
Sovyetler Birliği’nin çöküşü, dünya genelinde büyük değişimlere yol açarken, teknolojik gelişmeler her gün insanların yaşamını dönüştürüyor.
Bu çalkantılı dönemde, “Sovyet Sosyalizminin Yükselişi ve Çöküşü” gibi bir başlık, ilk bakışta uzak bir konu gibi görünse de:
“Dünyayı Bölen Devrim” adlı eser, bu bağlamda dikkat çekici bir çalışma.
Taha Akyol’un yeni kitabı, değerli bir gazeteci ve yazar olarak öne çıkmakta. Kitabın önemi, Akyol’un Lenin’den başlayarak Sovyet Sosyalizminin kuruluşunu, gelişimini ve nihayet Gorbaçov dönemindeki çöküşünü anlatırken günümüz sorunlarına da ışık tutmasıdır.
Sovyetler’in çöküşüne zemin hazırlayan unsurlar, günümüzde birçok bölgede hâlâ eksik durumdadır:
Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı gibi değerler.
Ayrıca, diktatörlüklerin yeniden güç kazandığı bir ortamda, ideolojileri farklı olsa da, Hitler ve Stalin’in çizgisinden Trump’a kadar uzanan insanlık suçları, kitabı okurken günümüzdeki durumu düşünmeye sevk ediyor.
Aydınların Rolü
Rus Devrim Tarihi, Rus aydınlarının tarihine paralel bir seyir izlemiştir. Rus tarihçi Szamuely, “devrimci aydınların Lenin’in gözünde proletaryadan daha önemli olduğunu” ifade etmiştir.
Rusya’da ilk matbaanın 1555’te kurulmasıyla birlikte okur yazar nüfus artmaya başlamış ve okuma yazma ile devrim arasında güçlü bir ilişki oluşmuştur. “İngiliz, Fransız ve Rus devrimleri, okuma yazma oranının yüzde 50’ye yaklaştığı toplumlarda gerçekleştiği” belirtilmektedir.
Sovyet tarihini derinlemesine inceleyen Bertram D. Wolfe, “Devrim Yapan Üç Adam” adlı eserinde, komünist rejimin işçi sınıfı tarafından değil, bu sınıfı disiplinli bir ihtilal örgütü aracılığıyla yönlendiren Marksist-Leninist entelijansiya tarafından kurulduğunu savunmaktadır.
Lenin de bu görüşü destekleyerek, “Devrimci teori olmadan devrimci hareket olamaz. Devrimci ideolojiyi yalnızca aydınlar yazabilir” demiştir.
Ayrıca, Lenin’in yazılarında vurguladığı profesyonel devrimci kavramı, devrime adanmış ve başka bir meşgalesi olmayan militanları tanımlamaktadır.
Nazım Hikmet, “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” şiirinde, devrime adanmış bir yaşamı tasvir ederken, “hazım zamanlarını, boş gecelerini değil, boydan boya ömrünü vermiştir ihtilale” diyerek bu anlayışı destekler.
Devrim ve Demokrasi İlişkisi
Rejimlerin en tartışmalı konularından biri devrim ile demokrasi ilişkisi üzerinedir. Lenin, “Hiçbir devrimci örgütte demokrasi yoktur, demokrasi zararlı bir oyuncaktır. Örgütü birbirine bağlayan disiplin ve gizliliktir” ifadesini kullanmıştır.
Bolşevik rejimini “hukukla sınırlanmayan diktatörlük” olarak tanımlayan Lenin, “proletaryanın devrimci diktatörlüğünün burjuvaziye karşı şiddet kullanarak elde edilen bir yöntem” olduğunu belirtmektedir.
1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi bu nedenle parçalanmıştır. Sovyetler’in 1968’de Çekoslovakya’yı işgaline karşı çıkan Mehmet Ali Aybar, “güler yüzlü sosyalizm” teziyle Stalin dönemini eleştirmiştir.
Aybar, “Bu elbette diktatörlüktü ama işçi sınıfının değil, parti diktatörlüğüydü” demiştir.
Stalin sonrası iktidara gelen Kruşçev, anılarında “Çiftçiler açlıktan ölüyordu, Stalin tarzı kolektifleştirme bize sadece üzüntü ve vahşet getirmiştir” itirafında bulunmaktadır.
Stalin döneminde binlerce insan açlıktan hayatını kaybederken, muhalifler Sibirya’ya sürgün edilmiş veya kurşuna dizilmiştir.
Nazi ve Sovyet Rejimleri
Hitler ve Stalin karşılaştırıldığında, iki belirgin konu öne çıkmaktadır:
– Kendi yurttaşlarına zulmeden gizli istihbarat örgütleri; Çeka ve Gestapo birbirini örnek almıştır.
– Yürütme, yasama ve yargının tek elde toplanması.
Demokrasinin temel unsurları olan bu üç kuvvet, hem Nazi hem de Sovyet rejimlerinde partinin emrine verilmiştir. Parti-devlet modeliyle, bu rejimler diktatörlüklerini kurmuşlardır.
Günümüzde Trump, Kongre onayı olmadan dünya genelinde karmaşaya neden olmaktadır. Kuvvetler ayrılığını tehdit eden bir yaklaşım sergilemektedir.
Hukuk ve Demokrasi
Sovyetler’in çöküşünü anlamak için…
Parti-devlet uygulamaları, hukukun üstünlüğünden ve kuvvetler ayrılığından feragat edilmesi, yargının bağımsızlığının sona ermesi gibi unsurlar büyük rol oynamıştır. Bu durum, ekonomide verim düşüşüne ve artan sefalet koşullarına yol açmıştır.
Hak arayanlar, direnenler akla hayale gelmeyecek suçlamalarla “kapitalizmin kudurmuş köpeği” olarak damgalanmakta ve kurşuna dizilmektedir.
Nazi hukuku ile Sovyet hukuku benzerlik göstermekte, Taha Akyol’un kitabındaki en çarpıcı bölümler, insanı dehşete düşüren örneklerle doludur.
Komünizme inanan, ancak Rusya’yı görünce büyük hayal kırıklığına uğrayan yazarlardan biri Arthur Koestler’dir. Rusya’dan döndükten sonra, “Sovyet basını tamamen kontrol altındadır. Sadece iki gazete vardı: Biri hükümet organı İzvestiya, diğeri parti organı Pravda. Taşra gazeteleri aynı şeyleri yazıyor ve her şey güllük gülistanlıktı” demiştir.
Sovyet modeli, Batı’daki komünist partilerde aydınların öncülüğünde parçalanmalara yol
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



