Türkiye ve Kürt Sorunu: Kritik Dönüşüm Süreci

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Türkiye ve Kürt Sorunu: Kritik Dönüşüm Süreci

18 Ağustos Salı akşamı, Türkiye sınırına oldukça yakın bir konumda, Suriye’nin İdlib bölgesinde bulunan Ebu el-Duhur Hava Üssü’ne İsrail savaş uçakları tarafından bir saldırı gerçekleştirildi. İsrail resmi kaynakları, bu saldırının nedeninin ‘Suriye’nin Türk askerlerinin hava üssüne konuşlanmasına izin vermesi ve bunun İsrail’in güvenliğini tehdit etmesi’ olarak açıkladı. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Trump yönetiminin Irak ile Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırının “İsrail ile Türkiye ve Suriye arasında doğrudan askeri çatışmaya dönüşme riski taşıdığını” ifade etti. Bu noktada, Netanyahu’nun yaklaşan 27 Ekim’deki seçimleri öncesinde, iç politikada zorluklar yaşarken bu tür riskli hamleler yapma potansiyelinin bulunduğu vurgulanıyor. Barrack’ın belirttiği gibi, bu durum, bölgede daha da tırmanabilecek riskli günlerin habercisi olabilir.

Bu gelişmelerin üzerine, Türkiye’nin Kürt sorununu çözmek için attığı adımlar, 2024 Ekim ayının sadece iç politikada değil, bölgesel dengelerde de etkili olduğunu gösteriyor. Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki gelişmelere göre pozisyon alarak bölgedeki değişimlerin farkında olduğunu kanıtladı ve bu süreçte bazı olaylara doğrudan katkı sağladı.

Bu kritik dönemde, Kürt sorununun iç ve dış dinamiklerini anlamak amacıyla bir grup gazeteci olarak bir toplantıya davet edildim. Burada, sorularımızı yanıtlayan isimler arasında, DEM Parti milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan yer aldı. Buldan, 2011 ile 2013-2015 dönemlerinde ve mevcut süreçte konunun içinde aktif olan bir isim olarak, geçmişle kıyaslama yapma ve İmralı ile devletin üst düzey isimleriyle yürütülen görüşmelere dair önemli bir deneyime sahip.

Toplantıda bir diğer katılımcı ise Öcalan’ın avukatlarından Faik Özgür Erol’du. Erol, aynı zamanda İmralı’ya giden heyette de yer alıyor ve konulara dair derin bir bilgiye sahip. Ayrıca, 2025 Temmuz ayında 31 yıl hapisten tahliye olan Veysi Aktaş da toplantıda yer aldı. Aktaş, Öcalan ile uzun süre birlikte kaldığı için fikirlerinde benzerlikler taşıyor; öyle ki bazı cümleleri, İmralı’da yapılan görüşmelerde tutulan notlarla neredeyse birebir örtüşüyor.

Bu yazıda, ağırlıklı olarak Veysi Aktaş’ın anlatımlarından elde ettiğim notları paylaşacağım. Ayrıca, önümüzdeki hafta Ankara’da gazetecilerle benzer bir toplantı düzenlenecek. Bu toplantıya, İmralı Heyeti’nden Mithat Sancar, Gültan Kışanak ve Çetin Arkaş da katılacak. Çetin Arkaş da, Veysi Aktaş gibi İmralı’da Öcalan ile birlikte kalan ve çözüm sürecinde sekreteryada görev yapmış bir isim. Hapisten çıktıktan sonra halk buluşmalarında aktif olan bu iki isim, siyasi olarak da süreçte önemli bir rol üstlenmeye başladılar. Bu, Öcalan’ın Kürt siyasi hareketine daha aktif bir şekilde katılımının önemli bir adımı olarak değerlendirilebilir.

Toplantıya dönerek, Veysi Aktaş’ın anlattıkları üzerinden önemli başlıkları aktaracağım.

Süreç 2024 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin konuşması ile mi başladı, öncesinde bir ön hazırlık oldu mu?

Devlet Bahçeli’nin açıklaması ile süreç başladı. Öncesinde İmralı’da herhangi bir görüşme gerçekleştirilmedi. Bu açıklamanın ardından devletle ilişki kuruldu. Daha önceki görüşmelerin varlığı iddiaları gerçeği yansıtmıyor. İmralı’da on yıl süren ağır bir tecrit süreci yaşandı. Bu tecridin yalnızca iç nedenlerden kaynaklandığını düşünmüyorum; uluslararası boyutları da var. İmralı, bölgeye müdahil olmasın diye ağır tecrit altında tutuldu. Sürecin gelişimi Bahçeli’nin çağrısı ile başladı.

İmralı’da Bahçeli’nin çağrısını duyduğunuzda kendi aranızda ne konuştunuz?

Başkan, devlet içinde bir girişimin gelişmesini bekliyordu. Hatta bu girişimin geciktirildiğini ifade etti. ‘2023’te aslında bu girişim başlatılmalıydı’ dedi. Bu doğru bir yaklaşım olurdu.

Cumhuriyetin 100. yılında 2023’teki beklenti sebebi neydi?

Devlet içinde bu girişimi başlatmak isteyen bir kesim vardı. 2023’te Sayın Öcalan’ın yerinin değiştirildiği, odasının değiştiği biliniyor. Bu durum, Mandela’nın da yeri değiştirildiğinde başlayan süreci hatırlatıyor. Devlet içinde böyle bir görüşmeyi başlatmak isteyen bir kesim olduğu, ancak bu girişimin engellendiği bilgisi de mevcut.

Bu süreç nasıl tanımlanıyor, otoriterleşme üzerinden nasıl bir tarif yapılıyor?

Kürtler, hukukun dışına itilmiş durumda. Bu süreç, Kürtlerin hukuk ve devlet içine alınması süreci olarak tanımlanabilir. Anayasal aşamasının tamamlanması gerekiyor. İki tarafın birbirini tanıması önemli. Yani, Kürtlerin devleti tanıması ve devletin de Kürtleri tanıması gerekiyor. Demokratik entegrasyon bu şekilde gerçekleşir. Türkiye’de bu konuda yeniden bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu süreç, belki de Türkiye’de halkın gerçek demokrasi ile buluşacağı bir dönem olacak.

Ne yazık ki Türkiye halkları, tarihlerinin büyük kısmında tam anlamıyla demokrasiyle tanışmamış durumda. Gerçek demokrasiden bahsediyorum; bu, sadece bir politik söylem olarak kalıyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi nasıl sağlanacak? Otoriter bir cumhuriyetin demokratik bir cumhuriyete dönüşme potansiyeli var mı? Kürtler, demokratik bir cumhuriyetle entegrasyonu sağlayabilir. Otoriter bir cumhuriyetle entegrasyon mümkün değil.

Bölgede hangi güçler Kürtlerle nasıl ilişki kurdu, nasıl bir okuma yapılıyor, ‘yaralı Kürt’ nedir?

Kürt sorununun çözümü, yalnızca Türkiye’nin başarabileceği bir mesele değil. Orta Doğu’da hiçbir sorun tek bir aktör tarafından yönlendirilmiyor. Kürt meselesi, sadece Türkiye’nin iç meselesi değil; böl

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın