
“Terör” kavramının altında yatan yalanlar, itibarsızlaştırmalar ve ayrıcalıklar oldukça dikkat çekici bir hal alıyor.
Bu ülkede “terör” başlığının sürekli varlığını sürdürmesini isteyen ve bu durumu besleyen güçlere dikkatlice bakıldığında, orada birçok ayrıcalıkla karşılaşmak mümkün.
Medya dünyasında biraz zaman geçirildiğinde, “terör örgütlerinin listesinde yer alıyorum” ifadelerine sıkça rastlanmaya başlanır.
Her iktidar döneminde benzer profildeki “gazetecilerin” bir şekilde terör örgütlerinin “hedef” listesine girmesi dikkat çekicidir.
Bu durumu merak edip araştırdığınızda, Uğur Mumcu gibi mafya, tarikatlar ve radikallerin hedefi olabilecek çalışmalara imza atan bir gazeteci bulmak zordur.
Hrant Dink gibi derin devlete dair kritik yazılar kaleme almış ya da Musa Anter gibi JİTEM’in hedefi olabilecek bir rol üstlenmiş gazetecilerle ilgili bir iz bulmak da aynı şekilde zordur.
Gerçekten de bu tür gazetecilerin iki tane dikkat çekici haberini bile bulmak mümkün değildir.
Ancak, bu sürecin işlemesi oldukça basittir.
Bir merkezden, birkaç absürt elektronik posta gönderilir veya birilerine mektup iletilir.
Yeni dönemle birlikte bu süreç daha da kolaylaşmıştır.
Ne olduğu belirsiz birkaç hesaptan “görüşürüz” mesajları yollamak yeterli hale gelmiştir.
Hemen İçişleri Bakanlığı ve emniyet devreye girer, tanınmış siyasetçilerle bağlantılar kurulmaya başlanır.
*
Bu tür gazeteciler, ayrıcalıklı alanlarda haber takibi yapmayı, silah bulundurmayı ve korumalarla dolaşmayı oldukça severler.
Gerçek tehdit altında olan gazeteciler ise otobüsle veya yürüyerek çalışırken, bu ayrıcalıklı kesim çakarlı araçlarla ve korumalarla hareket eder.
Genç gazeteciler, işkence, yolsuzluk ve mafya gibi konuları cesurca yazarak hayatlarına devam ederken, diğerleri ise suya sabuna dokunmadan, kendilerini önemli şahsiyetler olarak göstererek korunurlar.
Gerçek gazeteciler, haberleriyle davaların ve soruşturmaların hedefi haline gelirken, bu ayrıcalıklı grup sadece iktidarın söylediklerini aktarmakla yetinip, kendilerini büyük bir mücadele veriyor gibi gösterirler.
“Terör örgütlerinin listesinde yer alıyorum” söylemi, ayrıcalıklı bir kesimin tarihsel bir yalanıdır.
Örgütler, bu kişilerin kim olduklarını bile bilmez.
Varlıkları ya da yokluklarının herhangi bir etkisi yoktur.
Onları, hakaretlerinden, çakarlı araçlarından ve başkalarını tehdit ederek öne çıkmalarından hatırlarsınız.
Bu nedenle, bu ifadeleri duyduğunuzda, orada bir ayrıcalık arayışı olduğunu bilmek gerekir.
Bunu devlet, iktidar ve kendileri de çok iyi bilmektedir.
*
CHP’li kadın siyasetçilerden Gamze Pamuk, X hesabından isyanını dile getiriyor:
“Alçaksınız, acizsiniz, şerefsizsiniz! Sevgilisiyle otel odasında basılan eski belediye başkanı, kendi rezilliğini örtmek için şimdi de benim adımı kullanmaya çalışıyor. Yalan söylemenin de bir zekâ seviyesi gerekir. İfadede adı geçen kişi, benim dönemimden sonra PM üyesi olmuş biri. Bunu bile hesap edemeyecek kadar aciz bir iftira mekanizmasıyla karşı karşıyayım. Kendi ahlaki ve insanlık çöküşünü örtmek için kadınların adını ortaya atan, itibarı bitince sağa sola çamur bulaştırmaya çalışan bu şerefsizlerle hesaplaşacağım.”
“Sadece kadın bir siyasetçi olduğum için bu yalanları ‘ifade’ diye oraya koyduranlar ve bu alçaklığa alet olanlar da bu ağır suçun ortağıdır. Ben böyle ölmem. Benim tertemiz hayatımı o çamur dilinizle kirletemezsiniz. Yine diyorum: Bu haysiyetsizlerle mücadele edeceğimi, yalanlarının misliyle hesabını soracağımı, tetikçilerinden azmettiricilerine kadar hepsini o çukurda mahkûm edeceğimi herkes bilsin. Hodri meydan!”
Genç kadın siyasetçinin tepkisi, görevden alınan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın ifadelerine dayanarak yapılan haberlere yöneliktir.
Bazı hesaplar, “şuradan da duyduk” diyerek CHP’li kadın siyasetçilerin fotoğraflarını kullanarak bu edepsiz spekülasyonlara imza atmaktadır.
İnsanların itibarı, hayatı umursanmadan “vuralım gitsin” anlayışıyla yapılan bu haberlerin çıkacağı adres bellidir.
Özel hayat sınırları yerle bir edilmiş, insanların mahrem görüntüleri savcılığa emanet edilen telefonlardan sızdırılarak diğer iddiaların doğruluğuna kanıt olarak kullanılmaktadır.
Peki, geriye ne kalacak?
Bu şekilde mi seçim kazanılacak?
Doğrunun yanına yüzlerce yalan eklenerek, insanların onuru ve şerefi yerle bir edilerek mi sonuç alınacak?
Diyelim ki ortaya atılan 100 iddiadan biri doğru.
Bunların suçla ve belediye operasyonlarıyla nasıl bir ilişkisi var?
Eğer biri eşini aldatıyorsa ya da birileri biriyle ilişki yaşıyorsa, bu durum kendilerinden başka kimi ilgilendirir?
Bu ülke bu kadarını yaşamak zorunda mı, bu çıtanın daha ne kadar aşağı çekilmesi bekleniyor?
*
Belediye operasyonlarının kendisi de en az bu iddialar kadar problemli…
Artık hangi belediyede ne olup bittiğine dair bilgi sahibi olan var mı?
Bu konuyu yakından takip edenler dışında kim, hangi iddiayı biliyor?
Birbirine karıştırılmış, torbaya dönüştürülmüş onlarca dosya…
Ajanlık dosyasına gazeteci konuluyor, ajan olduğu söylenen kişi “devlet görevlisi” olduğunu vurgulayıp Cumhurbaşkanlığı’nı işaret ediyor…
Örneğin, bu kadar
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



