
Diplomaside bazı anlar vardır. Kelimeler aynı kalırken, anlamları değişir. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 2008 yılından bu yana Türkiye tarafından Erivan’a gerçekleştirilen “En üst düzey ziyaret” olması, “normalleşme” kavramını retorikten çıkararak yeni bir imkan alanına taşıdı. Yaptığı açıklamada “Barışa doğru” ifadesi, yalnızca iyi niyet beyanı değil; artan maliyetleri olan bir statükonun yerini, rasyonel bir yakınlaşmaya bırakabileceğine dair bir işaret oldu.
Tarihin yükü
Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın 1993’ten bu yana kapalı kalması, iki toplumu sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da birbirinden uzak tuttu. 2009’da imzalanan Zürih Protokolleri, bir eşik yaratmış ancak iç siyaset ve bölgesel gerilimler nedeniyle kalıcı olamamıştı. Bugün farklı olan, “beklemenin” artık daha maliyetli hale gelmiş olması. Ticaret, lojistik ve güvenlik masrafları, donmuşluğun sağladığı konforu aşındırırken, bölge halkının yaşantısını kısıtlamakta ve dar bir ekonomik alana hapsolmalarına sebep olmaktadır.
Denklemi değiştiren kritik nokta, İkinci Karabağ Savaşı oldu. Azerbaycan’ın sahadaki kazanımları, Ermenistan’ı yeni bir denge arayışına iterken, Türkiye için de Kafkasya’da genişleyen bir alan sundu. 2022 yılından itibaren başlatılan “özel temsilci görüşmeleri” gözle görülmese de önemli gelişmelere yol açtı. Türkiye’nin en yetenekli diplomatlarından biri olan Serdar Kılıç, bu süreci titizlikle yönetiyor ve diplomatik adımları hassas bir şekilde atıyor. Doğrudan uçuşların yeniden başlaması ve üçüncü ülke vatandaşlarına sınır geçişinin sağlanması gibi adımlar, küçük ama geri çevrilmesi zor birikimler oluşturarak, bugün Erivan’a 2008’den beri gerçekleşen “En üst düzey ziyaret” seviyesine ulaşmayı sağladı.
Ekonomik ve siyasi kazanımlar
Normalleşmenin en güçlü dayanağı ekonomi. Kapalı sınır, Doğu Anadolu’yu bir “uç bölge” haline getirirken, açık sınır bu coğrafyayı bir “geçiş bölgesi”ne dönüştürebilir. Türkiye için bu, lojistik maliyetlerin düşmesi, ihracatın çeşitlenmesi ve Orta Koridor’un güçlenmesi anlamına geliyor. Ermenistan için ise daha ucuz ithalat, geniş pazar erişimi ve transit gelirler sağlıyor. Ekonomi, çoğu zaman siyasetin başaramadığı bağları güçlendirir ve karşılıklı bağımlılık yaratır. Bu bağımlılık, barışın en somut teminatlarından birine dönüşür.
Siyasi düzlemde normalleşme ise, risklerin azalmasını ve uluslararası meşruiyetin artmasını sağlar. Diplomatik ilişkilerin kurulması, krizlerin tırmanma olasılığını düşürür. Türkiye için bu süreç, Batı ile ilişkilerde yumuşatıcı bir dosya sunarken; Ermenistan için de izolasyondan çıkış yolunu açar.
Daha önemlisi, toplumlar arası etkileşimin artması, tarihsel hafızanın keskinliğini zamanla törpüler. Bu süreç, resmi anlaşmalardan daha yavaş ama kalıcı bir dönüşüm sağlar.
Azerbaycan ve Rusya dengesi
Sürecin en önemli değişkenlerinden biri de Azerbaycan’dır. Ankara-Bakü stratejik yakınlığı, Türkiye’nin hareket alanını belirliyor. Bu nedenle Ankara-Erivan normalleşmesi, Bakü-Erivan barış sürecinden bağımsız ilerleyemez. Bu durum, hem bir kısıtlama hem de bir fırsat sunmaktadır. Üçlü denklemin eşgüdümlü bir şekilde yürütülmesi, Güney Kafkasya’da daha bütünlüklü bir istikrar ortamı oluşturabilir.
Diğer önemli aktör ise Rusya… Tarihsel olarak Ermenistan’ın güvenlik yapısında merkezi bir rol oynaması, Moskova’nın son yıllarda farklı cephelerde yoğunlaşmasına neden oldu. Bu durum, Erivan’ın dış politika seçeneklerini çeşitlendirmesine olanak tanırken, Ankara’nın da diplomatik manevra kapasitesini artırıyor. Ancak bu, Rusya’nın etkisinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine, daha karmaşık ve çok katmanlı bir güç dengesi ortaya çıkıyor.
Aşamalı ilerleme, kırılgan ama mümkün
2022 yılından bu yana süreç, “aşamalı normalleşme” doğrultusunda ilerliyor. Teknik görüşmeler devam ediyor ve güven artırıcı önlemler tartışılmakta. Henüz diplomatik ilişkilerin tam olarak kurulması ya da sınırın tamamen açılması gibi büyük eşiklerin aşılmadığı görülüyor. Ancak küçük adımların birikimi, sürecin geri dönüşünü giderek zora sokuyor. Diplomasi, çoğu zaman sessiz ilerleyen kalıcı değişimleri gerektirir. İşte bu nedenle, az önce bahsedilen sürecin “dantel gibi” örülmesi ve diplomatik incelikler, bu hedef için gereklidir.
Elbette bu durum kırılgan. İç kamuoyları, tarihsel hafıza ve bölgesel gerilimler, süreci her an olumsuz etkileyebilir. Ancak mevcut durumda, statükonun maliyeti ile normalleşmenin potansiyel getirileri arasındaki fark daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu da siyasi karar vericileri, daha rasyonel bir zemine yönlendiriyor.
Sınırlar yalnızca coğrafyayı değil, zihni de şekillendirir. Açılan her kapı, sadece ticareti değil, düşünme biçimlerini de dönüştürmektedir.
Cevdet Yılmaz’ın ziyareti, bu dönüşümün mümkün olduğuna dair bir işaret niteliği taşıyor. Eğer bu işaret, kısa vadeli hesaplamaların ötesinde değerlendirilebilirse, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme, yalnızca iki ülkenin değil, tüm bölgenin geleceğini yeniden şekillendirme potansiyeline sahip olabilir.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



