
(ANKARA) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Günümüzde otoriter yönetimlerin yükselişi olarak adlandırılan, demokrasinin, hukuk devletinin ve kuralların aşındığı bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte yaşadığımız tecrübeleri konjonktürel etkilerle değerlendirmek, basit bir yaklaşım olur. Bu hataya düşenlerin durumunu endişeyle izliyoruz. Şu an iktidarda olanlar, eğer o gerilimli soğuk savaş yıllarında Türkiye’yi yönetmiş olsalardı, Kars, Ardahan ve Iğdır gibi illerimiz bir pazarlık unsuru haline gelebilirdi. Ancak her şeye rağmen, millet olmanın ve üniter bir Cumhuriyet’e sahip olmanın değerini bilenler olarak burada bir aradayız” ifadelerini kullandı.
Müsavat Dervişoğlu, partisinin Gençlik Kolları tarafından Ankara Grand Mercure Otel’de düzenlenen 3 Mayıs Türkçülük Günü etkinliğine katıldı.
Dervişoğlu, etkinlikte yaptığı konuşmada şu noktaları vurguladı:
“3 Mayıs’ta bir araya gelmemizin üç nedeni var: İlk olarak, 3 Mayıs’ı hem anıyoruz hem de kutluyoruz. Bu günü ister Milliyetçiler Günü, ister Türk Milliyetçileri Günü, ister Türkçüler Günü olarak adlandırsınlar; bu mensubiyetten duyduğu gururu içtenlikle ifade eden herkes için bu yeterlidir. Bu nedenle, niyeti halis olan her Türk’ün Türkçülük Günü kutlu olsun. İkinci olarak, Türk milliyetçiliği fikrinin yalnızca bir duygu olmadığını, aksine sarsılmaz bir mantık silsilesi ve bilimsel bir temel üzerine inşa edildiğini tüm dünyaya ilan eden ‘Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’ kitabının yayımlanmasının 50. yılını kutluyoruz. İskender Öksüz Hocamız, 1944’te bizlere önemli bir teori sundu. O dönemde yükselen o haklı çığlığı, akademik bir disiplinle taçlandırarak, milliyetçiliğin bir ‘fikir sistemi’ olduğunu ortaya koydu. Bu sistemin temelinde Türklük sevgisi yer alıyor; ancak bu sevgi, teori ile birleşmezse, ideolojiler savaşında büyük sorunlar kaçınılmaz olacaktır.
“Orta Asya’yı sadece ‘Esir Türkler’ başlığı ile değerlendiremeyiz”
Son 50 yılda, geçmişte biriken takvim yapraklarından çok daha fazlası değişti ve değişmeye devam ediyor. 1970’lerin ve 1980’lerin şartlarından çok uzaktayız. Orta Asya’yı yalnızca ‘Esir Türkler’ başlığıyla değerlendiremeyiz. Artık üstümüzde, sürekli bir tehdit oluşturan bir Sovyetler Birliği yok. Günümüzde komünist propaganda ile mücadele etmiyoruz. Avrupa Birliği, NATO ve bölge devletleri arasındaki güç dengeleri, ilişkiler, iş birliği ve çatışmalar farklı bir boyut kazanmış durumda. İnternet çağı olarak adlandırılan dönemde çeyrek asır geçti. Yapay zeka hayatlarımıza girmekte ve robot teknolojisi hızla gelişmektedir. Çevre sorunları, yalnızca buzulların erimesi veya rüzgar tribünleri meselesi değildir. Sınıf, statü, çalışma hayatı, emeklilik, sağlık ve eğitim alanlarında sürekli değişimler yaşanmakta. Bu durum, bireylerin milli kimlikleri ile devletle olan ilişkilerini de etkilemektedir. Uzun yıllar boyunca, küreselleşme adı altında, milli devletlerin öneminin azaldığı savunuluyordu. Bugün ise ABD ve Avrupa’dan milliyetçiliğin yeniden yükselişi üzerine yazılar okuyabiliyoruz.
“Evrensel değerler peşinde, Avrupa milletleri milli kimliklerini yeniden arıyor”
Görüyoruz ki, evrensel değerler savunuculuğu yaparken, milli kültür, dil ve eğitim unsurlarının uğradığı erozyon, kitlesel ve kontrolsüz göç ile birleşince, Avrupa milletleri de milli kimliklerini yeniden arama çabasına girmektedir. Ekonomi alanında, devletin rolü yerine serbest piyasa ve bireysel ilişkilerin ön plana çıktığı neoliberal programların dönemi de sona ermiştir. Özellikle Kovid pandemisi, devletin önemini yeniden gün yüzüne çıkardı. Bugün, otoriter yönetimlerin yükselişi ile demokrasi, hukuk devleti ve kurallara bağlılık gibi değerlerin aşındığı gergin bir dönemdeyiz. Bu aşamada, yaşadığımız tecrübeleri konjonktürel etkilerle ele almak, yanlış bir yaklaşım olur. Bu hataya düşenlerin durumunu endişeyle izliyoruz.
“Cumhuriyete sahip olmanın kıymetini bilenler olarak bir aradayız”
Bugün iktidarda olan ve konjonktürel tepkilerle hareket edenler, eğer o uzun ve gerilimli soğuk savaş yıllarında Türkiye’yi yönetmiş olsalardı, Kars, Ardahan ve Iğdır gibi illerimiz bir pazarlık unsuruna dönüşebilirdi. Her şeye rağmen, millet olmanın ve üniter bir Cumhuriyet’e sahip olmanın değerini bilenler olarak bir aradayız. Ortak kültürel değerlerimizin ve bu değerlerin yüzyıllar boyunca süzülerek gelen Türklüğün içinde bulunduğu durumdan dolayı, menfi katkımız olmasa da hep birlikte sorumluyuz. Şuur ve görev bağını asla ayıramayız. Bu sorumluluk çerçevesinde, yaşadığımız asrın devamında, nasıl bir Türkiye’de yaşamak istediğimizi, ülkülerimizi ve ilkelerimizi dilde olduğu kadar, fikirle; fikirle olduğu kadar, işle ve eylemle de ortaya koymak zorundayız. Aksi takdirde, sosyal medya ve yapay zeka çağında, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bu iletişim atmosferinde, görünür ve görünmez propagandalara karşı duramayız. Vatan sevgisini Türk devletinin sınırları ve karakolları ile sınırlı görerek, Akbelen, Küre, Giresun ve Ordu’da yağmalanan topraklarımızı koruyamayız.
“Türk milliyetçisinin temel görevi huzurlu bir yaşam için çaba sarf etmektir”
Aksi takdirde, demokrasinin, insan haklarının, geride bıraktığımız 1 Mayıs’ın, yani insanın ve emeğinin değerini, Cumhuriyet’in ve yurttaşlığın kıymetini yalnızca Batı değerleri olarak algılar, yaşanan haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı kendimizi iktidarın belirlediği sınırlar içerisinde buluruz. Güçlüyken milliyetçiliği ayaklar altına alıp, zayıfken milliyetçilikle hareket eden, muhtaçken milleti değil terörü kutsayan bir iktidar anlayışına kapılabiliriz. Bu yüzden, Türk milliyetçisine düşen en temel görev, Türk insanının daha huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmesi üzerine düşünmektir. Somut, işe yarar ve pratik çözümler sunmak ve siyasetini bu hedef doğrultusunda yürütmek önemlidir. Hürriyet ve güvenlik dengesini kurabilmek, dilini ve kültürünü yeni çağa taşırken millet bilincini korumak gereklidir. Ormanında kesilen ağacı da fabrikasında yenilen hakkı da koruma refleksiyle hareket etmek şarttır. O zaman, teröristle müzakere edenlerce yönetilmenin acısı, tek adam yönetiminin getirdiği hürriyet ve istiklal kaybının yükü, öfke yerine akla, dirayete ve inanca dönüşecektir. Türk evladı olmanın tarihi vasfı yerini bulacak, Türk’ü sorun yapanlar kaybedecek, Türk’le sorunu olanlar yenilecek, Türk mutlu olabilecektir.
“Türk milletinin her bir ocağına selam olsun”
Sözlerimin başında, 3 Mayıs’ta bir arada bulunma sebeplerimizi paylaştım. Üçüncüsünü ise şimdi dile getiriyorum: Her zaman, her vesileyle ve her platformda bir araya gelmek zorundayız. Dinlemek, konuşmak ve kucaklaşmak önemlidir. Türk milletini bir araya getirebilmek için, Türk milliyetçileri olarak akıl ve vicdan birliği içinde hareket etmeliyiz. Duygularımızın, düşüncelerimizin, sözlerimizin ulaştığı her yerde, Türk milletinin her
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



