlanarak güvenini kazanıyor ve ikili birlikte çalışmaya başlıyor.
Aşk ve evlilik peşinde koşmayan kadınlar, zirve yarışında mücadele ediyor. Ancak her zaman güçlü ve çekici görünmek zorlayıcı bir hal alıyor. Kıyafetlerin başarı standartlarını belirlediği iş dünyasında şıklık, bir zorunluluk haline geliyor. İlk filmde, kadın çalışanlar patronları Miranda geldiğinde gizlice spor ayakkabılarını çıkarıp stiletto giyiyorlar. Sürekli bakımlı olmak ve saç fönü yaptırmak, ayrı bir mesai gibi görünüyor.
Erkek karakterler ise oldukça sıradan. Andy’nin arkadaşının ve müteahhit sevgilisinin senaryoya katkıları neredeyse yok denecek kadar az. Andy, gazeteciliğin modern binalar yapmaktan daha önemli olduğunu savunsa da, emlak sektörü her şeyin önünde. Hem dijital hem de basılı olarak yayımlanan Runway dergisinin geleceği belirsizliğini koruyor.
Genç bir seyirci, “Filmi izlerken bana cringe geldi.” diyerek, “Başkasının davranışı ya da sözü adına yerin dibine geçmek” anlamındaki kelimeyi yeni öğrendiğini aktarıyor. Meryl Streep’in “bu yaşta” oyunculuk yapması ve genç görünmesi izleyiciyi rahatsız ederken, Robert De Niro’nun yaşından dolayı bir utanma durumu söz konusu mu? Yoksa yaş sadece kadınları mı bağlıyor?
Milano’da düzenlenen bir etkinlikte modacılar, Leonardo da Vinci’nin “Son Akşam Yemeği” tablosunun önünde bir araya geliyor. Tarih ve sanatla pek ilgili görünmeyen grupta, sadece Miranda ve Andy tabloya dikkatle bakıyor. İsa gibi ihanete uğrayacağını hisseden Miranda, kendisini moda dünyasının peygamberi gibi görüyor.
Filmin yayınlanmasıyla birlikte “Moda sanat mı?” tartışmaları yeniden alevlendi. New York’taki Kostüm Enstitüsü yararına düzenlenen Met Gala’nın bu yılki teması “Moda Sanattır” olarak belirlendi. Amerikalı ressam Andy Warhol, “Moda sanattan daha çok sanattır.” demiştir. İngilizcede “art” (sanat) ve “artificial” (yapay) kelimeleri aynı kökten geliyor. Hem kostüm hem de resim, birer tasarım ürünüdür.
Amerika’nın çok kültürlülüğü göz önünde bulunsa da moda, beyaz ırka atfediliyor. “Bridgerton” dizisinden tanıdığımız Simone Ashley ve Lucy Liu’nun filmdeki katkıları oldukça sınırlı. Andy’nin Çinli Amerikalı asistanı (Helen Shen) ise klişe bir karakter olarak öne çıkıyor. Azınlıklar, kapsayıcılık ve politik doğruculuk adına senaryoya eklenmiş gibi görünüyor.
Meryl Streep’i izlemek büyüleyici olsa da, “Şeytan Marka Giyer 2” filminin derin bir konusunun olmadığı söylenebilir. Modanın neredeyse tamamen beyaz ve zengin Amerikalıların elinde olduğu bu yapımı izlememek de bir seçenek olarak değerlendirilebilir.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



