Türkiye’de Lüks Tüketim: Şarap ve Viskinin Yükselişi

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Türkiye’de Lüks Tüketim: Şarap ve Viskinin Yükselişi

Ilık bir bahar akşamında, Nişantaşı’nın en canlı noktalarından biri olan Atiye’de bir şarap kavında sohbet ettiğimiz Ali Başman, mekânların önündeki masalarda içkilerini keyifle yudumlayan kalabalığı gözlemleyerek, “Bu manzara hoş ama Türkiye’nin gerçeğini ne kadar yansıtıyor?” şeklinde bir yorumda bulundu. “Örneğin, Ankara’nın birçok yerinde atmosfer oldukça farklı. Gelir dağılımı dengesizleştikçe bazı yerlerde satışlar artarken, diğerleri ise adeta ‘kuruyor’. Keşke daha dengeli bir gidişat olabilse…”

Kavaklıdere Şarapları’nın sahibiyle 2013’te yaptığımız bu sohbetin ardından biraz karamsar bir izlenim edinmiştim. Yine Nişantaşı’nda, o gün konuştuğumuz yere sadece 100 metre mesafede, 13 yıl sonra benzer hisler içinde olacağımı nereden bilebilirdim ki? Türkiye Cumhuriyeti’ne bugüne dek ithal edilen belki de en pahalı içkiyi – sadece 9 şişe gelen ve bir şişesi 370 bin liraya satılan viskiyi – yudumlarken, bir yandan keyif alıyor, bir yandan da kadehimdeki miktarın bir asgari ücreti geçtiğini düşünerek o sohbeti hatırlıyordum…

Geçtiğimiz günlerde, şık davetlerde dünyanın en değerli şarap ve içkilerinin bir kısmını ardı ardına tatma fırsatı buldum. Ancak bu hazza kendimi tamamen kaptıramamanın sıkıntısını da yaşadım. İşte bu yazıyı kaleme almaya karar verdim…

Baccarat kristalinden karafla sunulan konyak, kristal kadehlere gümüş pipetle damlatıldı

500 Yıllık Şatolardan Gelen Şaraplar

Kristal kadehlerdeki lezzet yolculuğu, bir şarap davetiyle başladı. The Marmara Taksim’in çatı katında bulunan Okra Restaurant’ta, Doluca Şarapları ve Bordo’nun “Grand Cru Classe” şatolarından biri olan Pichon Baron tarafından düzenlenen yemekte, imparator III. Napolyon’un 1855’teki sınıflandırmasında en değerli şarapların ikinci kademesinde yer alan bu şatonun 2019, 2009 ve 2003 yıllarına ait rekoltelerini denedik. “Kardeş şato” Suduiraut’nun da yine “Grand Cru” unvanına sahip yıllanmış tatlı beyazlarını tatma fırsatımız oldu. Şatonun yöneticisi Jean-Remy Lacaille, Pichon Baron’un 1694’te kurulduğunu anlattı. Suduiraut ise 1580 yılına kadar uzanan bir tarihe sahipti. Bu şatoların arazilerinde asırlardır bağcılık yapılıyor ve ürettikleri şaraplar, dünyanın dört bir yanında hükümdarların, asillerin ve kardinallerin sofralarını süslüyordu.

Pichon Baron-Doluca davetinde yıllanmış beyazlar karaflardan sunuldu

Peki, bu şarapları Türkiye’nin önde gelen şarap insanlarıyla tanıştırmak isteyen yöneticinin amacı neydi? İki önemli nedeni vardı: Birincisi, tüm batı dünyasında alkollü içki tüketiminin azalmasıyla pazarların daralması, diğeri ise son dönemde Türkiye’nin lüks tüketim alanında rekorlar kırarak dikkat çekmesiydi. Bu şaraplar, ortalama 200 avroluk fiyatlarıyla zaten orta sınıfı hedef almıyordu, lüks segmentte yer alıyorlardı. Türkiye’de belki bir ilgi bulur, Doluca portföyünde Türk şarapseverlerin “creme de la creme”ine ulaşabilirlerdi.

Okra’nın genç ve yetenekli şefi Mert Yalçıner’in trüflü patates püresiyle sunduğu New York usulü steak’i eşliğinde, 2003 yılına ait Pichon Baron’un tadımını yaparken, “Bordolu dostlarımız bu çıkarmalar için galiba biraz geç kaldılar. Zira artık Türkiye’de de bu seviyede şaraplar üretmeye başlandı” düşüncesi aklımdan geçti.

Kristal karaf içindeki asırlık konyak, Soho House’daki şık bir yemek davetinin sonunda sunuldu

Baccarat Kristalinde Asırlık Konyak

Birkaç gün sonra gerçekleşen ikinci davetin gözdesi, dünyanın en prestijli konyağı olan Rémy Martin Louis XIII oldu. 1874 yılından beri Grand Champagne bölgesinin üzümlerinden damıtılan bu konyağın, 40 ila 100 yıllık rezervlerden harmanlanması dikkat çekiyordu. 20 ayar altınla kaplı Baccarat kristal karafı, onu kült bir obje haline getiriyordu. Bu konyağı bulunduran Avrupa’daki barlar, bu durumu bir kalite göstergesi olarak sunuyorlardı.

Soho House’un Paşa salonunda düzenlenen şık bir yemeğin ardından, Moskova’dan gelen küresel marka elçisi Artem Shaknazarov’dan Louis XIII’ün sırlarını dinleme fırsatı bulduk. Şişeyi beyaz eldivenlerle tutan Shaknazarov, kapsülü dikkatlice açtı ve mantarı çıkardı. Ardından gümüş bir pipeti kullanarak konyağı kristalden özel kadehlere damla damla aktardı. Kadehlere akan kehribar renkli sıvı, diğer konyaklardan oldukça farklıydı; keskinlikten uzak, ipeksi bir dokunuşla boğazdan süzülüp geçiyordu. Çiçeksi, meyvemsi ve tatlı baharat notalarıyla dolu buketi, adeta bir parfüm gibiydi. Fiyatı ise 242 bin liraydı…

242 bin liralık konyağı, Moskova’dan gelen marka elçisiyle birlikte açtık

Mahzenin En Nadir Fıçıları

Bordo’nun köklü şatolarından gelen yıllanmış şaraplar ve kristal şişelerdeki asırlık konyaklar arasında, viskiciler de sahne alıyordu. Dünyanın en hızlı büyüyen viski pazarlarından biri olan Türkiye, lüks viski Chivas Regal’in tüketiminde lider konumdaydı ve elbette en iddialı viskileri hak ediyordu.

Nişantaşı’ndaki bir puro kulübünün özel alanında, Londra’dan gelen marka elçisi Ashvin Kumar Joshi tarafından açılan viski, Türkiye’de alkollü

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın