Türkiye’de Sosyal Dönüşüm: Hayatta Kalma Mücadelesi

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Türkiye’de Sosyal Dönüşüm: Hayatta Kalma Mücadelesi

Siyasi ve ekonomik belirsizlik dönemlerinde medya ve kamuoyu analistleri, gelişmeleri ve seçmen anketlerini izlemeye odaklanır. Ancak bu yaklaşım, bireylerin günlük yaşamlarında meydana gelen kalıcı dönüşümleri gözden kaçırmamıza yol açar.

Bu noktada sosyal antropoloji devreye girer. Bu disiplin, olayların yalnızca kurumsal düzeydeki boyutlarıyla değil, insanların bu olayları nasıl yaşadığıyla da ilgilenir. Amerikalı antropolog Clifford Geertz’in “yoğun betimleme” kavramı, bu ayrımı belirginleştiren önemli bir araçtır. Geertz’in 1973 yılına ait “The Interpretation of Cultures” adlı eserinde tanıttığı “yoğun betimleme”, eylemleri onları şekillendiren kültürel bağlam ve niyetler içerisinde inceleyen bir etnografik yöntemdir. Geertz, bu farkı meşhur “göz kırpma” örneğiyle açıklamaktadır. “İnce betimleme”, göz kırpmasını basit bir fiziksel hareket olarak değerlendirirken, “yoğun betimleme” göz kırpan kişinin bu eylemi bir komplo, flört ya da alay amacıyla yapabilme ihtimalini anlamayı hedefler.

Türkiye’nin son yıllarında yaşanan siyasi iklim, bireylerin gerçekçi ve uzun vadeli planlar yapmasını zorlaştırıyor. Çoğu insan, mevcut koşulların etkisiyle anlık hayatta kalma refleksiyle hareket etmek durumunda kalıyor. Devletle vatandaş arasındaki güven ilişkisi, alt tabanda köklü bir değişim geçiriyor.

Bu dinamikleri sokağın dilinden anlayabilmek için, Türkiye üzerine gerçekleştirdiği kapsamlı çalışmalarla tanınan sosyal antropolog Prof. Jenny White ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Boston Üniversitesi’nde uzun yıllar görev yapan White, şu anda Stockholm Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Enstitüsü’nde (SUITS) çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’deki kadın emeği, akrabalık ilişkileri ve yerel siyasetin taban dinamikleri üzerine yaptığı kültürel incelemeleriyle tanınan White, “Para ile Akraba” ve “Müslüman Milliyetçiliği ve Yeni Türkler” adlı eserleriyle dikkat çekiyor. Ayrıca, çizgi ustası Ergün Gündüz ile birlikte yayımladığı “Turkish Kaleidoscope” adlı eser, 1970’lerdeki sağ-sol çatışmasını anlatan önemli bir çalışma olarak öne çıkıyor.

Prof. Jenny White’ın araştırmaları, Türkiye’de siyasetin üst düzey ideolojilerden ziyade, mahalle bazındaki pragmatik ilişkiler, yoksulluk ve aidiyet üzerinden nasıl yeniden şekillendiğini bilimsel bir bakış açısıyla ortaya koyuyor. Prof. White, sorularımızı yanıtladı.

Prof. Jenny White

– Profesör White, Türkiye’deki sıcak gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin aniden kapatılıp açılması, kayyum ve butlan kararları, vatandaşın devletle olan ilişkisini nasıl etkiliyor?

Devlet ile vatandaş arasındaki en yakın ilişki, vatandaşların hizmet talepleri ve kurumların bu taleplere verdiği yanıtlarla şekillenir. Akademik yılın sona ermesine kısa bir süre kala, bir üniversitenin kapatılıp yeniden açılması, birçok birey için devlet yönetiminde bir iç çatışma veya belki de hatalı bir karar olarak algılanabilir. Ancak bu durum, toplumun büyük kesimini doğrudan etkilemez ve daha çok insanların kafasında “Türkiye’de siyasi işler her zaman böyle” düşüncesini yerleştirir.

Aynı şekilde, rektörlerin, seçilmiş belediye başkanlarının veya parti yöneticilerinin yerine kayyum atanması da önemli bir durumdur. Ancak bu kararlar, genellikle eğitimli kesimi etkileyen bir konu olmakla birlikte, Türkiye nüfusunun büyük kısmı için yalnızca ekonomik sıkıntılarla birleştiğinde gündeme gelir.

– Kurumlar bu denli belirsiz hale geldiğinde, tabanda ne gibi değişiklikler yaşanır?

Türkiye’de tarihsel olarak zayıf olan kurumlar ve yetersiz kamu hizmetleri, bireylerin hayatta kalmak için kişisel ilişkilerine güvenmek zorunda kalmalarına yol açtı. Günümüzde ise geçim kaynaklarının tamamen bloke edilmesi ve insanların çaresizliğinin artması, toplumsal dışlanma ve kontrolsüz kentleşme ile birleşerek mahallelerin sosyal dokusunu zayıflatmıştır.

Bu durum, tabandaki siyasi bağlılığı ve seçmen psikolojisini nasıl etkiliyor? Özellikle muhalefetin, CHP’nin bu toplumsal destek ve yardım ağları konusundaki durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

İnsanların yardım alabileceği yerler giderek azalıyor. Eğer “makbul” bir vatandaş değilseniz, seçenekleriniz sınırlı kalıyor. Tüm kararların yukarıdan geldiği bir ortamda, aşağıdan yukarıya bir erişim imkânı bulmak oldukça zor. Yardım akışı, partililere yönelik bir sadakat kaynağına dönüşüyor. Bu nedenle seçmenler, mevcut iktidarın kaybetmesi durumunda ellerindeki destek kaynağının kaybolacağından endişe ediyor.

Bana göre CHP, iktidara gelmesi durumunda bu sosyal destek akışını kesintisiz ve adil bir şekilde sürdüreceği konusunda seçmeni ikna edememiştir. Bu konuda en ikna edici olan isim Ekrem İmamoğlu’ydu, ancak onun da etkisi İstanbul ile sınırlı kaldı. Dolayısıyla bir kayyum atanması, demokrasiye önem verenler için büyük bir tepki oluşturabilir; ancak Türkiye’nin genelinde bu durumun çok fazla karşılık bulmadığı görülüyor. Şu anda çoğu insan, sadece kendilerini hayatta tutacak bağlantıları umutsuzca arıyor.

“Gençlik çalışmaları üniversite etrafında dönüyor; işsiz ve eğitim görmeyen gençler hakkında pek araştırma yok”

– Türkiye’deki kadınların ve özellikle gençlerin rolü çokça tartışılıyor. Eğitimde ve istihdamda yer almayan, görünmeyen büyük genç kitlesinin hayatta kalma planları nelerdir? Bu kuşağın siyasetle ve gelecekle kurduğu bağı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gençlik üzerine yapılan tartışmalar, genellikle üniversite öğrencileri et

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın