Silivri’de Adalet Arayışı: Geçmişten Günümüze

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Silivri’de Adalet Arayışı: Geçmişten Günümüze

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasını takip etmek amacıyla Silivri’deyim. ‘Gazeteciliğimi’ ispatlama çabası içerisinde, mahkeme salonunda meslektaşlarımın yanında değil, izleyiciler arasında yer alıyorum. Bu duruşmaya tanıklık etmek istiyorum; bu nedenle buradayım ve gözlemlemeye, anlamaya, aktarmaya devam edeceğim.

Bulunduğum bölümün önünden avukatlar cübbeleriyle geçiyor. İçlerinden birini tanıyorum, genç bir avukat. 2011 yılı aklıma geliyor… Fetullahçıların kurguladığı ve iftiralarla dolu olan Oda TV davası. O dönemde birçok gazeteci tutukluydu. Haftalık ziyaretlerde, annesiyle birlikte Silivri’ye gelen bir çocuk dikkatlice etrafı izliyor. Gazeteci Ahmet Şık ile Yonca Şık’ın kızı Mina o çocuktu. Üzerinden 15 yıl geçti; şimdi avukat oldu ve haksızlığa uğrayanların adalet mücadelesini veriyor. Seslenmek istiyorum ama boğazımda bir şey var, sesim çıkmıyor. Duruşma arasında koridorda, meslektaşım Fatoş Erdoğan bizi tutuklu belediye başkanı İnan Güney’in eşi ve kızı ile tanıştırıyor. Güney’in kızı da hukuk okuyor. Tanıdığım birçok siyasetçi ve insan hakları savunucusunun (benim de) çocukları avukat olmuş durumda. Tunç Soyer’in kızı Defne örneğin. Sayabileceğim daha pek çok örnek var. Hukuk saygın bir alan ama avukatların tutuklu anne-babalara daha kolay ulaşabilmesi, tercih sebeplerinden biri.

Bugün davayı izlemek, avukatlar için daha da anlamlı bir gün. Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan savunma yapıyor. Pehlivan, savunmasında kısa süre önce yayımlanan ‘Yargı Silahı’-Lawfare kitabına da atıfta bulunuyor. Brezilya’da Lula da Silva’ya yönelik yargı sürecinin nasıl kurumsal bir yapıya dönüştüğünü ortaya koyan dikkat çekici benzerlikler var. Uygulamanın bir devlette kurumsallaşmasıyla birlikte iki ‘ölüm’ türünden bahsediyor. Kitaptan bir alıntı yapıyorum (Sayfa 26):

“Hukuki ölüm: Genellikle yargı savaşı yoluyla gerçekleşir ve hedef alınanların siyasete katılma olasılığını ortadan kaldırmayı amaçlar. (Arjantin’de Amado Boudou vakası). Uç durumlarda, Bolivya’da Evo Morales örneğinde olduğu gibi bir kişinin aday olmasının engellenmesi veya Brezilya örneğinde olduğu gibi İşçi Partisi’nin tasfiye edilmesi şeklinde kendini gösterebilir.”

Siyasal Ölüm: Muhalefetin kamuoyu nezdindeki imajlarının soruşturmalar ve davalarla zedelenmesi ve siyasi itibarlarının yok edilmesidir. Arjantin’de Cristina Fernandez de Kirchner’in maruz kaldığı durum buna örnek gösterilebilir.

Mehmet Pehlivan, 32 yaşında genç ancak bilgili ve kararlı bir avukat. Kitabını kızı Alina’ya ithaf etmiş. Kızının doğum gününü, tutukluluğunun 200. gününde açık görüşte kutlamış, kısa sürede birkaç oyun oynamaya çalışmıştı. Yazdığı kitapla ve duruşmada sarf ettiği sözlerle tarihe not düşmüş:

“Madem tarihe not düşüyoruz, madem buradayız; sözlük anlamıyla aktarıyorum: Bahane, bir şeyin gerçek sebebinin gizlenerek ileri sürülen uydurma bir sebep anlamına gelir. Kapatılmamızın gerçek sebebi ne? Benim kapatılmamın ve burada bulunan herkesin kapatılmasının gerçek sebebinin ne olduğunu milyonlar biliyor. Ortada bir delil olmadığı için kapatılmamıza bahane aranıyor.”

Şimdi de TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’dan bahsetmek istiyorum. Özgür günlerinde nerede bir haksızlık varsa; Çorlu Tren Katliamı’ndan Soma’ya kadar her yerdeydi. Tutukluluğunun dördüncü yılına giriyor. Eminim dışarıda olsa Ankara’da haklarını arayan madencilerin yanında olur, yanlarından ayrılmazdı. (TİP Genel Başkanı Erkan Baş madencilerle birlikte açlık grevine başladı.)

Atalay, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a bir dilekçe yazarak çağrıda bulundu. “Bir milletvekilinin Anayasa’nın hükümlerine ve AYM’nin kararlarına rağmen hapiste tutulması, 106. yıldönümünde TBMM için varoluş nedenine açık bir çelişkidir. Kurtulmuş’un bağlılık yemini ettiği Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın halen yürürlükte olduğunu hatırlaması için daha kaç mahkeme kararı yazılması gerekiyor?” dedi.

Hukuku savunan avukatlardan, haksızlığa uğradıkları için hukukları savunulan avukatlara gelince; AYM ve AİHM kararları yok sayılarak siyasi gerekçelerle içeride tutulanlar. Kendisi de avukat olan Selahattin Demirtaş’tan Selçuk Kozağaçlı’ya kadar birçok isim var.

AYM ve AİHM kararlarına değinmişken, bugün Gezi Davası’nda özgürlüklerini kaybedenlerin hapiste dördüncü yılı doldu. Can Atalay ve Tayfun Kahraman için (içerik ve şekilleri farklı) iki AYM kararı var, uygulanmıyor. Çiğdem Mater ve Mine Özerden’in dosyaları 2023’ten beri AYM’de bekliyor. Osman Kavala için (dokuzuncu yılında hapiste) iki AİHM ihlal kararı var, uygulanmıyor. Mater’in geçtiğimiz günlerde yayımlanan yazısındaki şu soru haklı değil mi?

“Madem uygulamayacaksınız, bu kararların turşusunu mu kuralım?”

Son olarak…

Bir süredir tartışma sürüyor: Davaları az kişi mi izliyor, çok kişi mi? Toplumsal ilgi azaldı mı, isimler unutulmaya mı başladı? Ben mesleki tecrübemle ve dünyadaki örneklere bakarak şunu söyleyebilirim: Bir yerde haksızlık veya hukuksuzluk varsa, bu durumun duyulması ve toplumun geniş kesimleri tarafından anlaşılması, hukuksuzluğa itirazın yükselmesi önünde hiçbir engel duramaz. Sessizliğe bakarak halkın ikna edildiğini düşünenler hep yanıldılar. Seçimler ve sandık; ne yaparlarsa yapsınlar vazgeçilmez olduklarını düşünenlerin sonuçları er ya da geç ortaya çıkacaktır. Silivri’den, Edirne’den, Bakırköy’den, Kandıra’dan, ülkenin dört bir yanında hapisteki siyasi tutuklulardan ve ailelerinin yaşadıklarından kamuoyuna yansıyanlar, parti veya ideoloji ayrımı olmaksızın pek çok kişinin vicdanını yaralamaktadır.

Fotoğraf: Dicle Sezen Öz/Evrensel

Ve evlatlar…

Ankara’da madenci babalarının açlık grevine gözyaşlarıyla destek veren çocuklar, doğum günlerini hapiste kutlayan evlatlar, okul kantininde veresiye defterine borç poğaça yazdıran gençler… Türkiye zor bir dönemden geçiyor ve bu ‘ağır’ yük en çok çocukların ve gençlerin sırtında. Bug

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın