Türkiye Dış Politikasında Yalnızlık Çizgisi

Haber MerkeziHaber Merkezi
2 okunma
Türkiye Dış Politikasında Yalnızlık Çizgisi

Bir zamanlar “bölgesel güç”, “oyun kurucu ülke” ve “dünya liderliği” gibi ifadelerle kurgulanan Türkiye’nin dış politikası, günümüzde Doğu Akdeniz, Avrupa güvenlik yapısı ve diplomatik alanda yalnız bir konuma düşmüş durumda.
Bu hafta, Özgür Özel dış politikaya dair kapsamlı eleştirilerini ilk kez dile getirdi. Eleştirilerini olabildiğince detaylandırmaya çalıştı, ancak konuşma süresi ayrıntılı açıklamalar yapmasına engel oldu.
Uzun yıllar boyunca diplomasi ve dış politika haberleri üzerinde çalışan biri olarak, gelinen bu durum beni derinden üzüyor. Dışişleri Bakanlığı’nın değerli ve birikimli diplomatlarıyla yıllarca süren emeklerin boşa gittiğini görmek oldukça endişe verici.

Hamaset var, strateji yok

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan yönetimindeki dış politika artık somut sonuçlar üretemiyor. Sert söylemler mevcut ancak bunların arkasında kazanımlar bulunmuyor. Hamaset var, fakat stratejik bir yaklaşım yok.
Daha dikkat çekici bir durum ise Türkiye’nin tarihsel rakibi Yunanistan’ın, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri ile kurduğu geniş stratejik bağlar ile Türkiye’nin giderek daralan bir alana hapsolması.

Yunanistan yükselirken

Atina yönetimi son yıllarda ABD, Fransa, İsrail ve Mısır ile çeşitli ittifaklar geliştirirken, Türkiye ise dışlanma riskiyle karşı karşıya. Fransa’dan savaş uçakları ve fırkateynler satın alan Yunanistan, ABD ile askeri iş birliklerini artırdı. Türkiye F35 projesinden çıkarılırken, Yunanistan’a bu uçaklar teslim edildi. Adalar silahlandırılıyor, iktidar bu duruma kayıtsız kalıyor. İsrail ile enerji ve savunma iş birlikleri kuran Yunanistan, Mısır ile deniz yetki alanı anlaşmaları imzaladı.
Bu bağlamda, Doğu Akdeniz’de Avrupa’nın yanında yer alan ülke Yunanistan, Türkiye ise masaların dışında kalmış durumda. “Mavi Vatan” söylemiyle öne çıkan Türkiye, uluslararası destek bulmakta zorlanıyor. Diplomasi çevrelerinde sıkça dile getirilen bir ifade ise, “Türkiye Doğu Akdeniz’de Antalya Körfezi’ne sıkıştı kaldı.”

Avrupa’nın dışında

Ukrayna savaşı sonrası Avrupa, yeni bir savunma yapısı kurma çabası içinde. Ancak Türkiye bu yapılanmanın dışında bırakılıyor. AB’nin 150 milyar avroluk SAFE savunma finansman programında Yunanistan yer alırken, Türkiye dışarıda kalıyor.
Daha dikkat çekici bir durum ise Fransa’nın Avrupa’daki nükleer güvenlik tartışmalarında Yunanistan’ın yer alması, Türkiye’nin ise tamamen dışlanması. Bir NATO üyesi olan Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisinin dışında kalması sıradan bir gelişme değil; bu, Ankara’nın Batı nezdinde kaybettiği güvenin bir yansıması.

Türkiye’yi “tehdit” gibi anlatıyorlar

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yaptığı açıklama, dış politikadaki gerilemenin en açık göstergelerinden biriydi. Von der Leyen, Avrupa’nın “Rusya, Çin ve Türkiye’ye teslim olmaması gerektiğini” ifade etti.
Bu ifadeler, diplomatik açıdan son derece ağır bir anlam taşıyor. Türkiye, ilk kez Avrupa’nın stratejik ortaklarından biri değil, Avrupa’ya karşı risk oluşturan bir ülke olarak tanımlandı. Daha da vahim olanı ise, Ankara’nın bu duruma güçlü bir yanıt verememesi oldu. Bir zamanlar Avrupa’ya meydan okuyan iktidar, şimdi Türkiye’nin Rusya ve Çin ile aynı cümlede anılmasına sessiz kalıyor.

Katar bile başka yerde

Yıllarca “stratejik ortak” olarak anılan Katar, artık Doğu Akdeniz enerji denkleminde Rum tarafıyla temas kurmaya başladı. Doha yönetimi, Doğu Akdeniz enerji projelerinde Rum tarafıyla işbirliği yapan uluslararası şirketlerle birlikte hareket etmeye yöneldi.
Bu durum, Ankara’nın “dostlarımız bizimle” tezinin sahada karşılık bulmadığını gösteriyor. Zira uluslararası ilişkiler dostluk üzerine değil, çıkar temeline dayanıyor.
Türkiye’nin yaşadığı temel sorun ise, artık öngörülebilir, güvenilir ve uzun vadeli stratejiler üreten bir aktör olarak algılanmamasıdır.

KKTC hâlâ yalnız

Yıllardır “iki devletli çözüm” vurgusu yapılıyor. Ancak KKTC’nin Türkiye dışında tanıyan hiçbir ülke bulunmuyor.
Üstelik Türk dünyası içinde bile Güney Kıbrıs ile ilişkiler geliştiren ülkeler mevcut. Bu durum, dış politikadaki söylemler ile sonuçlar arasındaki büyük farkı gözler önüne seriyor.

Trump’a endeksli dış politika

Ankara’nın son dönemdeki en dikkat çekici eğilimlerinden biri de, dış politikayı büyük ölçüde Donald Trump’a bağımlı hale getirmesi. Oysa büyük devletler, politikalarını kişiler üzerinden değil, kurumlar aracılığıyla yürütür.
Dış politikayı tek bir lidere endekslemek, strateji değil, kırılganlıktır.

“Değerli yalnızlık”ın sonu

Bir dönem, iktidar çevreleri Türkiye’nin yalnızlaşmasını “değerli yalnızlık” olarak savunuyordu. Ancak bugün gelinen noktada:
Doğu Akdeniz’de yalnızız,
Avrupa güvenlik sisteminin dışındayız,
Kıbrıs’ta sonuç alamıyoruz,
AB Türkiye’yi tehdit kategorisinde anıyor,
Bölgesel etkimiz zayıflıyor.
Bu durum, bir başarı hikâyesi değil, ağır bir diplomatik gerileme olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, sloganlar değil, devlet aklının işleyişidir. Dış politika iç siyaset malzemesi yapılmamalı, kurumlar güçlendirilmelidir. Avrupa ile köprüler atılmamalı ve çok taraflı diplomasi korunmalıdır. Doğu Akdeniz’de yalnızlaşmak yerine kalıcı ittifaklar aramak gerekmektedir.
Zira dış politika, meydanlarda değil masalarda kazanılır.

Günümüzde Türkiye, askeri gücü bulunan ancak diplomatik ağırlığı azalmış bir ülke olarak görünmektedir.
Sorun yalnızca dış baskılar değil; dış politikayı kişisel ilişkilere, ideolojik bakış açılarına ve günlük siyasete teslim eden bir anlayıştır. Gerçek şu ki, Türkiye artık oyun kuran değil, başkalarının kurduğu oyunda yer arayan bir ülke haline dönüşmektedir.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın