
Tekin, bağımlılıkla mücadelenin sadece politik çıkarların ötesinde, ulusal bir mesele olduğunu vurgulayarak, “Bu konuyu göz ardı edersek, geleceğimizi tehlikeye atarız” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE SESSİZ BİR SAVAŞ İÇİNDE”
Yazılı açıklamasında Tekin, “Türkiye, farkında olmadan sessiz bir savaşın ortasında. Bu savaşın adı madde bağımlılığıdır. Sokaklarda, okullarda, evlerde ve ailelerimizin kalbinde derin yaralar açan bu sorun, artık sadece bireysel bir sağlık problemi olmaktan çıkmış; toplumsal güvenliği tehdit eden, aileleri parçalayan ve gençleri hayattan koparan ulusal bir kriz haline gelmiştir. Bağımlılık meselesi yalnızca bireysel bir sorun değil; arz, talep, suç, yoksulluk, çaresizlik, toplumsal çürüme ve en önemlisi ihmal ile bağlantılıdır. Bu nedenle madde bağımlılığıyla mücadele devletin öncelikli gündem maddelerinden biri olmalı ve politik çekişmelerin ötesinde bir milli mesele olarak ele alınmalıdır.” ifadelerini kullandı.
“TOPLUMUN GELECEĞİ TEHLİKEDEN KORUNMALI”
Madde bağımlılığı ile mücadelede atılması gereken en önemli adım, sorunun doğru bir şekilde tanımlanmasıdır. Bağımlılığın kökeninde; düşük benlik saygısı, merak, travma, aile içi sorunlar, psikolojik hassasiyetler ve ekonomik zorluklar yer almaktadır. Bu durumu yalnızca bireysel tercihlerle açıklamak ise büyük bir yanılgıdır. Bağımlılık, irade eksikliği değil, tanımı gereği bir beyin hastalığıdır.
Bir bağımlı birey, sadece kendi bedeni ve ruhunu kaybetmekle kalmaz; ailesinin tüm düzenini, sosyal çevresini ve toplumun geleceğini de tehlikeye atar. Daha da endişe verici olan, bugünün bağımlı gençlerinin yarın sokakta tedarik zincirinin bir parçası olma ihtimalinin yüksek olmasıdır. Bu durum, bağımlılığın yalnızca tüketimle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda bir suç ekonomisi üretmesine neden olmaktadır.
“TEDAVİDE AİLENİN ROLÜ ÖNEMLİ, FAKAT YETERSİZ”
Mevcut sistem, yalnızca detoks uygulamalarıyla sınırlı kalmaktadır. Oysa detoks, tedavinin başlangıcıdır; nihai çözüm değildir. Rehabilitasyon süreci ile desteklenmeyen tedavilerin sürdürülebilirliği yoktur. Bu nedenle; detoks, psikoterapi, rehabilitasyon, sosyal uyum, mesleki eğitim ve istihdam, birbiriyle bağlantılı bir zincir oluşturmalıdır.
Bağımlıları cezaevine kapatmak, sorunu çözmekten çok uzaktır. Cezaevlerinde bağımlıların tedavi edilmesi, rehabilite edilmesi ve mesleki eğitim alması, toplum güvenliği açısından kritik bir öneme sahiptir.
Ailelerin tedavi sürecindeki rolü son derece değerlidir; ancak tek başına yeterli değildir. Çünkü bağımlı bireyler genellikle bağımlılıklarını reddederken, aileler çaresizlik ve bilgisizlik içinde kalmaktadır. Bu nedenle, zorunlu ikna ve tedavi mekanizmaları bilimsel, hukuki ve etik bir çerçevede yeniden düzenlenmelidir.
“MÜCADELE KAPSAMLI BİR YAKLAŞIM GEREKTİRİYOR”
Bu mücadele, Sağlık Bakanlığı’nın yalnızca üstlenebileceği bir yük değildir. Sağlık, Milli Eğitim, İçişleri, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek ulusal bir strateji planı oluşturmalıdır. Bu kapsamda, 2018 yılında kapatılan TBMM Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu derhal yeniden faaliyete geçirilmelidir.
İsviçre, İtalya ve Portekiz gibi ülkelerde bağımlılık tedavisinin özel rehabilitasyon merkezleri ile devlet desteği modeliyle yürütülmesi, başarı oranlarını artırmıştır. Benzer modellerin Türkiye’de uygulanabilirliği göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, bağımlılıktan kurtulan bireylerin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30. maddesine benzer şekilde dezavantajlı istihdam kotasına dahil edilmesi, toplumsal dönüşüm açısından büyük önem taşımaktadır.
Madde bağımlılığıyla mücadele sadece bir sağlık politikası veya güvenlik operasyonu değildir; aynı zamanda geleceğimizin korunmasıdır. Çocuklarımızı, gençlerimizi, ailelerimizi ve toplumsal dokumuzu korumak zorundayız. Bu ülkenin kaynakları, kurumsal kapasitesi ve toplumsal dayanışma gücü bu sorunu çözmeye yeterlidir. İradeye, kararlılığa ve koordinasyona ihtiyaç vardır.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



