
The Drama, İngiliz sanat tarihçisi Charlie ile Afrikalı Amerikalı Emma’nın düğün hazırlıklarını sahneye taşıyor. Film, korku, romantizm ve komedi gibi çeşitli türleri harmanlayarak, izleyiciyi damadın evlilik yeminini yazma sürecine odaklanmaya davet ediyor. Metin, çiftin ilişkilerinin farklı aşamalarını yansıtan taslaklarla dolu. Peki, çift “Ölüm bizi ayırana kadar.” yeminini verebilecek mi?
Bir arkadaşım, “Filmdeki aşk bana geçmedi.” dedi. Bu durumun nedeni ise, aşkın doğal bir duygu olarak algılanmasının yanı sıra, kurgusallığının da ön plana çıkarılması. Charlie’nin, kütüphanede kitap okuyan Emma (Zendaya) ile tanışması, aslında kendi yazıp yönettiği bir oyunun parçasıdır. “En sevdiğim” dediği kitabı ise gerçekte okumamıştır.
Kristoffer Borgli’nin yönettiği bu film, okullardaki akran zorbalığını sorguluyor. 14 yaşındaki gözlüklü Emma, dış görünümü nedeniyle dışlanıyor. “Şişman” dedikleri kıza karşı psikolojik şiddet uygulanıyor. Arkadaş edinmenin tek yolu, geleneksel güzellik standartlarına uymaktan geçiyor.

[Spoiler içerir.]
Küçük Emma, okulda fark edilmenin yolunun şiddetten geçtiğini düşünüyor. Havalı bulduğu silah, estetik bir nesne haline geliyor. Okuldaki ürkek kız, evde tüfeği eline alıp kendi çektiği filmde cesur hissediyor. Siyah makyajıyla poz verdiği kamera ışığı, ona güç kazandırıyor. Ancak sürekli arızalanan bilgisayarına videoyu yükleyemiyor. Hem hayatta hem de ekranda görünmez durumda kalıyor.
Charlie’nin (Robert Pattinson) ofisine bırakılan bir kitapta, çıplak kadınların tüfekle poz verdiği fotoğraflar, şiddetin estetik bir biçimde sunulduğunu gözler önüne seriyor. Silah üzerinden, karşı konulmaz bir femme fatale imajı oluşturuluyor.
Nişanlısı Emma’nın bir kulağının sağır olmasının “seksi” olduğu düşünülüyor. Oysa Emma, çocukken ormanda atış yaparken babasının tüfeğini kulağına çok yakın tutması nedeniyle duyma yetisini kaybetmiş. Estetik kaygılar, etik değerlerin önüne geçiyor.
Suçun planlanması ve işlenmesi arasında fark olsa da, 14 yaşındaki kızın empati yoksunu olması asıl mesele. Katliamdan vazgeçme nedeni, arkadaşlarına acıması değil, “kahramanlığı” başkasına kaptırma korkusudur. Okula silah götürdüğü gün, alışveriş merkezinde bir tanıdığının öldüğünü öğrenir. Ertesi gün gazetelerde, Emma’dan önce davranan failin adı yazılacaktır. Fark edilme planı gölgede kalınca silahı çantasından çıkarmaz.
Sanat tarihçisi Charlie, müstakbel karısının geçmişinden habersizdir. İki yıl önce Emma’nın duyarlılığına hayran kalan Charlie, nişanlısının sarhoşken edindiği itirafla aslında onu pek tanımadığını fark eder. Emma’nın empati becerisini övdüğü satırları düğün konuşmasından çıkarır. Robert Pattinson, belirsizlik içinde sürüklenen ve ne yapacağını bilemeyen damat rolünde oldukça başarılı.

The Drama, suç işlemekten vazgeçip “normal” hayatlarına dönmüş bireylerin aramızda bulunabileceği gerçeğiyle yüzleştiriyor. Katil olmaya ramak kalmış biriyle evlenir miydiniz? Belki de zarif, naif ve kırılgan Emmaların görünüşüne Charlie ile birlikte biz de aldanıyoruz.
Irk ve kültür farklılıklarına dair önyargıları sorgulayan filmde, kimse masum değil. Okul saldırılarını Amerika ile özdeşleştiren İngiliz Charlie, siber zorbalıktan suçludur. Rachel, geçmişte bir çocuğu dolaba kilitleyip ormanın ortasında bırakmış. Afrikalı Amerikalı Mike, karısının düşündüğü gibi silahlarla büyümemiş olsa da kendini korumak için eski sevgilisini saldırgan bir köpeğe karşı savunmuştur.
Yönetmen, yakın çekim tekniği ve rahatsız edici müzikle izleyiciyi sürekli diken üstünde tutarken, aynı zamanda güldürmeyi başarıyor. İngilizcede “fotoğraf çekmek” ve “ateş etmek” anlamına gelen shoot kelimesi üzerine kurulan oyun son derece zekice. Şiddetin ve evliliğin performatifliğini eleştiren The Drama’yı izlemeyi ihmal etmeyin.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



