Trump ve Xi: Yeni Küresel Denge Arayışı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Trump ve Xi: Yeni Küresel Denge Arayışı

Trump, dünya sahnesinde kendisine denk gördüğü tek liderin Xi olduğunu ve ABD’ye denk gördüğü tek ülkenin de Çin olduğunu ifade ediyor. Bu ikiliyi bir nevi “G-2” olarak adlandırmak mümkün. Trump için NATO, kurallara dayalı dünya düzeni, G-7 ve G-20 gibi yapılar ise anlamını yitirmiş durumda. NATO’yu bir yük, Avrupa Birliği’ni ise baş belası olarak değerlendiriyor.

Daha önce Çin’e yönelik gümrük vergileri uygulama girişiminde bulunmuştu. Ancak Xi, bu duruma nadir toprak elementlerine (NTE) ihracat yasağı ile yanıt verince Trump geri adım atmak zorunda kalmıştı. Dünyada NTE üretiminin %70’inin ve NTE rafineri kapasitesinin %80’inin Çin’de bulunduğu göz önüne alındığında, Pekin’deki Trump tutumu dikkat çekiciydi.

Ziyaret sırasında Trump, yaptığı konuşmalarda tamamen yazılı metinlere bağlı kaldı ve doğaçlama yapmamayı tercih etti. ABD’li gazetecilerin sorularını yanıtsız bırakması da dikkat çekti. Çin, Trump’a sevdiği her türlü gösteriyi sunmakta tereddüt etmedi.

Zirvede Tayvan ve İran konuları “sert” dosyalar olarak ele alınırken, karşılıklı ticaret ise “yumuşak” dosya olarak gündeme geldi. Sızan bilgilere göre, bu dosyaların birbirleriyle etkileşimli bir şekilde değerlendirildiği anlaşılıyor.

Çin’in ham petrol ithalatının %43’ü ve doğal gazının %24’ü Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İran’ın petrol ihracatının %90’ını alan Çin’in, Basra Körfezi’nde İran’ın yanı sıra büyük bir petrol tedarikçisi olarak Suudi Arabistan’a da bağımlılığı söz konusu.

Bu çerçevede Trump, Xi’nin İran konusunun çözümünde “elinden geleni yapacağı” yönündeki sözlerinin doğru olabileceğini belirtiyor. Ancak Çin, petrol ithalatında Körfez’in tek alternatif olmadığını ve 4 ila 6 ay yetecek petrol stokuna sahip olduğunu da göz ardı etmiyor.

Zirve sırasında taraflar, rekabet yerine işbirliği ve istikrarı vurguladı. Ancak Çin, bu işbirliğinin Tayvan’a yönelik ABD politikasının değişmemesine bağlı olduğunu belirtiyor. ABD’nin de Tayvan ve Hürmüz Boğazı’nın açık kalması gerektiğini savunduğu anlaşılıyor. Trump’ın Tayvan’a onaylanan ancak henüz teslimatı yapılmayan 14 milyar dolar tutarındaki silah satışını durdurması veya geciktirmesi olası görünüyor.

Fakat Trump’ın Tayvan konusundaki manevra alanı oldukça kısıtlı. Zira Kongre, Tayvan’a kesintisiz ABD desteğini garanti altına almış durumda. Trump’a eşlik eden Dışişleri Bakanı Rubio ise bu konudaki en etkili isimlerden biri. ABD’nin politikası, Tayvan’ın bağımsızlığını teşvik etmeden ama kendini savunmasına yardımcı olmak olarak özetlenebilir.
Stratejik bir konumda yer alan Tayvan, Güney Çin Denizi’nin önemli bir parçasını oluşturuyor. En ince yarı-iletken mikroçiplerin %90’ının üretimi burada gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla, ABD’nin Tayvan’ı yalnız bırakması beklenmiyor.

Çin’in deniz kuvvetlerini hızla güçlendirdiği ve askerî gücünün arttığı açık bir gerçek. İran örneği, ABD’nin Tayvan’ı askeri açıdan savunmasının zor olduğunu gösteriyor. Ne Xi’nin Tayvan’ı silah zoruyla ele geçirme niyeti var ne de Trump’ın Çin ile savaş açma isteği bulunuyor.

Trump, Xi karşısında zamanın kendisine avantaj sağladığını biliyor. Xi, ömür boyu liderlik görevine sahip ve seçim kaybetme kaygısı taşımıyor. Buna karşın, Trump’ın Kasım ayındaki ara seçimlerde Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu elde etmesi zor görünüyor.

Trump’ın öncelikleri arasında İran meselesinden kurtulmak ve 4 Temmuz’da ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümünü “imparator” havasında kutlamak yer alıyor. Xi ise, Çin’i dünyanın en güçlü ülkesi yaparak ABD’nin önüne geçmeyi hedefliyor.

Ancak Xi’nin de sorunları yok değil. 2013’ten bu yana, silahlı kuvvetlerdeki birçok üst düzey generali görevden almış ve çoğunu yolsuzluk suçlamalarıyla hapse attırmıştır.

Xi’nin asıl derdi, Tayvan’ı ele geçirmekten ziyade, ikinci bir Tienanmen olayının yaşanmaması. Bu tür bir durumda ordunun, partinin ve dolayısıyla kendi iktidarının korunacağından emin olmak istiyor.

Trump’a, modern zamanların önemli iş insanları eşlik etti. İki ülke arasındaki ticaret ve yatırımlar düşüşte, bu durumu düzeltmek için çalışmalar yapılacağı ifade edildi. Ticaret Kurulu’nun yerine Yatırım Kurulu’nun geçeceği belirtildi.

Trump, Xi’yi 24 Eylül’de Beyaz Saray’a davet etti. O ziyaretin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ve olursa neler olacağı merak konusu. Ayrıca, Trump’ın Washington’a dönüşünde tutumunu değiştirip değiştirmeyeceği de dikkat edilmesi gereken bir diğer husus.

Çin’in dünya görüşü, öncelikle kendi çıkarlarını korumaya yönelik. İran’ın nükleer silaha sahip olmaması konusunda Xi ve Trump arasında bir örtüşme bulunuyor. Trump, ABD’nin geçmişte kurduğu ittifakları kolayca hiçe sayarken, ŞİÖ veya BRICS gibi organizasyonların savunma dayanışması anlamında bir değer taşımadığını da ortaya koymuş durumda.

Trump’ın övgüyle bahsettiği liderler arasında Xi, Putin, Kim ve Erdoğan yer alıyor. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin üzerinden yaklaşık 35 yıl geçti. Bu bağlamda, al-ver esasına dayanan dış politika izleyen Trump’a bakarak “tersine Kissinger” gibi teoriler geliştirmek, mevcut durumla pek de örtüşmüyor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın