Türkiye, ABD-İsrail Hedefinde Mi?

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Türkiye, ABD-İsrail Hedefinde Mi?

ABD ve İsrail’in yeni hedefi olarak Türkiye’yi görenlerin sayısı artıyor.

Geçtiğimiz günlerde, bu tez üzerine düşüncelerimi şekillendiren Haluk Şahin’in görüşlerini dinlediğimde, bu durumun o kadar da uzak bir ihtimal olmadığını fark ettim. Altmış yıldır dünya gündemini yakından takip eden birisi olarak, onun bu konudaki tespitleri dikkat çekici bir şekilde öne çıkıyor.

Aynı zamanda, emekli general Naim Babüroğlu da, benzer görüşleri uzun süredir dile getiriyor. Ancak asker kökenli birinin söylediklerinde mesleki deformasyonun etkisi olabileceği ihtimali göz önünde bulundurulmalı.

Babüroğlu’nun sıkça vurguladığı başka bir bilgi ise, insanların savaşmadan edemeyeceği tezi. Bu teze göre, insanlık tarihindeki savaşsız yılların sayısı en fazla üç yüz civarındadır.

Bu konuda öne çıkan kaynaklardan biri, tarih üzerine kapsamlı çalışmalar yapmış Will Durant ve Ariel Durant çiftinin 1968’de yayımlanan “The Lessons of History” adlı eseridir. Özellikle kitabın “History and War” adlı bölümünde bu konuya dair önemli bilgiler yer alıyor.

“The Lessons of History”, Türkçede “Tarihten Alınacak Dersler” adıyla yayımlanmış ve daha sonra alıntılarla kısaltılarak “Lessons From History” adıyla tekrar basılmıştır. Bu kitap, insanlığın savaşsız geçirdiği yılların sayısını sadece 268 olarak veriyor. “Yalnızca” 268 yıl!

Bu bilgi, geçmişe dair doğru bir tespit olabilir. Fakat bu durum, geleceğin de şekillendiricisi midir? İnsanlık, sürekli savaşlarla mı anılacak? Bu sorular, yeterince ciddiye alınmıyor gibi görünüyor. Savaşsız geçen o 268 yıl, barış açısından daha fazla incelenmeyi hak ediyor.

Daha da önemlisi, Durant çiftinin eserinde ve savaşı kaçınılmaz bir sonuç olarak gösteren diğer çalışmalarda gözlemlenen bir felsefi argüman, bireylerin özellikleri ile toplumların özelliklerini aynı kefeye koyma eğilimidir.

Oysa bireyleri etkileyen dinamikler ile toplumları yönlendiren ve savaşları belirleyen süreçler arasında belirgin farklılıklar bulunmaktadır. Bireyler arasındaki çatışmalar ne kadar karmaşık olursa olsun, silah sanayisindeki kâr oranları ve devletler gibi müşteri yapısının diğer sanayi kollarına göre daha yüksek olduğu gerçeği göz ardı edilemez.

Kâr oranlarının hangi sektörde en yüksek olduğunu öğrenmek için gereken bilgiler günümüzde oldukça erişilebilir. Bireylerin bu savaş oyunlarında ne derece etkili olduğu da tartışmaya açık bir konudur. Tabii ki, “hangi bireyler” sorusunu sormayı da unutmamak gerekir.

Ancak Durant çiftinin ele aldığı konular bunlarla sınırlı kalmıyor. İnceledikleri detaylar doğrultusunda, okurlara tanıdık gelen hikayeler de yan yana diziliyor. Örneğin, Marx ve Engels için, “Komünizmin, kendilerini hayrete düşürecek şekilde ilk defa Rusya’da kurulduğunu görecek kadar uzun yaşamadılar” ifadesini kullanıyorlar. Durant çifti de, komünizmin Rusya’da kurulduğunu görecek kadar uzun yaşamamıştır.

Finans kapital, yani mali sermaye artık her alanda çok daha baskın bir konumda. Tüm dünyaya meydan okuyan bir güç haline gelmiş durumda. “Savunma” adı verilen eski “savaş bakanlığı”nın yeniden “savaş” olarak adlandırılması, bu durumun ne kadar cüretkar bir şekilde gerçekleştiğinin bir örneğidir.

Etik mi dediniz? Şu an evrensel hukuk, değersiz hale gelmiş durumda. Ancak etik konusuna duyarlı olan bireyler de, değerler üzerine düşünmekten geri durmuyor. Bu durum, en azından bir umut ışığı olarak değerlendirilebilir.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın