Sosyal Güvenlik Haftası: Güven Sorunları Masada

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Sosyal Güvenlik Haftası: Güven Sorunları Masada

Bu hafta, Sosyal Güvenlik Haftası. 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumuna İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun, 16 Mayıs 2006 tarihinde kabul edildiği için bu tarih, her yıl “Sosyal Güvenlik Haftası” olarak kutlanmaktadır.

Sosyal güvenlik sisteminin kutlanacak yönlerini değerlendirelim:

Hastalık, kaza, işsizlik ve analık gibi birçok riskle karşılaşma olasılığımız her zaman mevcut. Sosyal güvenlik, bu tür risklere karşı bir güvence sunan ve bu risklerin yol açtığı gelir kaybını ya da gider artışını telafi eden bir yapıdır.

Sosyal güvenlik sisteminin finansmanında temel olarak Dağıtım (Pay-As-You-Go) Yöntemi, yani primli sistem ön plandadır. Bu sistem, emekli ve çalışan kuşaklar arasında ve aynı kuşak içindeki farklı gelir grupları arasında dayanışmayı teşvik etse de, uygulamada bu hedefler tam olarak gerçekleştirilemiyor.

Örneğin, prim ödemesine rağmen sistemin sunduğu hizmetlerden yararlanamayan bireyler ile ödediği primin maliyetinin üzerinde sosyal güvenlik hizmetlerinden faydalananlar aynı topluluk içinde yer alıyor. Elbette sosyal güvenlik tüm nüfusu kapsıyorsa ve haklar ile yükümlülükler adil bir şekilde tanımlanmışsa:

Türkiye’de sosyal güvenlik şemsiyesi altındaki nüfusun önemli bir kısmı kapsanıyor gibi görünse de, alt kırılımlarda dikkat çekici sorunlar mevcuttur.

Grafik 1’deki üstteki kırmızı çizgi, kapsanan nüfus oranının yüzde 90’lara yaklaştığını gösterirken, alttaki mavi çizgi, aktif sigortalıların (çalışanlar) oranının ise yüzde 30 civarında olduğunu ortaya koymaktadır. Her bir aktif çalışana karşılık, sistemde yaklaşık üç kişi (emekli, bağımlı, çocuk, yaşlı) bulunmaktadır. Yıllar geçtikçe bu iki çizgi arasındaki fark kapanmamaktadır.

Bu nedenle devlet “herkesi kapsıyoruz” açıklamasında bulunsa da, bu kapsamanın mali yükü, alttaki mavi çizgiye (çalışanlara) yansımaktadır. Primlerin yüksek, emekli maaşlarının düşük olmasının sebeplerinden biri budur. Diğer bir önemli faktör ise, uzun yıllardır karşı karşıya olduğumuz enflasyon sorunu ve bu duruma bağlı olarak artmayan maaşlardır.

Ek olarak, 2008 yılında değiştirilen emeklilik sistemi, aylık bağlama oranlarını düşürmüş ve doğuşta beklenen yaşam süresinin artmasıyla emeklilik yaşı ertelenmiştir. Ancak sosyal güvenlik, yalnızca emeklilik ve emeklilik yaşı meselesi değil; bir yaşam sorunudur.

Sosyal güvenlik sisteminin tıkanma noktalarından biri de kayıt dışı istihdamdır. Kayıt dışılığın getirdiği mali yük, devletin bu sorunu çözmekte yetersiz kalması nedeniyle, kayıtlı çalışanlar ve dürüst işverenler üzerinden kapatılmaya çalışılmaktadır. Bu durum, sistemin adil işleyişini olumsuz etkileyen bir unsurdur.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun son verilerine göre aktif sigortalı sayısı yaklaşık 26,3 milyon kişi iken, pasif sigortalılar (maaş ve aylık alanlar) yaklaşık 17 milyon kişi olarak kaydedilmektedir. Ayrıca aktif çalışmayan veya emekli olmayan, ancak devletin sağlık hizmetlerinden faydalanan yaklaşık 9-10 milyon kişi daha bulunmaktadır.

Grafik 2’de görülen Aktif/Pasif Oranı, “bir emekliyi kaç çalışan finanse ediyor?” sorusuna yanıt vermektedir. Güncel oran 1,62’dir. Yani Türkiye’de 1,62 çalışan, 1 emeklinin maaşını karşılamaktadır. Sağlıklı bir sosyal güvenlik sistemi için bu oranın 4 çalışan / 1 emekli seviyesinde olması beklenmektedir. Gerçekleşmesi zor olsa da, Aktif/Pasif oranının düşüklüğü, emeklileri yoksulluğa itmenin bir gerekçesi olmamalıdır.

Teorik olarak her şey kapsamda olsa da; muayene katılım payları, ilaç farkları ve özel hastane ücretleri, sosyal güvenliğin “sosyal” niteliğini zayıflatmaktadır.

Sosyal güvenlik sisteminin en büyük vaadi, yıllarca prim ödeyen bireyler için huzurlu bir emeklilik dönemidir. Ancak günümüzde en düşük emekli maaşına mahkum olan milyonlarca kişi için emeklilik, bir dinlenme süreci değil, yeni bir iş arama zorunluluğu haline gelmiştir.

Gençler de artık emekli olabileceklerine dair inançlarını kaybetmiş durumdadır. Sisteme katılan her birey, “ödeyeceğim primlerin karşılığını alabilecek miyim?” sorusunu sormakta ya da “prim ödemek yerine bu parayı altına veya dövize yatırsam daha kârlı olur” düşüncesine kapılmaktadır. Güvenin bulunmadığı bir ortamda güvenlikten bahsetmek oldukça zordur.

Bugün en düşük emekli maaşının açlık sınırının altında kaldığı bir durumda, emekli olan bir bireyin yaşamını sürdürebilmek için ikinci bir iş aramak zorunda kalması, o sistemin “güvenlik” vaadini yitirdiğini göstermektedir.

Sosyal Güvenlik Haftası, çalışanların ve emeklilerin sisteme neden güven duymadığını anlamak için dürüst yanıtlar arayarak kutlanmalıdır. Gençlerin geleceğinden endişe duymadığı ve emeklilerin insanca bir yaşam sürdüğü bir sistem, lütuf değil, önceden ödenen bedellerin doğal bir sonucudur.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın