
Yargılama sürecinin belirleyici aşaması olan “TARTIŞMA” (duruşma) aşaması, birçok batılı ülkede tek oturumda tamamlanırken, Türkiye’de bu süreç aylarca, hatta yıllarca sürmektedir. Bu durum, yeryüzündeki tek örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu bağlamda, anayasal düzeyde tanınan “hak arama özgürlüğü” (Anayasa, m. 36) kavramının varlığını, batılı hukukçular bir yana, sıradan vatandaşlara dahi anlatmak oldukça zordur.
Wuppertal Eyalet Mahkemesi Başkanı Dr. Klaus Wiese, 1993 yılında Bergama’daki duruşmaları izledikten sonra, yazdığı bir mektupta Türkiye’deki tartışma anlayışını şu şekilde özetlemiştir: “Türkler, anladığım kadarıyla bizden aldığınız Yargılama Yasası’nı önemli ölçüde değiştirmişsiniz. Dünyanın birçok yerinde bulundum, ancak sizin ülkenizdeki gibi bir tartışma (duruşma) sürecine rastlamadım ve bu durumu oldukça yadırgadım. Yargıçlarınız, tarafları dinlemek yerine yalnızca tutanak tutan yazmanlarla (kâtip) ilgileniyorlar.”
Dr. Wiese’nin değerlendirmesi oldukça haklıydı; ancak ulaştığı sonuç yanlıştı.
Zira Almanya ve Batıdan alınan yasalar, Wiese’ın iddia ettiği ölçüde hiçbir dönemde değişiklik göstermemiştir. Değişen ve yanlış anlaşılan, Batı’dan alınan yasalar değil, Batı hukukunu benimseyen ülkelerde, duruşmaların tek oturumda tamamlandığı, ancak Türk hukukçularının bunu doğru algılayamadığı için aylarca, hatta yıllarca süren tartışma anlayışıdır.
Bu sebeple, kendi yurttaşlarımız bile, özel bir uyuşmazlık durumunda, yargıçlarımızın itibarını zedelemeden Londra, Paris, Viyana gibi mahkemeleri tercih etmektedir.
Maddi hukuk alanında da benzer bir durum söz konusudur. Büyük Fransız Hukukçusu Marc Ancel, Yeni Toplumsal Savunma akımının kurucusu olarak, “Zanardelli Yasası, Türk uygulamasında önemli yozlaşmalara uğramıştır” demiştir.
Ancak bu somut gerçekler dahi, Türk hukukçularını harekete geçirmeye yetmemiştir.
Günümüzde bile bu kayıtsızlık devam etmektedir.
Peki, bu kayıtsızlığın sebepleri nelerdir?
Özellikle, bir toplum eleştirileri kabullenmiyor ve eleştirmenlerini düşman olarak görüyorsa, Martin Hartmann’ın 1909’da yaptığı tespit güncelliğini korumaktadır: “Eleştiriye kapalılık, Türklerin aşması gereken eski yetersizliklerinden biridir. Bu yetersizliği yenmedikçe Türkler, asla ilerleyemezler.”
Ben de bu yalnız hukukçulardan biriyim.
Dünya çapında tanınan yalnızlardan biri olan Montaigne ise, “İnsan, en çok, en az bildiği şeye inanır. Bana karşı çıkıldığında öfkem değil, dikkatim uyanır ve beni eleştirenlerin bilgisine yönelirim. Gerçek, doğru davası hepimizin ortak davasıdır…” demiştir.
Bu tür gerçekleri dile getiremeyen toplumlarda, Montaigne gibi düşünürler genellikle görünmez olur.
Bu noktada bir anımı paylaşmak isterim: 1980’lerin başında ABD’de suçbilim alanında doktora yapmış olan değerli arkadaşım Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel, İngiliz ve Avusturyalı iki hukukçunun toplantıda konuşma yapacağını belirterek beni de davet etti.
Konuk konuşmacılardan biri, ilgimi çekmeyen bir konu üzerine sunumunu tamamladıktan sonra, kimse söz almak istemedi. Bunun üzerine, toplantıyı yöneten meslektaşım, beni kürsüye davet etti.
Kürsüye gelince, düşündüklerimi dile getirmek durumunda kaldım.
Ara verildiğinde, yabancı konuşmacı yanıma gelerek, bilmediğim İngilizceyle teşekkür etti. Arkadaşım Yücel ise gülüyordu.
Çünkü görüşlerimi zoraki de olsa değerlendirmiştim. Konuşmacının, “Gözlüğünüzü lütfen çıkarın, sizi daha yakından tanımak istiyorum” demesi, beni hem şaşırttı hem de mutlu etti.
Sonrasında, Fransa ve Almanya’daki eleştiriye minnetle karşılayan batılı anlayış ile ülkemizdeki olumsuz tavır arasındaki farkı görmek, ülkem adına yürek parçalayıcı oldu.
Ne yazık ki, eleştiriye minnetle karşılayan bir anlayış, günümüzde hâlâ ülkemizde yoktur.
Ben, buna tanık olmamışımdır.
Bu ilkel anlayış, Yeni Türk Ceza Yasası’nın hazırlanması sürecinde de açıkça görülmüştür.
Zira bu yasanın taslağı, toplumun önyargılarından kurtulmasını sağlayacak bilim insanlarından bile gizli olarak hazırlanmış, kamuoyuna sunulmamıştır.
Bu durum, oldukça ilkel ve Doğu kültürüne özgü bir anlayıştır.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



