
Türk Böbrek Vakfı uzmanları, kısıtlayıcı şok diyetlerin böbrekler ve diğer organlar üzerinde kalıcı hasarlar yaratabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
İSTANBUL (İGFA) – Sosyal medya ve internet üzerinde “hızlı kilo verme” vaadiyle yayılan şok diyetler, estetik kaygılar doğrultusunda sağlığı ciddi şekilde tehlikeye atıyor.
Özellikle düşük kalorili, yüksek proteinli ve sıvı alımının yetersiz olduğu diyetler, böbrekler dahil pek çok hayati organın işlevlerini olumsuz etkileyebiliyor.
Türk Böbrek Vakfı (TBV) uzmanları, şok diyetlerin kısa süreli kilo kaybının ötesinde, kronik böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguluyor.
“ŞOK DİYETLE VERİLEN KİLOLAR KISA SÜREDE GERİ ALINIYOR, VÜCUT ‘YO-YO SENDROMU’NA GİRİYOR”
TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, kısa sürede istenen kiloya ulaşma isteğinin çoğu zaman sağlık bilincinin geride kalmasına neden olduğunu belirtiyor.
Aydın, “Diyet kelimesi, Eski Yunanca ‘diaita’ kelimesinden gelir ve ‘yaşam biçimi, hayatın düzenlenme şekli’ anlamına gelir. Diaita sadece beslenmeyi değil, hareketi, uykuyu ve ruh hâlini de kapsayan, hayatın bütüncül bir şekilde düzenlenmesini ifade eder. Günümüzde birçok insan için bu bütüncül yaklaşım, hızlı çözümler ve ciddi kısıtlamalarla değişmiştir. Şok diyetler genellikle hızlı kilo kaybı sağladığı için umut verici görünür. Ancak bu süreçte vücut, yağ yakmak yerine su ve kas kaybeder. Uzun süre aç kalındığında, beden bunu bir tehdit olarak algılar ve kendini koruma moduna geçirir. Metabolizma yavaşlar, kişi daha çabuk yorulur, üşür ve halsiz hisseder. Diyet sona erdiğinde, vücut bir sonraki ‘açlık’ dönemine hazırlık yapmak ister ve alınan kilolar çoğu zaman geri gelir. Bu nedenle şok diyetler kalıcı bir çözüm sunmaktan çok, aynı döngüyü tekrar tekrar yaşatır. Sürekli şok diyetlerle verilen kilolar, kısa sürede fazlasıyla geri alındığında ‘yo-yo sendromu’ olarak adlandırılır. Bedenin bu tür ani kısıtlamalara maruz kalması, zamanla kilo artışına neden olabilir. Metabolizma hızının düşmesi, sağlıklı kilo vermeyi zorlaştırırken hormonal dengeyi ve organların düzgün çalışmasını da olumsuz etkileyebilir.” ifadelerini kullandı.
Bu durumun başta böbrekler olmak üzere birçok organı olumsuz etkilediğini belirten TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın; “Son yıllarda trend haline gelen yüksek protein tüketimi ve düzensiz, eksik beslenme tarzı, böbreklerin üzerindeki yükü artırmaktadır. Böbrekler bu yükü uzun süre taşıyamadığında ise fonksiyonlarında bozulmalar görülebilir ve bu durum zamanla kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabilir.” diye konuştu.
“AMAÇ SADECE KİLO VERMEK DEĞİL, ORGANLARI KORUYARAK KİLO VERMEK OLMALI”
TBV Danışma Meclisi Üyesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay, şok diyetlerin böbrek sağlığına ciddi zararlar verdiğini ifade ederek, “Yüksek proteinli ve düşük kalorili beslenme, böbreklerin iş yükünü artırmaktadır. Az sıvı alımı ile birleştiğinde, böbrekler zorlanır ve kronik böbrek yetmezliği riski ortaya çıkabilir. Özellikle hipertansiyon ve diyabet hastalarında bu risk daha erken dönemlerde gelişebilir.” şeklinde konuştu.
Doç. Dr. Nadir Alpay, bu diyetlerin böbrek sağlığını nasıl riske attığını şöyle açıkladı:
Böbreklerin yükünün aniden artması, yüksek protein alımı ile vücutta azot içeren artıkların, üre, kreatinin ve asitli bileşiklerin miktarını artırır. Bu durum, böbreklerin temizlemesi gereken asidik maddelerin kanda yükselmesine neden olarak böbreklerin iş yükünü artırır, süzme kapasitesini düşürür ve böbreklerimizi yorabilir. Kapasite düştüğünde, gizli böbrek hastalıklarının ortaya çıkma riski artar. Tansiyon ve şeker hastalarında yıllar içinde hafif protein kaçağı ve böbrek fonksiyonlarında azalma görülebilir. Bu durum, zaten sınırda olan böbrek fonksiyonlarını bozarak böbrek yetmezliğine yol açabilir.

Dehidrasyon (susuz kalma) riski: Karbonhidrat alımının azalması, vücuttaki suyun hızla atılmasına neden olur. Ayrıca az sıvı alımı ile kişi tartıda hızlı bir düşüş yaşar; ancak bu, yağ kaybından değil, vücudun su kaybından kaynaklanır. Su, hem böbrekler hem de vücut fizyolojisi için hayati öneme sahiptir. 70 kg ağırlığında bir insanın yüzde 60’ı yani 42 litresi sudur. Bu sıvı, hücreler içinde ve hücreler arasında dağılır. Tüm biyokimyasal reaksiyonların sağlıklı olması için su son derece önemlidir. Susuzluk, böbreklerin en büyük düşmanı olup idrarı koyulaştırır, böbrek içi kristalleşmeye, böbrek taşı oluşumunun hızlanmasına ve sıcak havalarda akut böbrek yetmezliği riski ile karşı karşıya kalmamıza sebep olabilir.
Böbrek taşı riskinin artması: Şok diyetlerde genellikle yüksek protein, az lif ve düşük kalsiyum alımı söz konusudur. Bu tür beslenme, vücutta asit yükünü artırır ve idrara daha asidik bir yapı kazandırır. Asidik idrar, böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırır. Özellikle kalsiyum oksalat ve ürik asit taşları ile gut hastalığı riski de artar. Eğer kişi daha önce böbrek taşı düşürmüşse veya ailesinde böbrek taşı öyküsü varsa, bu risk daha da yükselebilir.
Elektrolit dengesinin bozulması: Bu diyetler sırasında hızlı kilo kaybı, sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum dengesinin bozulmasına neden olabilir. Bu durum, çeşitli komplikasyonları beraberinde getirebilir. Örneğin, potasyum ile ilgili kalp ritim bozuklukları, böbrek kanallarında hasar, kalsiyum ve magnezyum ile ilgili kas krampları, kas güçsüzlükleri, sodyum ile ilgili bulantı, kusma, bilinç bulanıklığı ve beyin ödemi gibi tablolar gelişebilir.
Doç. Dr. Alpay, böbrekleri koruyarak sağlıklı bir diyetle kilo verilmesinin hedeflenmesi gerektiğini; protein, karbonhidrat, yağ ve lifin dengeli bir şekilde alındığı, vitamin ve minerallerle desteklenen, günde 2-2,5 litre su tüketimini içeren, tuz ve işlenmiş gıdaların sınırlandırıldığı bir beslenme programıyla haftada 0,5-1 kilo verilmesinin fizyolojik ve sağlıklı bir yaklaşım olduğunu belirtti.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



