
(ANKARA) – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 22 Mart Dünya Su Günü ile ilgili yaptığı açıklamada, suyun sadece bir doğal kaynak değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin ve tarımsal üretimin hayati bir unsuru olduğunu vurguladı. Bayraktar, “Su yönetiminde yapılacak her hata, doğrudan tarımsal üretimi ve çiftçilerimizin geleceğini etkilemektedir. Bu nedenle su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması için gerekli tüm politikaların derhal hayata geçirilmesi elzemdir. Suya sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır” dedi.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, küresel su krizinin tarımsal üretim ve gıda güvenliğini tehdit ettiğine dikkat çekerek, şunları ifade etti:
“Her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü, tatlı su kaynaklarının önemini vurgulamak ve 2 milyardan fazla insanın güvenli suya erişiminde yaşanan zorluklara dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen bir etkinliktir. Her yıl farklı bir tema belirlenmekte olup, 2026 yılı teması ‘Su ve Cinsiyet’ olarak belirlenmiştir. Su, günümüzün yanı sıra gelecek nesillerin de yaşam güvencesidir. Bu nedenle suyun korunması ve sürdürülebilir kullanımı tüm ülkeler açısından kritik bir sorumluluktur. Ancak su kaynaklarının hızla azaldığı ve iklim değişikliğinin etkilerinin giderek ağırlaştığı bir dönemdeyiz.”
“Küresel su krizi tarımı ve gıda güvenliğini tehdit ediyor”
Birleşmiş Milletler’in yaptığı değerlendirmeler, dünyada derinleşen su krizinin sadece çevresel bir sorun olmaktan çıkıp, küresel ekonomi, gıda güvenliği ve siyasi istikrar açısından büyük riskler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, başta tarım sektörü olmak üzere birçok alanda önemli baskılara neden oluyor.
Modern tarımda su ve bitki besin maddeleri birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Yeterli su olmadan bitkiler besin maddelerini etkin bir şekilde kullanamaz ve bu da verim kaybına neden olur. Dünya tarım arazilerinin yaklaşık %40’ı su kıtlığı tehdidi altındadır. Bir bölgede yaşanan su kıtlığı, sadece yerel üretimi değil, aynı zamanda uluslararası gıda fiyatlarını, ticaret dengelerini ve jeopolitik ilişkileri de olumsuz etkileyebilir.
Dünya genelinde tatlı su kullanımının yaklaşık %69’u tarım sektöründe gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle suyun verimli kullanımı, tarımın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Tarım ve gübre sektöründe geliştirilen hassas tarım teknolojileri, bitki besin maddelerinin su mevcudiyetine göre uygulanmasını sağlarken, kaynak israfını azaltmakta ve su kullanım verimliliğini artırmaktadır. Ayrıca yüksek verimli gübrelerin geliştirilmesi, çiftçilere yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve toprak sağlığını güçlendiren uygulamaların desteklenmesi de önem taşımaktadır. Gıda sistemlerinin dayanıklılığı, su-besin-gıda ilişkisinin doğru yönetilmesine bağlıdır. Bu nedenle su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması zorunlu hale gelmiştir.
“Suyumuz azalıyor, tarım tehlike altında”
Dünya nüfusunun hızla artışı, gıda talebini artırmakta ve bu durum tarımsal üretimde su ihtiyacını daha da büyütmektedir. Tarım sektörünün su kullanan en büyük sektör olmasının yanı sıra, evsel ve sanayi kullanımının artması da su kaynakları üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır. Türkiye’de teknik ve ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı yaklaşık 8,5 milyon hektardır. Gelişen teknoloji ile bu alanın 10,5 milyon hektara çıkabileceği öngörülmektedir. Ancak günümüzde brüt olarak 7,28 milyon hektar alan sulamaya açılmıştır. Geriye kalan 1,22 milyon hektar alanın sulamaya açılması için gerekli yatırımların hızlandırılması büyük önem taşımaktadır.
Ülkemizin yıllık 112 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyeli bulunmakta olup, bu suyun yaklaşık %79’u tarımsal sulamada tüketilmektedir. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1301 metreküptür. Bu rakam, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını göstermektedir. Nüfus artışı ve iklim değişikliği göz önüne alındığında, su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artmaktadır. Bu durum, suyun tarım için hayati önem taşıdığını ve modern sulama sistemlerine daha fazla önem verilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
“İklim krizi en fazla çiftçiyi etkiliyor”
İklim değişikliği, yağış rejimlerini değiştirerek kuraklığı artırmakta ve su kaynaklarını tehdit etmektedir. Bu durumdan en fazla etkilenen sektör ise tarımdır. Geçtiğimiz günlerde Aydın’da yaşanan aşırı yağışlar ve Büyük Menderes Nehri’nin taşması sonucu, birçok tarım arazisi sular altında kalarak büyük maddi zararlara yol açtı.
İklim değişikliği ile birlikte yağış rejimindeki düzensizlik, ani ve şiddetli taşkınları kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu nedenle modern taşkın kontrolü için yalnızca beton setler değil, doğa tabanlı çözümler ve erken uyarı sistemleri de ön plana çıkmaktadır. Su akışını yavaşlatmak amacıyla üst havzalarda ağaçlandırma ve teraslama yapılırken, şehir ve tarım alanlarında suyun tahliyesini hızlandıracak akıllı drenaj kanalları ve nehir yataklarının ekosistemle uyumlu bir şekilde genişletilmesi büyük önem taşımaktadır.
Ayrıca, eski ve verimsiz sulama kanallarının yenilenmesi ve sulama altyapısının modernize edilmesi, mevcut su kaynaklarından daha fazla verim alınmasını sağlayacaktır.
“Sulu tarım giderek daha maliyetli hale geliyor, yüzde 50 oranında desteklenmelidir”
İklim değişikliği ile birlikte artan sıcaklıklar, bitkilerin su ihtiyacını artırmakta; sulama ücretlerindeki artışlar ise çiftçilerin maliyetlerini zorlaştırmaktadır. Elektrik ve mazot fiyatlarındaki yükselişle birlikte sulu tarım giderek daha maliyetli hale gelmektedir. Bu nedenle, 2023 yılında uygulandığı gibi tarımsal sulama amaçlı su kullanım hizmet bedelinin %50 oranında desteklenmesi gerekmektedir. Çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için bu desteklerin sürdürülebilir olması büyük önem taşımaktadır.
“Modern sulama sistemleri acilen yaygınlaştırılmalıdır”
Su ihtiyacını karşılamak için mevcut kaynakların daha verimli kullanılması şarttır. Vahşi sulama yöntemleri, bitkilerde verim kaybına ve toprakta tuzlanmaya yol açmaktadır. Modern sulama sistemleri, su tasarrufu sağlarken üretim verimliliğini de artırmaktadır. Ancak yüksek maliyetler, çiftçilerin bu sistemlere geçişini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle modern sulama sistemleri için verilen teşviklerin ve uygun kredi imkânlarının artırılması büyük önem taşımaktadır.
“Su geleceğimizdir”
Su, yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin ve tarımsal üretimin temelidir. Su yönetiminde yapılacak her hata, doğrudan tarımsal üretimi ve çiftçilerimizin geleceğini etkiliyor. Bu nedenle su kaynaklarının korunması, verimli kullanılması ve çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için gerekli tüm politikaların vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki suya sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



