
Türkiye Tarihinde Yeni Bir Dönem: Terörsüz Türkiye Süreci
Türkiye, 1 Ekim 2024 tarihinde, Meclis açılışında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM sıraları ile tokalaşmasıyla tarihî bir dönüm noktasına girdi. Bu olay, terör örgütüne silah bırakma çağrısıyla sonuçlanan bir sürecin başlangıcı oldu. Bu yeni süreç, geçmişteki “çözüm süreci” döneminden belirgin farklılıklar sergiliyor. Örneğin, terörsüz bir Türkiye hedefiyle ortaya çıkan bu süreç; teröre karşı sıfır taviz, af yolunun kapatılması, müzakere süreçlerinin hızlandırılması ve siyasal mücadelenin ön plana çıkarılması gibi birçok açıdan farklılıklarla doludur.
40 yıldır süregelen bir sorunun varlığında, bu sorunun üç beş günde sona ermesini beklemek gerçekçi değildir. Ancak, Türkiye’nin son yıllarda teknoloji odaklı savaş stratejisini değiştirmesi ve atılan ekonomik ve sosyal adımlar, bu yeni sürecin başlamasını kolaylaştırdı. İmralı Adası’nda tutuklu bulunan Abdullah Öcalan, “Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini lağvetmelidir” diyerek, sadece bir grubun değil, tüm tarafların elini taşın altına koyması gerektiğini ifade etti.
Öcalan’ın bu mesajı, terörsüz Türkiye sürecine dair yeni bir kapı araladığını ve PKK’nın silah bırakmasını yönünde yapılan çağrının, yıllardır süregelen çatışma ortamını sona erdirmek adına büyük bir adım olduğunu göstermektedir. Bu açıklamanın sadece bir beyan olmadığını, Türkiye’nin geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olduğunu unutmamak gerekir. Fakat böyle büyük değişim süreçlerinde, birçok risk de bulunmaktadır.
Bu sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için tüm tarafların iyi niyetle hareket etmesi zorunludur. Çözüm sürecinin sabote edilme olasılığı göz ardı edilmemelidir. Milyar dolarlara hükmeden ve dünyanın en büyük insan, silah ve uyuşturucu kaçakçısı konumundaki bir örgütün, aniden “Ben gidiyorum” demesi bazı güç odaklarının işine gelmeyecektir. Bir diğer risk ise, süreç uzadıkça siyasi manipülasyona açık hale gelebilmesidir. Barış süreci, herhangi bir siyasi partinin seçim yatırımı olmamalıdır. Aksi takdirde, bu durum samimiyetin kaybolmasına ve kısa vadeli çıkarların toplumun güvenini tehdit etmesine yol açabilir.
Ek olarak, terörle mücadele ve terörsüz Türkiye süreci arasındaki dengenin iyi kurulması önemlidir. Silahları bırakmak istemeyenlere devletin sert yüzüyle karşılaşılması, dezenformasyon faaliyetlerinin artmasına neden olabilir. Aynı zamanda, örgütün feshedilmesi süreci kendi destekçilerine “kazan-kazan” perspektifiyle anlatılmaya çalışılmıştır. Öcalan’ın “ayrı bir ulus-devlet, federasyon, idari özerklik veya kültürel çözüm önerileri, toplumun tarihsel sosyolojisine yanıt verememektedir” şeklindeki sözleri, yeni tartışmaların gündeme gelmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, yıllardır federasyon veya yerel özerk yönetim gibi söylemleri savunan CHP’nin durumu da tartışmalı bir hale gelmektedir.
Bu sürecin nasıl ilerleyeceği, özellikle de “silah bırak!” çağrısının örgütün içinde nasıl yankılanacağı merak edilmektedir. Suriye kanadından gelen “Öcalan’a uyacağız” açıklaması, Kandil kanadında ise bazı direnişler gözlemlenmektedir. Ancak, bölgedeki konjonktürel durumlarının göz önüne alındığında, hareket alanlarının kısıtlı olduğu görülmektedir.
Yıllardır süren çatışma ortamının sona ermesi, sadece ekonomik ve sosyal kazanımlarla sınırlı kalmayacak; aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşme sürecini de hızlandıracaktır. Bu fırsat iyi değerlendirilmeli ve toplumun her kesimi barış sürecine katkıda bulunmalıdır. Geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması adına, devletin, toplumun ve ilgili tüm aktörlerin bu sürece samimi
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



