Şiddet ve Mafya: Dizilerin Toplumsal Yansıması

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Şiddet ve Mafya: Dizilerin Toplumsal Yansıması

Mafyatik diziler, şiddeti normalleştiren ve makul hale getiren bir dil geliştirir. Bu durum, şiddeti bir istisna olmaktan çıkarıp, hızlı ve etkili bir çözüm olarak sunmalarıyla ortaya çıkar. Ancak burada durmak, konunun sadece yüzeyine temas etmek anlamına gelir. Zira bu dil, kendi başına bir varoluş alanına sahip değildir; dizi, kendi içinde bir başlangıç noktası değil, var olan bir durumu devam ettiren bir yapıdır. Toplumsal koşullar şiddet üretmeye başladığında, eşitsizlikler derinleştiğinde, yoksulluk kalıcı hale geldiğinde ve adalet hissi zayıfladığında, bu tür anlatılar kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkar. Çünkü anlatı, var olan deneyimlerden beslenir, onları biçimlendirir ve sürekli olarak yeniden üretir, normalleştirir.

Elbette dizilerin kurduğu dili eleştirmek önemlidir. Şiddetin estetize edilmesi, çözüm olarak sunulması ve normalleşmesi sorgulanmalıdır. Ancak yarayı sadece yüzeysel olarak temizlemek yeterli olmaz; içeride birikmiş bir cerahat varsa, onu yüzeyde temizlemekle kalamazsınız. Aksine, bu cerahat yayılır ve dokuyu içeriden aşındırarak daha büyük bir çürümeye yol açar. Diziler, bu yüzeyin görünür hale gelmesini sağlar.

Şiddet içeren dizilerin toplumu kötü etkilediğine dair bir nedensellik ilişkisi kurmak, yani dizilerin toplumu suça sürüklediğini varsaymak, hem metodolojik hem de teorik olarak zayıftır. Bu tür bir yaklaşım, daha fazla içerik kontrolü için bir zemin hazırlamaktadır. Dizi ve şiddet etkisini inceleyen birçok çalışma bulunmaktadır. Etkiyi ölçmek kolay değildir; bu sadece zorluğundan değil, aynı zamanda meseleyi yanlış bir çerçeve içinde ele aldığından da kaynaklanmaktadır.

Hangi dizinin izleyicide nasıl bir karşılık bulduğunu anlamak için toplumsal bir ayna vazifesi görmemiz gerekmektedir. Dizi, mevcut durumu görünür kılar, onu düzenler ve yoğunlaştırır; bir anlamda toplumsal hayalin montajını yapar. Eğer şiddet dizide yer alıyorsa, bunun öncelikle toplumda bir karşılığı olduğu içindir. İzleyici, bu durumu tanır ve anlar; çoğu zaman bekler. Ancak dizilerin tamamen masum olduğunu söylemek de yanıltıcı olur. Bu yüzden meseleyi doğru kavramak önemlidir.

Diziler, şiddetin üreticisi değil, taşıyıcısıdır. Şiddeti tekrar eder ve estetize eder. Ancak bu tekrar önemli bir meseledir; zira ardı ardına gelen temsiller, şiddeti olağanlaştırma riskini beraberinde getirir. Bir davranışı mümkün kılan şey, tekrarın yarattığı aşinalıktır.

Bir karakterin sorunlarını konuşarak değil de şiddetle çözmesi neden inandırıcı geliyor? Neden adalet anlayışı çoğu zaman kişisel intikam üzerinden şekilleniyor? Neden güç, hâlâ bedensel üstünlük ve şiddet kapasitesiyle eşleştiriliyor?

Bu sorular bizi dizilerden çıkarıp toplumsal bir bağlama geri getirir. Zira şiddet, gündelik yaşamda, siyasette, erkeklik kurgularında ve adalet anlayışında zaten var olan bir dildir. Dizi, bu dili üretmez; yalnızca yeniden düzenler. Bu nedenle güçlüdür, çünkü tanıdık olanı yeniden inşa eder ve tanıdık olandan binlerce prime time dakikası üretir.

Türkiye’de televizyon anlatılarının 1990’lar öncesindeki yapısına bakıldığında, suçun merkezde yer almadığı bir yapı görülmektedir. Yeşilçam geleneğinin uzantısı olan melodramatik kurgu, aile ilişkileri, sınıfsal gerilimler ve duygusal çatışmalar, anlatının esas taşıyıcılarıydı. Suç, çoğunlukla bu melodramatik yapının içinde bir kriz unsuru olarak işlev görmekteydi; ahlaki konumları açığa çıkaran bir araç olarak kullanılıyordu. Ancak 1990’larla birlikte Türkiye’nin geçirdiği ekonomik ve toplumsal dönüşüm, Susurluk Skandalı, şehirleşmenin hızlanması ve kayıt dışı ekonominin genişlemesiyle birlikte bu denge değişmeye başladı. Özellikle Deli Yürek ile televizyon anlatısında belirgin bir kırılma yaşandı; mafya ve yeraltı dünyası ilk kez doğrudan anlatının merkezi haline geldi. Bu değişim, sonraki yıllarda Kurtlar Vadisi gibi dizilerle daha da pekişmiş ve mafya anlatısı Türkiye televizyonunda kalıcı bir tür haline gelmiştir.

Kurtlar Vadisi, mafya anlatısını geniş ve geçirgen bir güç ağı parçası olarak sunarak türün ölçeğini radikal bir şekilde genişletti. Bu anlatıda suç, iş dünyası, medya, güvenlik yapıları ve görünmeyen ittifaklarla örülü karmaşık bir ilişkiler sistemi içinde anlam kazanıyordu. Dizinin yarattığı bu evren, karmaşık hiyerarşileri ve gündelik hayatla olan temasları sayesinde izleyiciye tanıdık gelmiş; böylece mafya temsilleri, egzotik ya da marjinal bir alan olmaktan çıkarak toplumsal dokunun içinden geçmiştir. Şiddeti kutsayan bu tür, Kurtlar Vadisi ile birlikte niş bir izleyiciye hitap eden dar bir formdan kitlesel bir anlatıya dönüşmüştür. Şiddet, sadakat, ihanet ve güç mücadelesinin yüksek tempolu ve sürekli bir dramatik yapı içinde tekrar tekrar sunulması, mafya anlatısını televizyonun merkezine yerleştirmiştir. Bu kırılmadan sonra tür geri dönülmez bir biçimde dönüşmüş; mafya artık başlı başına bir anlatı iskeleti haline gelmiş ve sonraki yapımların büyük bir kısmı, doğrudan ya da dolaylı olarak bu kurulan evrenin estetik ve anlatısal kodlarıyla ilişki kurarak ilerlemiştir.

2010 sonrasında mafya teması, farklı anlatı formlarıyla birleşerek geçirgen ve hibrit bir yapıya dönüşmüştür. Bugün prime time akışına bakıldığında, her dört beş diziden birinde doğrudan ya da dolaylı olarak mafya, şiddet veya yeraltı temalarının yer alması tesadüf değildir; bu temalar, izleyicilere hızlı kavranabilir, yüksek yoğunluklu ve sürekli dramatik çatışmalar sunmaktadır. Mafya anlatılarının kalıcılığının temel nedenlerinden biri, güç, sadakat ve ihanet gibi temel ancak son derece işlevsel çatışma eksenlerini sürekli olarak yeniden üretmesidir. Bu eksenler, karakterler arası ilişkileri keskinleştirir ve her bölümün sonunda yeni bir kriz üretmeye elverişli bir yapı oluşturur. Özellikle Türkiye’deki uzun bölüm süreleri düşünüldüğünde, bu tür bir gerilim mekanizması anlatıyı canlı tutmak için neredeyse zorunlu hale gelmiştir. Zira mafya anlatısı, hikâyeyi sürekli ilerleten bir tehdit sürekliliği üretir; her ittifak geçicidir, her sadakat kırılabilir ve her güç dengesi yeniden kurulabilir. Dolayısıyla saatlerce ekran karşısında maruz kalınan bu anlatı kalıbı, basitçe süreyi uzun tutmak için de bir taktiktir.

<img alt="" data-error-hand

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın