TBMM’de Maden Kanunu Tartışmaları Gündem Oluyor

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
TBMM’de Maden Kanunu Tartışmaları Gündem Oluyor

TBMM Genel Kurulu’nda, Yeni Yol, İyi Parti, DEM Parti ve CHP’nin Maden Kanunu uygulamalarının araştırılması için sunduğu grup önerisi, AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. AKP Kars Milletvekili Adem Çalkın, madenciliğin çevresel zarar verdiği algısının artık geçerliliğini yitirdiğini belirterek, “Yeni düzenleme ile birlikte madencilik faaliyetlerinde rehabilitasyon yükümlülüğünün eş zamanlı olarak başlayacağını söyleyebilirim. Önce kaz, sonra düzelt dönemi sona erdi. Artık çevre dostu madencilik yalnızca bir ifade değil, eyleme geçmiştir. Yeni maden kanunu ile Türkiye’nin stratejik ve kritik madenleri ilk kez yasal güvence altına alınmıştır.” ifadelerini kullandı.

TBMM Genel Kurulu’nda, DEM Parti ve CHP’nin “Maden Kanunu uygulamalarının araştırılması amacıyla” sunduğu grup önerisi, AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

Çalışkan: Meclis çıkardığı bütün kanunlar; Maden Yasası, İklim Yasası, Enerji Yasası, Orman Yasası… Bunlardan başka bir şey yok mu Allah aşkına?

Yeni Yol Grubu adına konuşan Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, şu sözleri dile getirdi:

“Bugün, tüm partilerin ortak önergesi madenlerle ilgili ve belki de bu bir tevafuk. Acaba AKP’li arkadaşlar bu Ramazan günü bu hakikate kulak verirler mi diye düşündüm. Maden Yasası’nın 15 kez değiştiğini biliyoruz. Ancak bu değişiklikler, İliç’teki veya Soma’daki ölümleri önlemek veya işçi ölümlerine karşı önlem almak amacıyla yapılmadı. Kamu yararını artırmak veya daha fazla para kazanmak için değil, ruhsat süreçlerini hızlandırmak ve kolaylaştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Bugün parklar, zeytin ağaçları ve meralar madencilik sahalarına dönüştürülüyor. Elbette biz de madenlerin satılmasını istiyoruz, fakat bunu kârlı bir fiyatla yapmalıyız. Süreçlerin şeffaflığına dikkat edilmeli ve ihale süreçleri sağlıklı bir şekilde yürütülmelidir. Resmi rakamlara göre, 632 maden ruhsatı verilmiş, bunlardan yalnızca ikisi ihale ile verilmişken, 630’u doğrudan verilmiştir. Bugün, şeffaf süreç işletmek, adeta bir istisna haline gelmiştir ve doğrudan adres teslim iş yapmak ise sıradan bir durum olmuştur. Meclis’in çıkardığı kanunlar; Maden Yasası, İklim Yasası, Enerji Yasası, Orman Yasası… Bunlardan başka gündemimizde bir şey yok mu? Bu Meclis, adeta maden lobilerinin etkisi altında, onların taleplerini yerine getiren bir yapıya bürünmüştür. Her seçim döneminde doğal gaz, maden veya petrolün çıkması gibi durumlar yaşanmakta; seçimler sona erince bu konular unutulmakta, en yüksek enerji maliyetlerini ise halkımız ödemektedir.”

Ergun: İklim değişikliğini dikkate aldığımızda, madencilik için çevrenin tahrip edilmesi ekonomik ve sosyal olarak çok büyük olumsuzluklar yaratacaktır

İyi Parti Grubu adına konuşan Muğla Milletvekili Metin Ergun, şu açıklamalarda bulundu:

“Geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren 7554 sayılı Kanun sonrasında maden ruhsatlandırma faaliyetlerinde büyük bir artış yaşandı. Bu artış ilk bakışta olumlu gibi görünse de, çevresel denetim mekanizmalarının zayıflaması ve öneminin azaltılmasının bir sonucudur. Doğal çevrenin korunması açısından son derece tehlikeli bir artış ile karşı karşıyayız. Şeffaflıktan uzak, doğal çevreyi hiçe sayan bir zihniyetin yansımasıdır bu artış. Son yirmi üç yılda maden ruhsatı sayısı 325 kat artmışken, madencilik sektörünün gayrisafi millî hasılaya oranı hâlâ yüzde 1 civarındadır. İyi Parti olarak biz madenciliğe karşı değiliz, fakat doğru planlanmış, doğa ve çevreyle uyumlu, sürdürülebilir bir madencilik politikasının ülkemizin kalkınması için hayati öneme sahip olduğunu düşünüyoruz. Ancak bu politikaların kamu yararı ve çevre koruma anlayışı çerçevesinde yürütülmesi gerektiği savunuyoruz. İktidarın ruhsatlandırma süreçleri, doğal çevrenin korunmasını ve kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını zorlaştırmaktadır. Devletin görevi, doğal kaynaklarımızı ve çevreyi milletimizin adına korumak ve etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Kamuoyunda algılandığı gibi, doğal zenginliklerimizi belirli şirketlere kayırmacılıkla aktarmak asla olmamalıdır. Resmi veriler, ruhsatlandırma faaliyetlerinde ciddi bir artış yaşandığını göstermektedir. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan ilanlar doğrultusunda kısa süre içinde yüzlerce maden sahası, on binlerce hektarlık alan madencilik faaliyetleri için ihaleye çıkarılmıştır. Bu sahaların önemli bir kısmı orman, tarım arazileri ve zeytinliklerden oluşmaktadır. Bu durum, uzun vadeli çevresel yıkımlara sebep olacaktır. İklim değişikliği göz önünde bulundurulduğunda, madencilik faaliyetlerinin çevreye zarar vermesi ekonomik ve sosyal anlamda büyük olumsuzluklar yaratacaktır.”

Hülakü: Dağları delik deşik edilmiş, suları kirletilmiş bir ülke mi, yoksa doğasıyla barışık yaşayan bir ülke mi istiyoruz?

DEM Parti Grubu adına Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü, şunları kaydetti:

“Bir sabah kalkıyorsunuz, köyünüzde her yerde iş makineleri var, çeşmenizde bulanık su akıyor, ağaçlar kesilmiş, her taraf talan ediliyor. Size ne diyorlar? ‘Bu bir kalkınma hamlesidir, bu bir yatırımdır.’ Aslında biz kimin nasıl kalkındığını çok iyi biliyoruz. Dağlar parçalanıyor, dereler kurutuluyor, ormanlar yok ediliyor; talan politikası kalkınma adı altında korunmaya çalışılıyor. Bu düzen, doğayı bir yaşam alanı olarak değil, bir meta olarak görmektedir. Bugün Erzincan İliç’te yaşanan felaket hepimizin hafızasında tazedir. Bir altın madeni sahasında tonlarca kimyasal yüklü toprak kaydı, emekçiler toprağın altında kaldı, doğa geri dönüşü olmayan bir şekilde zarar gördü. Bu felaket, doğayı sınırsız bir sömürü alanı olarak gören anlayışın sonucuydu ve maalesef bu anlayış hâlâ devam ediyor. Bingöl ve Dersim’de dağlar ruhsatlandırılıyor, altın arama projeleri genişletiliyor, yeni sondaj alanları açılıyor ve meralar, ormanlar, su havzaları şirketlerin faaliyet alanı haline getiriliyor. Bingöl’de birçok köy maden ruhsatı ile çevrilmiş durumda, insanlar kendi topraklarında yabancı gibi yaşamaya zorlanmaktadır. Dersim’de de aynı tablo yaşanmakta, Munzur’un etrafındaki dağlar madencilik projeleriyle kuşatılmıştır. Bu coğrafyalar suyun doğduğu, tarımın ve hayvancılığın yapıldığı, kültürel hafızanın yaşadığı yerlerdir; ama bugün alınan kararlarla bu coğrafyalar adım adım bir kazı sahasına dönüşmektedir. Dağlar deliniyor, ormanlarımız yok ediliyor, dereler kurutuluyor ve buna “kalkınma” deniliyor. Oysa “kalkınma” dediğiniz şey, bir bölgenin yaşamını yok ederek kurulamaz. Doğayı şirket sahasına çevirerek sürdürülebilir bir gelecek inşa edemezsiniz. Bu nedenle, dönüp kendimize sormamız gereken sorular çok açık: Dağları delik deşik edilmiş, suları kirletilmiş bir ülke mi, yoksa doğasıyla barışık yaşayan bir ülke mi istiyoruz? Verilen

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın