TCMB Faizi Sabit Tutuyor: Ekonomide Belirsizlik Devam

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
TCMB Faizi Sabit Tutuyor: Ekonomide Belirsizlik Devam

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda yüzde 37 seviyesinde korudu. Bankanın uyguladığı ana faiz oranı ise yüzde 40 olarak sabit kalmaya devam etti. Bu durum, fonlama faizinin de yüzde 40 olarak değişmediği anlamına geliyor.

Para politikası kurulunun aldığı kararın arka planında; enflasyon dinamikleri, döviz kurları ve rezerv yeterliliği gibi faktörlerin bir arada değerlendirildiği görülüyor.

Son dönemde rezervlerde, artan altın fiyatları, swap işlemleri ve sıcak para girişi ile bir iyileşme yaşanmış olsa da, savaşın başlangıcında yaşanan sıcak para çıkışı ve altın fiyatlarındaki dalgalanma sebebiyle yaklaşık 50 milyar dolarlık bir rezerv kaybı yaşandığı unutulmamalı. Ancak, bu kaybın henüz telafi edilmediği ve net bir iyileşmenin gerçekleşmediği dikkat çekiyor.

Bu nedenle “rezervler güçlendi” ifadesini kullanmak için erken olduğu anlaşılmakta. Özellikle swap hariç net rezervlerin durumu incelendiğinde, kırılganlık daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Kalıcı ve sürdürülebilir döviz girişlerine olan ihtiyaç sürüyor.

Dolar/TL görünümü ise daha dengeli bir seyir izliyor. Jeopolitik belirsizliklere rağmen, savaşın başlangıcından bu yana dolar/TL’deki artış oranı yaklaşık yüzde 2,25 ile sınırlı kaldı. Yurt içinde yerleşiklerin dolara geçiş beklentisi, öngörüldüğü kadar yüksek olmadı; çünkü dikkatler daha çok altın fiyatlarına yönelmiş durumda. TCMB’nin Türk Lirası’nın değerini koruma konusundaki kararlılığı sürüyor ve mevduat faizlerine ilişkin artış haberleri gündeme gelmeye başladı.

Eğer savaşın başlangıcındaki gibi bir rezerv kaybı devam etseydi veya döviz kurlarında ani artışlar yaşansaydı, mevcut faiz kararının artırılma ihtimali gündeme gelebilirdi.

Enflasyon konusundaki gelişmeler ise yalnızca faiz politikası ile açıklanabilecek kadar basit değil. Artan petrol fiyatları ve sürekli hale gelen gıda enflasyonu, daha sıkı politikaların kalıcı bir çözüm sunmadığını gösteriyor. Sorunların büyük bir kısmı talep kaynaklı olmamakla birlikte, yapısal ve arz yönlü dinamikler de etkili olmaktadır.

İktisadi faaliyetlerdeki yavaşlama ise giderek daha belirgin hale geliyor. İmalat PMI endeksi 47,9 seviyesine düşmüş durumda. Sanayideki daralmanın devam etmesi ve yeni siparişlerdeki azalma, önümüzdeki dönemde üretim ve istihdamda zayıflamanın süreceğine işaret ediyor. Büyüme açısından aşağı yönlü riskler giderek artıyor.

İhracattaki duraklama ile ithalattaki artış, net dış talebin büyümeye olan katkısını azaltıyor. Yavaşlamada dış talep, küresel talep ve jeopolitik durumların etkisi de gözlemleniyor.

Enflasyondaki ikincil etkilerin önemi ise dikkat çekiyor. TCMB’nin değerlendirmelerine göre, arz şoklarının enflasyon üzerinde doğrudan 2–3 puanlık bir etkisi olabileceği belirtiliyor. Ancak, asıl belirleyici unsurun ikincil etkiler olduğu vurgulanıyor. Fiyat artışlarının yayılması ve enflasyon beklentilerindeki bozulma, kalıcı bir enflasyon dinamiği oluşturma riski taşıyor.

TCMB’nin değerlendirmelerine göre mart ayında enflasyonun ana eğiliminde sınırlı bir azalma gözlemlense de, nisan itibarıyla risklerin yeniden yukarı yönlü hareket ettiği ortaya çıkıyor. Enerji fiyatlarındaki dalgalanma ve küresel belirsizlikler bu durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Ateşkes döneminde bile petrol fiyatlarının varil başına 90 doların üzerinde seyretmesi, enerji kaynaklı baskının kalıcı olabileceğini gösteriyor.

Bu durum, yalnızca para politikası araçlarına dayanan bir dezenflasyon sürecinin yetersiz kalacağına işaret ediyor. Üretim kapasitesini artırmaya yönelik, tarım ve enerji alanlarında dışa bağımlılığı azaltan, lojistik maliyetleri düşüren yapısal politikaların eş zamanlı uygulanması gereklidir. Ek olarak, ilave parasal sıkılaşmanın büyümede belirgin bir yavaşlama ve işsizlikte artış riski yaratacağı net bir şekilde görülüyor.

Burada para politikası takviminde kritik bir eşik de öne çıkıyor. Mayıs ayında TCMB’nin toplantısının bulunmaması, dikkatleri haziran ayına yönlendiriyor. Ancak belirsizliklerin arttığı bir ortamda alınacak kararların önemi de artış gösteriyor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın