
Bu durumu dile getirmek istemezdim ama Türk adalet sistemi, Türk halkının zekâsını ve akıl yürütme yeteneklerini göz ardı ediyor gibi görünüyor!
Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi, tam da Türk milletini aşağılamayı cezalandırmak amacıyla kaleme alınmış bir düzenleme.
Gözlemlediğimiz olayda, adli sistemimiz milletimizi aşağılamak suçunu, halkımızın aklını, zekâsını ve köklü hoşgörüsünü hiçe sayarak işlemekte.
Eğer bunu biz yapsaydık, hakkımızda dava açılır ve 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istenirdi.
Bu suçların hapis cezası bulunmaması nedeniyle adli sistemimiz, bizleri tutuklar ve en az bir – iki ay cezaevinde yargılar, böylece hapiste yatmadan kurtulmamızı sağlamazdı.
Ne diyelim, canları sağ olsun, gerekli olduğunda milletçe hapiste yatarız, bu bizim için sorun değil.
Bu tür acıklı “mahpushane türküsü” bu milletin yüreklerini dağlarken, yüzyıllardır boşuna söylenmiyor; biz buna genetik olarak alışığız.
Ancak bu duruma alışık olmamız, yapılan ayıbı ortadan kaldırmıyor!
Anneler Günü’nde yayınlanan bir reklama dikkat çekmekte fayda var; reklamda insanlar, besledikleri evcil hayvanlarını “oğlum, kızım” diyerek sevgiyle kucakladılar.
Bu durumu hatırlıyorsunuzdur.
Sosyal medyada organize olan bir grup, bu reklamın Türk aile değerlerini zedelediğini, kedi ve köpeklerin çocuklarımız olmadığını belirterek bir kampanya başlattı.
Bu gelişme üzerine Aile Bakanlığı da şikayette bulundu.
Adli sistemimiz, son zamanlarda sosyal medya trollerinin etkisi altına girmiş durumda.
Bu nedenle reklamı yapan şirket, yayıncı ve reklam veren hakkında “halkı düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla dava açıldı.
Normal bir ülkede yaşıyor olsaydık, buna “flatus vocis” der geçerdim; Türk atasözünde ifade edildiği gibi “osur osur ipe diz” anlamında bir durum!
Ancak bunu demiyorum; çünkü giderek daha anormal bir ülkeye dönüşmekteyiz.
Bu ülkede insanlar, yalnızca kendi bakmadıkları değil, kendilerine ait olmayan hayvanları da “oğlum, kızım” diyerek seviyorlar.
Sosyal medyada sıkça karşılaştığınız gibi, Marmaris Otobüs Garajı’na gelen bir yaban domuzuna bile aynı şekilde sesleniyorlar.
Bunu yaptıkları için, kendi çocuklarını kedi ya da köpek olarak görmedikleri gibi, kediler ve köpekler de öz evlatları olmaktan çıkmıyor.
Söz konusu televizyon reklamı da bu durumu vurguluyor.
Kusura bakmayın ama bu sevgiye, “halkın bir bölümünü diğer bölümüne düşman etmek, aşağılamak” suçlamasıyla dava açıyorsanız, asıl suçlu siz oluyorsunuz.
Halkın bir kesimine karşı düşmanlık ifadeleri kullananlar, sosyal medyada yangın çıkaranlardır; kamu gücünü hayvan severlere karşı kullananlardır.
Çünkü Türk halkı, sizin düşündüğünüz kadar aptal değil; zekâları yerinde.
Dünyanın herhangi bir yerindeki ortalama eğitim düzeyindeki bir halkın zekâsından daha geri zekâya sahip değiliz.
Birileri kedisini, köpeğini “oğlum, kızım” diyerek sevdi diye başkalarının çocuk doğurmaktan vazgeçeceğini düşünenler için aynı şeyi söyleyemem.
Onlar, “geri zekâlı” sıfatı neyi tanımlıyorsa, onu hak ediyorlar demektir.
Ben, minik köpeğim Rio’yu “oğlum” diye sevdiğim için yan dairemde oturan dini bütün komşumdan kin ve nefret görmüyorum.
Mehmet Y. Yılmaz ve oğlu Rio
Kendisi evinde köpek yerine kedi besliyor diye ona da aynı şekilde kin ve nefret duymuyorum.
Çünkü bizler medeni insanlarız.
Medeni insanlar, sudan gerekçelerle birbirlerine kin ve düşmanlık beslemezler; kamu barışını ve güvenliğini tehdit edecek davranış
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



