Şi Jinping ve Trump: Tukidides Tuzağı Uyarısı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Şi Jinping ve Trump: Tukidides Tuzağı Uyarısı

BBC News Mundo

Çin’in lideri Şi Jinping, ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği tarihi zirvede, dünya üzerindeki en büyük iki güç arasındaki çatışma olasılığını gündeme getirdi.

Bu bağlamda, “Tukidides Tuzağı” kavramı öne çıktı.

Pekin’de gerçekleşen zirve, ticaret anlaşmazlıkları, teknolojik rekabet ve Tayvan üzerindeki artan gerilimle şekillendi. Şi, bu çerçevede Tukidides Tuzağı’nı ifade etti.

Çin Devlet Başkanı, uluslararası ilişkiler alanında uzun süredir tartışılan bir soruyu ortaya koydu: ABD ve Çin, yükselen bir güç ile mevcut bir gücün çatışma yaşadığı tarihsel örnekleri göz önünde bulundurulduğunda, savaşın eşiğine gelmeden bu durumu atlatabilirler mi?

Şi, bu kavramı daha önce de dile getirmişti; ancak bu sefer, ikili ilişkilerin oldukça hassas olduğu bir dönemde yeniden vurguladı.

Her iki güç ve müttefikleri, Asya-Pasifik bölgesinde askeri gerginlikler yaşıyor ve küresel düzeyde nüfuz mücadelesi içinde belirgin bir rekabet sergiliyor.

Tukidides Tuzağı nedir?

Tukidides Tuzağı, akademik çevrelerde, yükselen bir gücün mevcut bir güce tehdit oluşturması durumunda ortaya çıkan çatışma riskini anlatmak için kullanılan bir terimdir.

Bu kavram, Atinalı tarihçi Tukidides tarafından ilk kez MÖ 5. yüzyılda Peloponez Savaşı’nı anlatırken ortaya konmuştur.

Tukidides, yükselen Atina’nın, dönemin hâkim gücü olan Sparta’da yarattığı korkunun kaçınılmaz olarak bir savaşı tetiklediğini belirtmiştir.

Gözlemciler, günümüzdeki Çin’i Atina ile, Amerika Birleşik Devletleri’ni ise Sparta ile kıyaslamaktadır. ABD, küresel egemenliğini korumaya çalışan yerleşik bir güç olarak değerlendirilmektedir.

Tukidides, iki rakip güç arasındaki güç dengesindeki hızlı değişimin neden olduğu gerilime dikkat çekmiştir. Çin’in yükselişi, daha önce benzeri görülmemiş bir hız ve büyüklükte gerçekleşmektedir.

Son on yıldır bu kavram, üniversitelerde, stratejik araştırma merkezlerinde ve diplomatik platformlarda büyük ilgi görmektedir. Özellikle Çin’in ekonomik, teknolojik ve askeri yükselişi, küresel güç dengesini köklü bir şekilde değiştirdiği için bu konu daha da önem kazanmıştır.

Ancak tarihin geleceği kesin olarak belirlenemez. Bu teori her zaman geçerli olmamıştır ve genellikle büyük güçler arasındaki rekabetin tehlikeleri konusunda bir uyarı olarak kullanılmaktadır.

Tarihsel örnekler

Tarih boyunca, Atina ve Sparta’nın rollerini üstlenen birçok yükselen güç olmuştur. Örneğin, 16. yüzyılın başlarında Avrupa’da Fransız egemenliğine meydan okuyan ve sonrasında bu gücü ele geçiren Habsburg Hanedanlığı gibi. Ardından, Habsburglara Osmanlı İmparatorluğu’nun meydan okuması da benzer bir duruma örnek teşkil etmektedir.

Bu tür durumlar, hâkim güç ile yeni ortaya çıkan güç arasındaki rekabetin savaşlara yol açtığı örneklerdir.

Uzmanlar, bu güç mücadelesinin dinamiklerinin, Birinci Dünya Savaşı’nın arşidük suikastı gibi beklenmedik olaylarla tetiklendiğini ifade etmektedir.

Bu özel durumda, Fransa ve Rusya tarafından desteklenen İngiltere, Atina, Almanya ise Sparta rolünü üstlenmiştir.

Tıpkı 2500 yıl önce Atina ve Sparta’da olduğu gibi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından hepsi zayıflamıştır.

Yüksek gerilimli bu durumlarda savaş olasılığı yüksek olsa da, bu kaçınılmaz değildir.

Tukidides Tuzağı’nı akılda tutmak, kaderci bir yaklaşım sergilemek anlamına gelmez. Tarih, dersler çıkarabileceğimiz bir zenginlik sunmaktadır.

Harvard Üniversitesi’nin uygulamalı tarih projesinde son 500 yılda bir ulusun yükselişinin, hâkim ulusun konumunu nasıl sarstığını gösteren 16 olay incelenmiştir.

Bu olayların 12’si savaşla sonuçlanmış ve böylece Tukidides’in tuzağına dair öngörüler desteklenmiştir.

İstisnalar

Harvard araştırmasında tespit edilen dört istisna, kaderin önceden belirlenmediğinin kanıtlarını sunmaktadır.

Birincisi, 15. yüzyılın sonunda Portekiz ve İspanya arasındaki mücadeledir.

Bu dönemde Portekiz, geleneksel rakibi Kastilya İspanyol Krallığı’nı geride bırakarak keşif ve uluslararası ticarette liderlik yapmıştır.

1490’larda birleşen İspanya, Portekiz’in sömürge egemenliğine meydan okumaya başlamış ve bu durum iki büyük gücü savaşın eşiğine getirmiştir.

Ancak dönemin papasının müdahalesi ve 1494’te imzalanan Tordesillas Antlaşması, büyük bir çatışmayı önlemiştir.

İkinci istisna, 19. yüzyılın sonlarında ABD’nin ekonomik gücünün, o dönemin en önemli imparatorluğu olan İngiltere’yi geride bırakmasıdır.

Büyüyen ABD filosu, İngiliz Kraliyet Donanması için kaygı verici bir rakip haline gelmiştir.

ABD, kendi yarımküresinde üstünlüğü kurmaya başladıkça, İngiltere eski sömürgesi olan Amerika’nın yükselişine uyum sağlamak zorunda kalmıştır.

Bu durum, İngiltere’nin verdiği tavizler sayesinde Batı Yarımküre’deki egemenliğini güvence altına alarak çatışmadan kaçınmasını sağlamıştır.

Bu yakınlaşma, iki dünya savaşında ABD ve İngiltere arasındaki ittifakın temelini oluşturmuş ve iki ülkenin de hâlâ sürdürdüğü kalıcı bir “özel ilişki” oluşturmuştur.

Üçüncü istisna, 20. yüzyılın ikinci yarısında ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş’tır.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD, dünya üzerindeki süper güç konumunu elde etmiştir.

Dünya GSYİH’sının yarısını kontrol eden ABD, büyük bir askeri güce ve nükleer silah tekeline sahiptir.

Ancak Sovyetler Birliği, kısa

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın