
Türkiye, artık bireylerin düşüncelerini değil, yüksek sesle dile getirmeye cesaret edebildiklerini ölçen bir ülke haline geldi. Bir tweet paylaşmanız, sabaha karşı kapınızın çalınmasına neden olabiliyor. Bir gazeteci soru sorduğunda, hakkında soruşturma açılıyor. Gerçekleri belgeleriyle ortaya koyanlar, tutuklanıyor. Seçim kazanan bir belediye başkanı, görevden alınabiliyor ya da iktidar partisine katılmaya zorlanıyor. Bir sanatçı fikrini ifade ettiğinde, hedef haline geliyor. Demokrasi, artık sadece anayasa kitaplarında kalan nostaljik bir kavram gibi görünmeye başladı… Ancak tüm bu gelişmeler yaşanırken, ilginç bir “muhalif tipi” de ortaya çıkıyor. İktidara karşı son derece kontrollü ve dikkatli davranan bu kişiler, muhalefete karşı ise cesurca tavır alabiliyor. Çünkü orası güvenli bir alan. Burada kastettiğim, iktidardan yararlanan ve onun yandaşı olanlar değil. Onlar, tarihin karanlık sayfalarına adını yazdırmış durumdalar. Bugün, “sözde muhaliflere” ve mış gibi yapanlara dikkat çekmek istiyorum.
İnsanlar geçinemiyor ama
Türkiye’de milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Emekliler, ay sonunu düşünmek yerine haftayı nasıl geçireceklerini hesaplıyor. Asgari ücret, daha cebine girmeden eriyip gidiyor. Gençler, diplomalarını aldıktan sonra kurye olarak çalışmak zorunda kalıyor. Üniversite öğrencileri ise hayatta kalabilmek için öğün atlamak zorunda kalıyor. Ev kiraları, maaşları geride bırakmış durumda. Pazara giden herkes aynı sözleri dile getiriyor: “Eskiden file dolardı…” Ama artık file değil, insanların içi boşalıyor. İşte tam bu süreçte, bazı “muhalif” isimlerin ülkenin temel sorununu sürekli olarak muhalefette araması gerçekten dikkat çekici. Ekonomi çökmüş, adalet duygusu sarsılmış, ifade özgürlüğü zor durumda… Gençler, ülkeden kaçmanın yollarını ararken, onların önceliği nedir? Muhalefetin bir cümlesi, bir fotoğraf karesi, bir protokol tartışması veya bir koltuk hesabı… Yangın yerinde, sürekli perde rengini tartışıyorlar.
Bedel ödeyenlerle konfor alanında yaşayanlar…
Aslında ayrım oldukça belirgin. Bir yanda gerçekten bedel ödeyen insanlar var. Tweet attığı için gözaltına alınan gençler, yıllar süren davalarla mücadele eden gazeteciler, konuştuğu için işsiz kalan akademisyenler ve seçim kazandıkları halde sürekli yargı tehdidi altında olan belediye başkanları… Diğer yanda ise her akşam ekranlarda ve kendi YouTube kanallarında ahkam kesenler var. “Ben herkese eşit mesafedeyim” diyerek hem iktidara hem muhalefete eleştiriler yöneltenler, hatta sadece muhalefeti hedef alanlar… İktidarın baskısını birkaç cümleyle geçiştirip, saatlerce muhalefeti eleştirenler… Ne yazık ki, bu kişilerin başına pek bir şey gelmiyor. Ekranları kapanmıyor, haklarında kampanya yürütülmüyor ve sabahın erken saatlerinde kapıları çalınmıyor. Çünkü bu yeni düzenin en güvenli pozisyonlarından biri, “muhalif görünüp muhalefeti yıpratmak…” İktidarın en sevdiği tipler bunlardır.
Yeni dönemin kariyer planı
Eskiden insanlar, iktidara yakın görünmeye çalışırdı. Şimdi ise daha sofistike bir model ortaya çıktı. “Ben aslında muhalifim ama…” Bu ifade, günümüzün kariyer anahtarı haline geldi. Ardından genellikle şu ifadeler geliyor: “Muhalefet iktidardan daha kibirli…” “Asıl sorun muhalefetin dili…” “İktidar zaten belli, önemli olan muhalefetin hataları…” Elbette muhalefet eleştirilebilir ve eleştirilmelidir. Ancak demokrasinin askıya alındığı, insanların düşüncelerini ifade etmekte korktuğu ve gençlerin gelecek umudunu yitirdiği bir ortamda, tüm enerjisini muhalefeti hırpalamaya ayıran bir siyasetin samimiyeti sorgulanır. Çünkü bazen eleştiriden ziyade, pozisyon alma söz konusudur. Bazı kişiler ise iyi biliyor: İktidarı gerçekten karşısına almak risklidir, fakat muhalefeti eleştirmek konforludur. Ancak en büyük yanılgıları, bu toplumun hiçbir şeyi gözden kaçırmadığını sanmalarıdır. Oysa toplum, kimin gerçekten risk aldığını ve kimin yalnızca güvenli bir alanından konuştuğunu görmekte. İnsanlar artık sadece söylenene değil, söylenmeyene de dikkat ediyor. Kim hukuksuzluk karşısında sesini yükseltiyor? Kim baskı düzenini normalleştiriyor? Kim asıl fail yerine sürekli muhalefeti hedef gösteriyor? Toplum bu soruların hepsinin yanıtını kaydediyor. Çünkü aç kalan bireylerin hafızası güçlüdür ve adaletsizlik yaşayan toplum asla unutmaz.
Arşiv unutmaz
Türkiye, bugün normal bir siyasi rekabetin uzağında. Bir tarafta devletin tüm imkanlarını kullanan, yargıyı siyasetin bir aracı haline getiren ve baskıyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidar anlayışı mevcut. Diğer tarafta ise nefes almaya çalışan bir toplum var. Böyle dönemlerde bazı insanlar tarihin doğru tarafında yer alırken, bazıları da konfor alanlarını kaybetmemek için gerçeğin etrafında dolanıyor. Fakat tarih, özellikle zor zamanlarda, insanların ne söylediğini değil, neye karşı sustuklarını kaydeder. Gün geldiğinde, bu ülke yeniden nefes almaya başladığında, herkes için aynı soru sorulacak: Kim bedel ödedi, kim yalnızca güvenli bir alandan konuştu? Arşiv asla unutmaz…
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



