
Trump, başkanlığının ikinci dönemine girdiğinden bu yana, ABD askeri güçleri Somali, Nijerya, Yemen ve Venezuela gibi ülkelerde çeşitli askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Özellikle Venezuela ve Kolombiya çevresindeki balıkçı tekneleri hedef alınarak bombardımanlar sürdürülüyor ve bu ülkeler abluka altında tutuluyor.
ABD, Haziran 2025’te İran’ı, İsrail ile birlikte 12 gün boyunca bombaladı. Ardından, 2026 yılı Şubat ayının sonlarında yine İsrail ile birlikte İran’a yönelik hava saldırıları düzenlendi. Daha önce de İran’a karşı uzun süredir devam eden yaptırım ve ambargo politikaları uygulanıyordu.
Bu tür askeri operasyonlar ve saldırılar için ABD Kongresi’nden onay alınması gerekmekteydi. Ancak bu onay alınmadan gerçekleştirilen eylemler, kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Şu anda, Küba, Grönland, Meksika, Kolombiya ve Panama gibi ülkelerin de benzer operasyonların hedefi olabileceği konuşuluyor.
Trump, hem 2016 hem de 2024 başkanlık kampanyalarında yeni savaşlar açmamak ve mevcut savaşları sona erdirmek için söz verdi. Hatta yakın çevresiyle birlikte, “Nobel Barış Ödülü Trump’a verilmeli” kampanyası yürüttü.
Peki, Trump ve ABD neden bu saldırıları gerçekleştiriyor? Bazı yorumcular, bu eylemlerin Trump’ın karmaşık kişiliğiyle ilgili olduğunu savunurken, diğerleri bu saldırıları teşvik edenlerin Trump’ın danışmanları ve İsrail olduğunu öne sürüyor.
Özellikle Venezuela’daki operasyonun arkasında aşırı sağcı Dışişleri Bakanı Rubio’nun etkisi olduğu belirtiliyor. Rubio, ailesinin Küba’dan göç ettikten sonra yaşadığı zorlukları unutamayan bir isim. Bu nedenle, Küba’ya yönelik bir saldırının da söz konusu olabileceği ifade ediliyor.
İran’a yönelik saldırılarda da İsrail’in yanı sıra Trump’ın yakın çevresindeki bazı Yahudi isimlerin etkili olduğu iddia ediliyor. Bu kişiler arasında damadı Jared Kushner ve Trump’ın Orta Doğu özel temsilcisi Witkoff yer alıyor. Her ikisi de İran ile yapılan görüşmelerde ve alınan kararlarda önemli rol oynuyor.
Bu tür kararların arkasında ülkelerin etkileri bulunabilir. Ancak asıl belirleyici olan iki unsur var: Trump’ı iktidara taşıyan MAGA tabanı ve ABD ekonomisinin durumu ile sanayinin dünya çapındaki rekabet gücü.
MAGA nedir, ne ister?
Trump, 2016 ve 2024 yıllarında Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı olarak belirli bir oy oranına sahip. Ancak asıl siyasi gücünü, lideri olduğu MAGA hareketinden alıyor.
MAGA, “Make America Great Again” ifadesinin kısaltmasıdır. Bu slogan, Trump’ın 2016 başkanlık seçimlerinde popüler hale getirdiği bir ifadedir ve 2024 seçimlerinde de daha fazla vurgulanmıştır. MAGA, son 12 yılda önemli bir siyasi hareket haline gelmiş ve Cumhuriyetçi Parti içinde güçlü bir destek kazanmıştır.
MAGA’nın kökeni 1980 başkanlık seçimlerine kadar uzanıyor; o dönemde Ronald Reagan tarafından benzer bir şekilde kullanılmıştır. Trump, 2012 yılında bu sloganı kendi adına tescil ettirmiştir.
MAGA’yı benimseyenler, ABD’nin geçmişteki gücünü kaybettiğine inanıyor. 1920’lerden itibaren, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin dünya üzerindeki hakimiyetini geri kazanmak istiyorlar.
MAGA savunucuları, ABD’nin küresel etkisinin zayıfladığını ve bunun yabancı etkiler, kültürel bozulmalar ve göçmenler nedeniyle olduğunu düşünüyor. Özellikle Müslüman göçmenlerin, ABD’nin beyaz Hristiyan kültürünü tehdit ettiğine inanıyorlar.
Ayrıca, küreselleşmenin ABD ekonomisini olumsuz etkilediğini, Asya ülkelerinin düşük ücretlerle yaptığı üretimle ABD iş gücünü tehdit ettiğini vurguluyorlar. Bu nedenle, MAGA’cılar, ABD’nin rekabet gücünü yeniden kazanmak için korumacı politikaların uygulanmasını savunuyor.
MAGA’cıların, ABD’nin askeri müdahalelerle uluslararası alanda yeniden güç kazanmasını istediği görülüyor. Ancak bu görüşe karşı çıkan MAGA’cılar da mevcut.
Sanayinin gücü; ABD, AB ve Çin’de sanayi üretimi
Son 15 yıllık sanayi üretimi verilerine göre, Çin’in üretim gücü önemli ölçüde artmış; ABD’nin sanayi üretimi ise 2011 seviyesine göre yalnızca %8,5 artış göstermiştir. ABD, 2015’te ulaştığı zirveye bir daha ulaşamamıştır. Avrupa Birliği’nin sanayi üretimi ise %3 artışla sınırlı kalmıştır.
Sanayi üretimini değerlendirirken yalnızca miktar değil, teknolojik ilerleme de dikkate alınmalıdır. Çeşitli göstergelere göre, Çin, hem miktar hem de teknolojik açıdan ABD ve AB’ye göre daha ileri bir konumda. Bu durum, ABD’nin askeri müdahalelerle hem kendi gücünü korumaya çalıştığını hem de rakiplerini geriletmeye yönelik bir strateji izlediğini ortaya koyuyor.
ABD’nin askeri müdahaleleri, özellikle Çin’e yönelik bir gözdağı olarak değerlendirilebilir. Ancak uzun vadede ekonomik güç, sadece askeri müdahalelerle kazanılamaz. ABD’nin dünya genelindeki enerji ve su sorunları, itibarını zayıflatma riski taşıyor.
Kaynaklar
Politico (28 Ocak 2026) “Trump voters support military intervention in more countries”
Sadler, Kelly (2 Mart 2026) “Trump needs to take Greenland”
YouGov anketleri
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



