
Tevfik Fikret ve Aşiyan, edebiyat tutkunları için tanıdık kavramlar; ancak “şairin ressam yönü” ile tanışmak ve eserlerine derinlemesine bakmak, ülkemizin tarihiyle ilgili keşfedilmemiş pek çok unsuru gün yüzüne çıkarıyor. Söz konusu kitap, yalnızca biyografik bir anlatı olmanın ötesine geçmekte ve Tevfik Fikret’in yaşadığı dönemdeki edebiyat dünyasındaki yerini, farklı yazarların bakış açılarıyla detaylı bir şekilde ele almaktadır. Ayrıca, onun dizelerinin 21. yüzyılın değişken koşullarında nasıl yeniden değerlendirilebileceğine dair özgün bir bakış açısı sunuyor. Kitabın tüm gelirinin Galatasaraylılar Yardımlaşma Vakfı’na bağışlanacak olması ise, projeye ayrı bir anlam katıyor.

– Tevfik Fikret’in ressam yönünü öne çıkarmak neden bu kadar önemliydi?
Kitabım “Ressam ve Şair Tevfik Fikret” adını taşıyor. “Şair ve ressam” demedim çünkü o zaten tanınmış bir şair. Ancak ressam yönü, sınırlı bir çevre dışında pek bilinmiyordu. Tevfik Fikret’in resimlerini ilk kez 2005 yılında Aşiyan’da keşfettim. O dönemde Galatasaraylılar Derneği Başkanıydım ve anma töreninin ardından içeri girdiğimde tablo ve karakalem çizimlerini gördüm. Karşımdaki güçlü ressam, Tevfik Fikret’ti. Sanat ve kültür dünyamız bu resimleri tanımalıydı. Hemen karar verdim ve konuyu Yönetim Kurulu’na taşıdım. Böylece Tevfik Fikret’in Aşiyan’da sergilenen tüm tablo ve portre çizimleri ilk kez yayınlandı. “Çizgiler ve Renkler Arasında Tevfik Fikret” adlı bu kitapta önsöz dışında hiçbir metin ve yorum bulunmuyor.
Yıllar sonra Tevfik Fikret üzerine yeniden çalışmaya başladığımda içimdeki ses, beni tekrar onun ressam yönüne yönlendirdi. Çalışmalarım derinleştikçe, onun daha çocuk yaşlardan itibaren kendisini bir ressam olarak algıladığını fark ettim. Evlerinin bahçesindeki küçük kulübesine astığı bir levhada kendisini ressam olarak tanımlamış. Galatasaray Lisesi bitirme sınavlarında yaptığı karakalem portre ise etkileyici bir eser. Üstelik resmin sağ üst ve alt köşelerinde imzasını atmış.
Güçlü bir ressam olarak Tevfik Fikret, resim yeteneğini şiirlerine de yansıtmaktadır. “Balıkçılar” şiiri, örneğin müthiş bir sinematografik yapıdadır.
– Kitap ne kadar sürede hazırlandı, çalışma süreci nasıl geçti?
Kitabın ilk aşaması 2005 yılına kadar uzanıyor. O yıl Ali Ergur’un editörlüğünde “Tevfik Fikret – Biyografi” adlı bir dergi yayınlandı. Ali Bey benden de bir yazı istedi. O yazıda, Tevfik Fikret’in klasik Türk şiiri ile ilişkisinden bahsettim. Ardından, 2022 yılında “İz Bırakan Galatasaraylılar” adlı bir kitap yayınladım ve Tevfik Fikret’e geniş bir yer ayırdım. Bu süreç, “Ressam ve Şair Tevfik Fikret” isimli bir kitaba evrildi. Kitap, görsel açıdan oldukça zengin ve etkileyici bir esere dönüştü. Kitabın tüm özgün fotoğraf çekimlerini ve görsel yönetmenliğini Tunç Bilge üstlendi. Olmasa, metnim aynı kalırdı, ancak bu güzellikle bir kitap kesinlikle ortaya çıkmazdı.
– Bugünün gençliği, Tevfik Fikret’in eserlerinden ve düşüncelerinden neler öğrenmeli?
Karşımızda başarılı bir ressam ve şair var. Tevfik Fikret için resim ve şiir, bir tutku. Gençlerin onun hayatından alacakları ilk ders, bu tutkunun peşinden gitmek, onu beslemek ve geliştirmektir. Bu öneri yalnızca sanat için değil, bilim, teknoloji, iş dünyası ve hukuk gibi her alan için geçerlidir.
İkinci öğrenmeleri gereken, tutkunun alanı her ne olursa olsun, onu geçmişiyle, yenisiyle, klasik ve modernle tam anlamıyla öğrenmektir. İncelik ve detaylarıyla kavramak önemlidir.
– Günümüzde Tevfik Fikret’e hak ettiği değer veriliyor mu sizce?
Tevfik Fikret’in şair olarak hak ettiği değeri büyük ölçüde bulduğunu düşünüyorum. Sadece Türkiye’de değil, Azerbaycan, İran ve Rusya’nın Türkçe konuşan toplulukları arasında da sevilen ve okunan bir şairdir. Ancak onun yaşadığı dönemi aşan 21. yüzyılın perspektifinden bakıldığında, insanlığın temel konularına dair evrensel bir şair olduğu gerçeği, kitabımın ana tezi durumundadır.
– “Fikri hür, vicdanı hür” ifadesinin günümüzde geçerliliği var mı? Bugün en çok ihtiyaç duyulan duruş bu mu?
Kesinlikle, bu duruşa çok ihtiyacımız var. Yeni bir dünya kuruluyor; yapay zekanın ve robotların egemen olduğu bir dünya. Bu unsurlar, çoğunlukla ABD ve Çin’in birkaç şirketinin kontrolünde gelişiyor. Temel soru ise şu: Yapay zekanın ve robotların hâkim olduğu bir dünyada düşünce özgürlüğü ve özgür bir vicdan var olabilir mi? Palantir teknoloji şirketinin sahibi, bu teknolojilerin savaş silahı olarak kullanıldığını açıkça belirtti. İşte, bu noktada ihtiyacımız olan duruş tam olarak burada. Tevfik Fikret de kısa ve öz dizelerle bu duruşu öne çıkarmaktadır.
– Kitabı hazırlarken Tevfik Fikret hakkında bilmediğiniz ve sizi şaşırtan neler öğrendiniz?
Kitap yazarken çok şey öğrendim. Bilgi açısından beni en çok şaşırtan, onun klasik Türk şiiri ve divan şiirine olan sevgisi ve yakınlığı oldu. Asıl çarpıcı olan ise onun kişiliği; güçlü bir karaktere sahip olması. Öğrencilerine karşı sinirlilik yerine ilkeli bir duruş sergileyen, aynı zamanda şefkatli bir okul müdürü olması; ayrıntıları okudukça beni şaşırttı, üstün bir karakterdi.
– Sizi en çok etkileyen eseri hangisi?
Bu sorunuz en zor olanı. Resimlerine bakacak olursam, “İstanbul Kabadayısı” başlıklı karakalem çizimi ve “Fırtına” adlı tablosu öncelikli olarak aklıma geliyor. Bu iki eser, Tevfik Fikret’in tutkulu, taşkın ama dünyayı keskin bir zeka ile algılayabilen derin kişiliğini yansıtıyor. Bunların hemen ardından ise kendisini çizdiği iki karakalem resmi geliyor.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!




