
Gezi Parkı eylemleri sırasında, Taksim’de TOMA’dan sıkılan tazyikli su nedeniyle köprücük kemiği kırılan bir kadın, polisler hakkında açtığı davadan beraat kararı aldı. Kadının manevi tazminat talebi ise mahkeme tarafından reddedildi.
Söz konusu kadın, ceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmediğini savunarak, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının yanı sıra insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
AYM Birinci Bölümü, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine, aynı zamanda Anayasa’nın 40. maddesinde belirtilen etkili başvuru hakkının ihlaline karar verdi.
Yüksek Mahkeme, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için başvurucunun yaralanma olayına ilişkin ceza soruşturmasının başlatılması talebiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutuyla etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul 2. İdare Mahkemesi’ne yeniden yargılama yapılmak üzere gönderilmesine hükmetti. Ayrıca başvurucuya 150 bin lira manevi tazminat ödenmesine de karar verildi.
GEREKÇE: ‘İNSAN HAYSİYETİYLE BAĞDAŞMAYAN MUAMELE YASAĞININ…’
Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesinde, başvurucunun yaralanma anına ilişkin görüntülerin polis müfettişleri ve savcılar tarafından sonradan yok edildiğini ileri sürdüğü belirtildi. Ayrıca, bilirkişi raporundaki tespitlere göre kendisini yaralayan sanık polis memurlarının beraat kararlarını hukuka aykırı bir şekilde aldıkları kaydedildi. Gerekçede, şu ifadelere yer verildi:
“Polislerin yargılandığı Asliye Ceza Mahkemesi, sanıkların başvurucuyu bilerek yaralamadığını kabul etse de, suyun basıncı ve sıkıldığı mesafe gibi faktörlerin değerlendirildiğinde taksirli sorumluluklarının doğabileceği de ifade edilmiştir. Ancak mahkeme, yaralanmaya neden olan eylemin bu boyutunu değerlendirmemiştir. TOMA’dan tazyikli su sıkılması sonucunda yaralanmanın meydana geldiği kabul edilmiştir. Bununla birlikte, TOMA’nın sanıkların kontrolünde olup olmadığı tespit edilemediği için beraat kararı verilmesiyle birlikte, meçhul şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulunulmamış ve faillerin tespiti için gerekli soruşturma yapılmamıştır. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekmektedir.”
TAZMİNAT İSTEMİNİN REDDİ DE İHLAL NEDENİ
Gerekçede ayrıca, başvurucunun tam yargı sürecinin tamamlanmasının ardından yaptığı başvuruda, kolluk görevlilerinin fiziksel şiddeti nedeniyle yaralandığını somut delillerle ortaya koymasına rağmen tazminat talebinin idare mahkemesince reddedilmesinin, kötü muamele yasağının ve adil yargılanma hakkının ihlali olduğu ifade edildi.
“Kamu görevlilerinin kasti fiilleriyle gerçekleştirdikleri kötü muamele iddiaları için öncelikli yol ceza soruşturmasıdır. Ancak tazminat davası da tamamlayıcı bir yol olarak öngörülmüştür” denilen gerekçede, Anayasa’nın 40. maddesinin kötü muamele yasağı ihlalleri nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlaması gerektiği vurgulandı. Somut olayda AYM, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine dair tespitte bulundu.
“DANIŞTAY’IN, CEZA DAVASINDA ULAŞILAN SONUCU DEĞERLENDİRMEDEN DAVANIN REDDİNE DAİR KARARI ONADIĞI ANLAŞILMIŞTIR”
Ceza yargılamasında, başvurucunun yaralandığı kabul edilirken, gerekçede şu tespitlere de yer verildi:
“Kolluk müdahalesinin gerekliliği ve orantılılığı, başvurucuya karşı yapılan eylemlerin somutlaştırılamaması nedeniyle ortaya konulamamıştır. Bu durum insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğini göstermektedir. İdare Mahkemesi, ceza yargılamasındaki değerlendirmeyi beklemeden, başvurucunun idarenin eyleminden dolayı yaralandığına dair bilgi ve belge bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.”
Asliye Ceza Mahkemesi, başvurucunun yaralanmasının sanıkların eylemine bağlı olarak tespit edilemediğini belirtmiş, ancak yaralanmanın kolluk görevlilerinin müdahalesi sonucunda gerçekleştiğini kabul etmiştir. İdare Mahkemesi’nin ceza soruşturmasındaki değerlendirmeyi dikkate almadan ‘zarara sebep olan olayın idarenin bir eyleminden kaynaklandığına dair bilgi ve belgenin bulunmadığı’ gerekçesiyle davayı reddetmesi, başvurucuya zararın giderilmesi talebi açısından başarı şansı sunmamıştır. Bu nedenle, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlaline karar verilmesi gerekmektedir.
“KÖPRÜCÜK KEMİĞİ KIRILACAK ŞEKİLDE YARALANMASI KULLANILAN KAMUSAL GÜCÜN ORANTILI OLMADIĞINI GÖSTERMEKTEDİR”
Başvurucunun ceza yargılaması sürecinin sona ermesinin ardından yaptığı başvuruda, silahsız ve barışçıl bir gösteriye katılmasına rağmen kolluk görevlilerinin ağır fiziksel şiddetine maruz kaldığını öne sürdüğü belirtildi. Gerekçede şunlar kaydedildi:
“Asliye Ceza Mahkemesi kararında, genel olarak hukuk dışı eylemlerde bulunan göstericilere müdahale edildiği ifade edilse de başvurucunun kanuna aykırı bir eylemi tanımlanmamıştır. Ayrıca başvurucunun neden kolluk görevlilerinin güç kullanımına maruz kaldığına dair bir açıklama yapılmamıştır. Başvurucunun yaralanmasına neden olan muamele, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele olarak kabul edilmiştir. Bu durum, başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde caydırıcı bir etki yaratmaktadır. Kolluk kuvvetinin müdahalesi sonucu başvurucunun köprücük kemiğinin kırılması, kullanılan kamusal gücün orantısız olduğunu göstermektedir. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlaline karar verilmesi gerekmektedir.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



