Sivil Anayasa Tartışmaları: İki Yüzlü Söylem

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Sivil Anayasa Tartışmaları: İki Yüzlü Söylem

Geçtiğimiz hafta hükûmet çevrelerinde “yeni sivil anayasa” ifadesi gündeme getirildi.

Bu durum, “sivil anayasa” kavramının önümüzdeki dönemlerde sıkça kullanılacağına işaret ediyor.

Sivil ne demek?

Öncelikle belirtmek gerekir ki, anayasalar sivil bir niteliğe sahip değildir.

Zira “sivil” kelimesi tarihsel olarak devlet dışındaki alanları tanımlar.

Bu kavram, Fransızcadan dilimize geçmiş ve kökeni Latincede “civis” yani yurttaş anlamına dayanır. Günümüzde İngilizcede “surlarla çevrili yer” anlamında kullanılan “city” de aynı kökten türetilmiştir.

Bu kelime Türkçeye “sivil” olarak uyarlanmıştır. Hatta antik kentler için kullandığımız “site devleti” (aslında cite) terimi de bu kökene dayanmaktadır.

Sivil kelimesinin Türkçe karşılığı, “medeni” veya dil devriminden sonra “uygar” şeklindedir.

Bu terimlerin kökeni de benzer bir süreçten geçmektedir. Medeni, Arapça kökenli “kent” anlamındaki kelimeden türemiştir. Suudi Arabistan’daki Medine kenti de bu anlamı taşır.

Öz Türkçe hareketi, ilk kentleri kuran Uygurlara atıfla “uygar” kelimesini önerdi ve bu kelime de belli ölçüde kabul gördü.

Sonuç olarak, “medeni”, “uygar” ve “sivil” terimleri benzer anlamlar taşımaktadır.

“Medeni Anayasa Hukuku” olur mu?

Hukuk bağlamında “yurttaş hakları” anlamındaki “civil rights” terimi, birinci kuşak liberal hakları ifade eder.

Kıta Avrupası geleneğinde “sivil hukuk” yani “medeni hukuk” ifadesi, özel hukuk ilişkilerini kapsar. Medeni hukuk, devletten bağımsız olarak gerçek ve tüzel kişilerin ilişkilerini ve uyuşmazlıklarını düzenleyen bir hukuk dalıdır.

Medeni hukukun kapsamı ile anayasa hukukunun alanı birbirinden ayrıdır.

Anayasalar, resmi olan yani devlete ait kamusal alanla ilgilidir ve esas olarak kamu gücünü, yani devlet iktidarını düzenler.

Elbette anayasalar yurttaşların haklarını da güvence altına alır, ancak bunu özel alanları düzenlemek için değil, devlet iktidarını sınırlamak amacıyla gerçekleştirir. Bu nedenle anayasa hukuku, doğası gereği kamu hukukunun içinde yer alır.

“Medeni anayasa hukuku” adında bir hukuk dalı mevcut değildir. Eğer çağdaşlığa atıfta bulunulmuyorsa, “sivil anayasa” ya da “medeni anayasa” terimleri teknik anlamda da yoktur.

Nitekim İngilizce ya da Almanca dillerinde, belirli bağlamlar dışında “civil constitution” ya da “bürgerliche Verfassung” gibi yerleşik terimler bulunmamaktadır.

“Askerî olmayan” anlamıyla “sivil anayasa”

Türkçede “sivil” kelimesinin bir diğer anlamı da “askerî olmayan”dır. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde bu anlamı “askeri olmayan” ve “asker sınıfından olmayan (kimse)” şeklinde tanımlanmıştır.

Türkiye’de “sivil anayasa” ifadesini kullananlar, muhtemelen bu anlama atıfta bulunmaktadır.

Burada kastettikleri, “askerlerin hazırlamadığı anayasa” anlayışıdır.

Ancak bu aşamada, bu söylem pek anlamlı görünmüyor.

Çünkü bir anayasanın kim tarafından hazırlandığı önemli bir nokta olsa da, anayasalar kendilerini hazırlayanlardan bağımsız bir değer ve anlam kazanır.

Örneğin, Almanların 1949 Anayasası (Temel Kanun) işgal güçleri tarafından hazırlanmış ve halkoyuna sunulmadan yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, onların etkisinden bağımsız olarak önemli bir içerik kazanmıştır. Bu durum, yurttaşlık bilinci, uygulayıcıların anayasa kültürü ve anayasa mahkemesinin yorumları gibi faktörlerden etkilenmiştir.

Öte yandan, eğer askeri bir yönetimin hazırladığı bir anayasanın metni, askerleri kayıran ve darbenin ürünü olan bir içerik taşıyorsa bile, bu durumun güncelliği sorgulanmalıdır.

1982 Anayasa’sı “askerî” bir anayasa mı?

1982 Anayasası, toplam 19 kez değişiklik geçirdi. Bu değişikliklerde yaklaşık 181 anayasa hükmü üzerinde değişiklikler yapılmıştır. Tekrar eden maddeler çıkarıldığında, yaklaşık 122 farklı anayasa maddesine dokunulmuştur.

Bu değişikliklerden sonra metnin, halk arasında “askerî vesayet” olarak nitelendirilen bir özelliği kalmamıştır.

“Askerî vesayet” getirdiği söylenen hükümler ise şunlardır:

  • 12 Eylül darbesini meşrulaştıran açıklamalar (Anayasa’nın Başlangıç kısmı),
  • Kenan Evren ve beraberindekilerin (Milli Güvenlik Konseyi) yargılanamaması ve 1980-1983 dönemindeki karar ve tasarruflardan dolayı cezai, mali veya hukuki sorumsuzluk (geçici madde 15),
  • Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Devlet Denetleme Kurulu teftişlerinden muaf tutulması (madde 108/2),
  • Millî Güvenlik Kurulu’nun çoğunluğunun askerlerden oluşması ve kurulun alacağı kararların hükûmete dikte edilmesi (madde 118/3),
  • Sıkıyönetim rejimine kapı aralayan istisna hükmü (madde 122),
  • Yüksek Askerî Şura’nın kararlarının yargı denetimi dışında tutulması (madde 125/2),
  • Asker üyeleri bulunan Devlet Güvenlik Mahkemeleri (madde 143),
  • Askerlerin belirleyici olduğu askerî yargı ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (madde 145, 156, 157),
  • Türk Silahlı Kuvvetlerinin elindeki Devlet mallarının Sayıştay denetimindeki kısıtlamalar (madde 160/son).

Bu hükümler ise tasfiye edilmiştir. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi İç Hizmet Kanunu’nda (madde 35) yer alan “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır.” ifadesi de sadece dış tehditlere karşı bir anlam taşıyacak şekilde revize edilmiştir.

Böylece, metni “darbe anayasası”

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın