
İhtiras
“İhtiras” terimi, sözlüklerde genellikle “şiddetli arzu; hırs derecesinde istek” şeklinde tanımlanır. Ancak bu kelime, özellikle “muhteris” haliyle gündelik dilde kötü bir üne sahiptir; sanki içimizde kontrol altına alınması gereken karanlık bir arzu varmış gibi kullanılır. Buna rağmen, siyaset söz konusu olduğunda ihtirası hemen yargılamak pek doğru bir yaklaşım değildir. Bir politik liderin belirli bir seviyede ihtiras taşıması neredeyse zorunludur.
Çünkü siyaset, oldukça zorlu bir mücadele alanıdır. Rekabetin yoğun olduğu, uzun soluklu bir dayanıklılık ve sürekli olarak sahada olmayı gerektiren bir süreçtir. Herkesten daha fazla koşmak, daha fazla konuşmak, eleştirilere maruz kalmak ve seçmenlerle sürekli etkileşim içinde olmak gereklidir. Bir yılda yüz miting yapmak (yani her üç buçuk günde bir miting yapmak) ve durmaksızın seyahat etmek, siyasi mücadeledeki zorlukları artırır. Aynı zamanda parti içindeki dinamikleri, seçmenleri, medyayı, bürokrasiyi, rakipleri ve uluslararası gelişmeleri takip etmek herkesin harcı değildir.
Ülkeyi yönetmek, partinin hedeflerini gerçekleştirmek ve iktidarı sürdürmek için hırs derecesinde bir istek duymadan siyaset yapmak oldukça güçtür. Böyle bir ihtiras yoksa, hızlı bir şekilde yorulmak kaçınılmazdır. Sonuç olarak, bu meslekten bıkkınlık yaşamak oldukça muhtemeldir. Siyaset, heveslilerin değil, dayanıklılığı yüksek olanların alanıdır.
İlkesiz muhteris
Ancak sorun burada başlar. İhtiras gerekli olsa da, kontrolsüz bırakıldığında tehlikeli hale gelebilir. Eğer onu denetleyecek, sınırlayacak bir ilke seti yoksa, iktidar arzusu zamanla yalnızca bir koltuğa oturma isteğine dönüşür. Bu noktadan sonra, siyasetçi için önemli olan savunduğu değerler değil, nerede yükseldiğidir. Hangi siyasi duruşun doğru olduğu değil, hangisinin onu o gün yukarı taşıdığıdır.
İlkesiz bir ihtiras, iyi bir siyasetçiye yakışmaz. Böyle bir kişi, hayatının bir döneminde solcu, başka bir döneminde milliyetçi, bir başka döneminde ise gizli düşman avcısı haline gelebilir. Her renge bürünebilir ve her kalıba girebilir. Bu esneklik bazen “pragmatizm” olarak adlandırılsa da, aslında omurgasızlığın iyi bir şekilde gizlenmiş halidir. Bu tür siyasetçiler, kendi kendilerinin dalkavuklarıdır: Onlar bir şey yapıyorsa doğrudur; önceki gün tersini savunmuş olmaları ise dünün yüksek hikmetidir.
İyi bir siyasetçinin ihtirası olmalıdır; ancak bu ihtiras, güçlü ilkelerle sınırlandırılmalıdır. Peki, bu yeterli midir? Hayır. “Kifayet” yani “bir şeyi yapabilme gücü, yeterlilik” meselesi de vardır.
Kifayet
Siyasetçide yetenek denildiğinde çoğu kişinin aklına hemen güzel konuşma gelir. Elbette hitabet önemli bir unsurdur. Kitleleri etkileyemeyen, fikrini ifade edemeyen ve kriz anında kelimelerini bir araya getiremeyen bir siyasetçinin işi zordur. Ancak siyasal yetenek, yalnızca konuşma yeteneğinden ibaret değildir. Hitabeti aşan bir siyaset anlayışı gereklidir; aksi takdirde bu durum gevezelik olarak adlandırılabilir: Ses vardır, ancak yön yoktur.
İyi bir siyasetçi, her şeyden önce sorunlara doğru teşhis koyabilmelidir. Buna analitik zeka diyebiliriz. Sorunun ne olduğunu bilmeden çözüm üretmek, hastaya bakmadan reçete yazmak gibidir; bazen tesadüfen işe yarar, ama bir ülkenin kaderi tesadüflere emanet edilemez. Ekonomi, dış politika, hukuk, eğitim, güvenlik veya parti yönetiminde asıl meselenin ne olduğunu doğru bir şekilde teşhis edebilmek ciddi bir yetenek gerektirir.
Doğru teşhis tek başına yeterli değildir. Siyasetçi bu teşhisi başkalarına da anlatabilmelidir. Çünkü siyasette doğru fikir, ancak ikna gücü kazandığında toplumsal güç haline gelir. Harika bir fikri kimseye benimsetemiyorsanız, o fikir, zihninizde parlayan ama dünyayı aydınlatmayan bir ampule benzer. Siyaset, yalnızca bilmek değil, bildiğini ortak akla dönüştürebilmektir.
Farklı çıkarları olan insanları aynı masada tutabilmek de başlı başına bir sanattır. Bu, biraz diplomasi, biraz psikoloji, biraz sabır ve biraz da soğukkanlılık gerektirir. Herkesi memnun etmek mümkün değildir, fakat herkesi aynı anda düşman etmek de özel bir yetenek ister.
Ayrıca karar verme kapasitesi de önemlidir. Siyasette bilgi asla tam değildir; çoğu zaman sınırlı bilgilerle hızlı kararlar almak gerekir. “Her şeyi öğreneyim, bütün riskleri sıfırlayayım, herkesin ne diyeceğini göreyim, ardından karar vereyim” derseniz, zaten karar anı geçmiştir. İyi bir siyasetçi, baskı altında, belirsizlik içinde ve eksik bilgiyle bile karar verebilen kişidir.
Bu nedenle yetenek önemlidir. Çünkü siyaset, hatanın bedelini başkalarının ödediği ender alanlardan biridir. Yetersiz bir cerrah hastasını, yetersiz bir mühendis köprüsünü mahveder. Ancak yetersiz bir siyasetçi milyonların kaderini etkiler. Yanlış kararlarının faturası, işsiz kalan vatandaşa, yoksullaşan aileye, kötü eğitim alan çocuğa ve adalet arayan insana çıkar. Bu sebeple, siyasal yetenek yalnızca kişisel bir erdem değil, aynı zamanda vatandaşa karşı bir sorumluluktur.
Burada siyaset sahnesinin en tehlikeli figürlerinden biri devreye girer: kifayetsiz muhteris.
Kifayetsiz muhteris
Yetenekli ama ihtirassız biri görevini yerine getirebilir ve çekilebilir; kimse onu büyük bir lider olarak hatırlamayabilir, ama en azından ortalığı karıştırmaz. Ancak yetenekli ve ihtiraslı biri, “tarih yazar” ya da “tarih yıkar.” Kifayetsiz muhteris
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



