
(TBMM) – Yeni Yol Grubu Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, TBMM Genel Kurulu’nda gerçekleştirdiği konuşmada aile yasası ve sosyal medya düzenlemeleri hakkında eleştirilerde bulundu. Çalışkan, bu düzenlemeleri “yasakçı zihniyetin ürünü” olarak tanımlayarak, “Eğer iktidar çocukların sosyal medyadaki kötü ve müstehcen içeriklerden uzak durmasını istiyorsa, yapılması gereken basit bir tedbir var. Hemen bir teklif sunun, A Haber kapatılsın, Müge Anlı programları yayından kaldırılsın, sabah kuşağı programların yasaklansın, böylece sorun çözüme kavuşur; fakat bunlar gündemde yok” ifadelerini kullandı.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan yönetiminde toplandı. Genel Kurul’da, sosyal medyanın 15 yaş altındaki kullanıcılara kapatılması ve kadınların doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılmasına yönelik düzenlemeleri içeren Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlandı.
Necmettin Çalışkan, koruma veya bakım altında yetişen gençlere kamuda istihdam hakkı tanıyan 8’inci madde hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Çalışkan, yasa teklifinde yer alan sosyal medya düzenlemelerinin arkasında vergi toplama ve sansür arayışının bulunduğunu savundu. “Yasanın içinde sosyal medyayla ilgili düzenlemeler mevcut. Ne olacak? Belirli bir kullanıcı sayısına ulaşan platformlar temsilci bulunduracak. Burada mesele vergiyle ilgili olduğu için ve iktidarın hoşuna gitmeyen yayınlar olduğunda kolayca sansür uygulayabilmek için yasakçı bir zihniyetin ürünü olarak sosyal medya konuları gündeme geliyor” dedi.
İktidarın çocukları sosyal medyadaki kötü ve müstehcen içeriklerden koruma konusunda samimi olması halinde daha somut adımlar atması gerektiğini dile getiren Çalışkan, “Eğer gerçekten bu konuda duyarlılarsa, A Haber ve Müge Anlı gibi programların yayından kaldırılması gibi basit çözümlere yönelmeleri gerekir” açıklamasını yaptı.
Yeni Yol Grubu İstanbul Milletvekili Elif Esen, yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında yazılım destekli kamera sisteminin kullanımı ve veri işleme süreçlerini düzenleyen 9’uncu madde hakkında görüş bildirdi. Esen, uzun yıllar sivil toplumda koruyucu aile sistemi ve çocuk bakımı alanında çalıştığını hatırlatarak, kamera sisteminin yalnızca caydırıcı bir etkisi olduğunu belirtti. “Kamera kötü muameleyi ortadan kaldırmaz, sadece kaydeder. Belki bir miktar caydırıcılığı olabilir” dedi.
Esen, devletin çocuklarla kurduğu ilişkinin sadece izleme üzerine olmaması gerektiğini vurgulayarak, asıl riskin çocukların 18 yaşından sonra kurumdan ayrıldıklarında başladığını ifade etti. Gençlerin istihdam ve barınma konularında kırılgan bir duruma düştüğünü belirten Esen, “İçeride her anını kaydedebilirsiniz ama dışarı çıktıklarında hayatlarını nasıl sürdürecekleri sorusu daha önemli” diye konuştu.
CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, 1956 Süveyş Kanalı krizi sırasında İngiltere’nin “yenilmezlik” algısının sona erdiğini hatırlatarak, benzer bir sürecin günümüzde ABD ve Türkiye’de AK Parti iktidarı için yaşandığını ileri sürdü.
31 Mart yerel seçim sonuçlarının Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Mullaoğlu, “Bu seçimlerden sonra ‘AKP yenilmez’ algısı zayıfladı ve AKP çökmeye başladı. İlk seçimde de yıkılacağından kimsenin şüphesi olmasın. Tarihin dinamiği böyle işliyor. AKP, iktidarını koruyacağını sanarak partileştirdiği devlet kurumlarıyla bize acımasızca saldırıyor” şeklinde konuştu.
Mullaoğlu, iktidarın yargı aracılığıyla muhalefeti hedef aldığını ve demokrasinin temel ilkelerini yok saydığını da sözlerine ekledi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkındaki soruşturmayı örnek gösteren Mullaoğlu, “AKP, yok etmek istediği ana muhalefet değil, demokrasinin ta kendisidir. Seçme ve seçilme hakkını yok etmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.
Belediyelere yönelik kayyum uygulamalarını ve soruşturmaları “zulüm” olarak nitelendiren Mullaoğlu, “Kayyum safsatasıyla ABD’nin Venezuela’ya çöktüğü gibi, bizim belediyelere de çöküyorsunuz. İktidarınızı korumak için ana muhalefete uyguladığınız zulüm, devletimizin kendisine zarar vermektedir. Derhal milletimize gitmek, artık bir zorunluluk haline gelmiştir” değerlendirmesinde bulundu.
DEM Parti Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun, kanun teklifinin 10’uncu maddesi üzerine söz alarak sosyal hizmetler ve devletin asli görevleri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Sosyal yardımlardan yararlanmak isteyen vatandaşların ekonomik ve mali verilerinin merkezi bir sistemde toplanmasını eleştiren Hun, “Sosyal hizmet alanı bir gözetim mekanizmasına dönüşmektedir; oysa sosyal hizmetin amacı bireyi sürekli izlemek değildir” dedi.
Sosyal hizmetlerin amacının bireyi güçlendirmek ve toplumsal yaşama eşit katılımını sağlamak olduğunu hatırlatan Hun, teklifin bu hedeften uzaklaştığını savundu. Kanun teklifinin hukuki belirlilik ve güvenlik ilkelerini zedelediğini belirten Hun, “Sosyal yardımların kapsamı, miktarı ve koşulları açıkça belirlenmek yerine idarenin takdirine bırakılmaktadır. Bu durum yurttaşların haklarına erişimini keyfi uygulamalara açık hâle getirmektedir. Sosyal yardım bir lütuf değil, haktır” ifadelerini kullandı.
CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Dicle Üniversitesi Hastanesi projesi hakkında açıklamalarda bulunarak, hastaneye olan ihtiyacın altını çizdi. Tanrıkulu, “Ancak ihalenin ‘Rönesans’ adlı firmaya verileceği daha önce konuşuluyordu ve projenin bu firmanın alt firmasına verileceği açıklandı” dedi.
İhalenin Kamu İhale Kanunu’nun 21/b maddesi kapsamında yapılmasına veya firmanın niteliğine doğrudan itirazı olmadığını belirten Tanrıkulu, “Rönesans İnşaat dünya çapında bir firma, ama arkasında siyasi rant ilişkileri var. Şu anda milletvekili olmayan milletvekillerinin büyük rant elde ettiği konusunda yaygın bir şayia mevcut” şeklinde konuştu.
Genel Kurul’da görüşmeleri devam eden kanun teklifinin 7, 8, 9, 10 ve 11’inci maddeleri kabul edildi.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



