Trump’ın İran Planı: Rejim Değişikliği Mümkün Mü?

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Trump’ın İran Planı: Rejim Değişikliği Mümkün Mü?

Trump, İran’a yönelik askeri hedeflere ulaşma konusunda ne kadar başarılı olabilir? ABD ve İsrail’in gerçekleştireceği saldırılar, İran rejiminin çökmesine yol açabilir mi? DW, bu kritik konularda uluslararası uzmanların görüşlerini topladı.

İsrail’in Cumartesi sabahı İran’a yönelik “önleyici saldırılar” başlattığına dair açıklamanın hemen ardından, ABD Başkanı Donald Trump sosyal medyadan paylaştığı video ile ABD’nin de “büyük çaplı operasyonlara” başladığını duyurdu.

Trump, “Amacımız, İran rejiminden kaynaklanan tehditleri ortadan kaldırarak Amerikan halkını korumaktır” dedi. Ayrıca, İran’ın nükleer ve askeri kapasitesini yok etme sözü vererek, “İran’ın nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı, İran’ın balistik füze programı ve deniz kuvvetlerinin de saldırı hedefleri arasında yer alacağını belirtti.

Uzmanlar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü askeri operasyonun kısa süreli ve sınırlı olmayabileceğine dikkat çekerek, çatışmaların haftalar hatta aylar sürebileceğini öngörüyor.

ABD’nin bu operasyonlardaki temel hedefleri neler? Bu hedeflere ulaşma şansı var mı? Ve bu askeri müdahale İran’da rejim değişikliğine neden olabilir mi? DW, bu soruları uzmanlara yöneltti.

Birinci hedef: İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi

İran ile İsrail arasında geçen Haziran 2025’teki 12 günlük savaşın ardından Trump, ABD’nin İran’ın nükleer tesislerini “tamamen yok ettiğini” iddia etmişti. Tahran’ın nükleer silah inşa etme kapasitesinin bulunmadığını savundu.

Friedrich Ebert Vakfı’nın Ortadoğu uzmanı Marcus Schneider, “ABD, bu (nükleer) programı yok etmeyi amaçlayan bir savaş yürütüyor, bu nedenle bu durum büyük ölçüde bir bahane” ifadelerini kullandı.

Schneider, ABD saldırılarının İran’ın nükleer programını geçici olarak gerilettiğini, ancak tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını belirtti. “Eğer İran santrifüj üretme ve uranyum zenginleştirme konusunda uzmanlık sahibi ise, bunu hava kuvvetleri ile ortadan kaldıramazsınız” dedi.

İtalya merkezli güvenlik analisti Şahin Modarres, nükleer silah sahibi bir İran’ın hem İsrail hem de ABD açısından her zaman “kabul edilemez” olduğunu vurguladı. Ona göre, nükleer silahlanmayı önlemek stratejik bir hedef haline gelmiştir.

Hamburg merkezli Alman Küresel ve Bölgesel Araştırmalar Enstitüsü’nden Diba Mirzaei ise, “Şu anda İran’dan kaynaklanan pratik bir tehlike yok” diyerek nükleer meselenin savaşı meşrulaştırmak için kullanıldığını ifade etti.

Bu hafta Cenevre’de ABD ve İran arasında gerçekleştirilmesi planlanan nükleer müzakereler ise sonuçsuz kalmıştı.

İkinci hedef: İran’ın balistik füze programının yok edilmesi

Bazı uzmanlar, ABD ve İsrail için İran’ın balistik füze kapasitesinin nükleer programından daha büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Geçen yılki 12 günlük savaşta İran, füzelerinin İsrail ve bölgedeki ABD askeri tesislerine zarar verebileceğini kanıtlamıştı.

Modarres, üretim tesisleri ve depoların hedef alınabileceğini, ancak teknolojik bilgi birikiminin yok edilemeyeceğini belirtti. Füze programının tamamen ortadan kaldırılmasının zor olduğunu ifade eden uzman, kapasitenin ciddi şekilde zayıflatılmasının ve uzun vadeli kısıtlamaların mümkün olabileceğini dile getirdi.

Schneider de benzer bir görüş paylaşıyor: “Bu yerli bir sanayi, yani ithal balistik füzeler değil. İran, son savaşın sona ermesinden bu yana kanıtladığı gibi, bunları kendi başına üretebilecek bir konumda. Elbette cephaneliği imha etmek mümkün, ancak bu sürecin ne kadar süreceği ve kimlerin zarar göreceği belirsiz.”

Üçüncü hedef: İran donanmasının imhası

Marcus Schneider’e göre, ABD’nin İran’ın donanmasını yok etmesi, füze programını ortadan kaldırmaktan daha olası görünüyor. Ancak İran’ın çok sayıda küçük ve hızlı botlara sahip olduğunu vurgulayan uzman, bu operasyonun kısa sürede gerçekleştirilemeyeceğini düşünüyor.

Modarres, bu tür bir operasyonun tarihi bir örneği olduğunu belirterek, ABD’nin 1988’de İran’a karşı düzenlediği Peygamber Devesi Operasyonu sırasında İran donanmasına ağır zarar verildiğini hatırlattı. “Eğer Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğü tehdit edilirse, ABD büyük ölçekli deniz harekâtını haklı çıkarabilir. Stratejik amacı, deniz yollarının güvenliğini sağlamaktır” dedi.

İngiltere merkezli Sussex Üniversitesi öğretim üyesi Sara Kermanian, ABD’nin kısa vadede İran’ın aktif deniz kuvvetlerine ağır darbe vurabileceğini ve deniz trafiğini ciddi şekilde zayıflatabileceğini belirtti.

Dördüncü hedef: Rejimin devrilmesi

İsrail ve ABD’nin İran hedeflerine yönelik hava saldırılarına dair değerlendirmeler, bu harekâtın rejimi önemli ölçüde zayıflatmayı amaçladığını gösteriyor.

Trump, konuşmasında İran halkına seslenerek, “Biz işimizi bitirdiğimizde hükümetinizi devralın. Bu, belki de nesiller boyu elinize geçecek tek fırsat” dedi. Ancak Washington’un İran içinde kara harekâtı başlatacağına dair herhangi bir sinyal vermediği dikkati çekiyor.

Modarres, Ocak ayındaki protestolara benzer kitlesel gösterilerin yeniden patlak vermesi ihtimalinin bulunduğunu, ancak rejimin yapısal olarak zayıflaması gerçekleşmezse kendiliğinden bir ayaklanmanın zayıf bir ihtimal olduğunu ifade ediyor.

Schneider, rejimi devirmek için kara birliklerine ihtiyaç duyulacağına inanıyor. “Trump’ın bunu sadece hava gücüyle yapmayı planlaması ve İran halkının savaş sırasında ayaklanıp bu acımasız rejime karşı harekete geçeceğine inanması bana oldukça fantastik geliyor” şeklinde konuştu.

Modarres, “Eğer asıl amaç rejim değişikliği ise, bu savaşın daha uzun süreceğini ve muhtemelen birkaç ay daha devam edeceğini varsayıyorum. En büyük soru, rejimin ne kadar dirençli olacağıdır” dedi. Ayrıca, Trump’ın İran İslam Devrim Muhafızları üyelerine sunduğu dokunulmazlık teklifinin elitlerin saf değiştirmesini teşvik etmeyi ve iç parçalanmayı hızlandırmayı amaçlayan klasik bir strateji olduğunu vurguladı.

Rejim çökmezse ne olur?

Uzman Kermanian, rejimin ayakta kalması durumunda kısa vadede İran halkının ağır sonuçlarla karşılaşabileceğini belirtti.

“Yaralı ama bütünlüğünü koruyan bir devlet, toplumun bazı kesimlerinin dış baskıyı memnuniyetle karşıladığını algılarsa, yoğunlaştırılmış baskıyla karşılık verebilir

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın