
Prof. Dr. Ahmet Özer
Giriş
Türkiye’nin günümüzde karşılaştığı zorlu koşullarda ele alınması gereken dört temel sorun bulunmaktadır.
Birinci sorun, yasaları baskı aracı olarak kullanarak ana muhalefeti zayıflatmaya çalışmaktır.
İkinci olarak, Öcalan’ın çağrısı ile başlayan barış sürecinin provokasyonlara yol açmadan başarıyla sonuçlandırılması gerekmektedir.
Üçüncü olarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile başlayan Ortadoğu’daki ateş çemberinin Türkiye’yi etkilemeden aşılması önem taşımaktadır.
Dördüncü sorun ise bu konuların üstünde şekillenen ve yönünü belirleyen ekonomik kriz için çözüm üretmektir.
İktidarın devamlılığı, bu dört birbirine bağlı konudaki tutumuna ve bu konulardaki başarısına bağlı olarak şekillenecektir.
Ana muhalefete yönelik baskılar
30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanı olarak tutuklanmamla başlayan ve giderek artan baskılar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu ile birçok belediye başkanının ve yüzlerce bürokratın gözaltına alınmasıyla devam etmektedir.
İktidarın bu eylemlerle ulaşmak istediği hedef nedir?
1) En güçlü Cumhurbaşkanı Adayı İmamoğlu’nu devre dışı bırakmak,
2) CHP’yi terör ve yolsuzluklarla ilişkilendirilip itibarsızlaştırarak zayıflatmak,
3) Bu hamlelerden sonuç alarak kesinliği önceden belirlenmiş bir seçimle Rusya tipi bir model inşa etmektir.
CHP’nin başarısı; 1) birliğini koruması, 2) sokağı harekete geçirmesi, 3) toplumu hukuksuzluklara karşı duyarlı hale getirmesi ve 4) süreci canlı tutabilmesi ile mümkündür.
Eğer CHP bunları başarırsa, ekonomik krizin de etkisiyle yapılacak ilk seçimde AKP iktidarına son vererek Türkiye’yi demokratik parlamenter sisteme geçirebilir ve toplumu rahatlatabilir. Bu kötü senaryodan çıkış yolu budur.
Barış sürecinin seyri Erdoğan’a bağlı
Bahçeli’nin cesur çıkışıyla Öcalan’ın çabası sonucunda PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakma açıklaması, Türkiye için tarihi bir fırsat sunmuştur. Yıllarca süren çatışmalar, 50 binden fazla can kaybı ve 1 trilyon dolarlık ekonomik kayba neden olmuştur; bu durum sürekli olarak siyasette otoriterleşmenin ve ekonomide eşitsiz gelişmenin gerekçesi olarak gösterilmiştir.
Şimdi bu gerekçenin ortadan kalktığı göz önüne alındığında, AKP iktidarının süreci hızla çözmesi ve demokratik adımlar atması gerekmektedir. Ancak Bahçeli’nin bu konudaki kararlılığı, AKP tarafından yeterince benimsenmemiştir. İktidar, risklerine rağmen süreci ağırdan almaktadır.
Bu tutumun iki nedeni olabilir:
– Silah bırakma deklarasyonuna karşı duyulan güvensizlik,
– Sürecin AKP’ye oy kaybettirme korkusu.
Oysa bu sürecin başarılı olmasının en temel şartı, niyetin samimi bir şekilde ortaya konmasıdır. Daha önce (2013-2015) bu niyetle yola çıkılmış fakat son anda oy kaygısıyla geri adım atılmıştır.
Bugün ise ortada, şartsız biçimde feshedilen ve silah bırakma taahhüdünde bulunan bir örgüt bulunmaktadır. Bu sürecin başarısı atılacak demokratik adımlara (tutuksuz yargılama, AYM ve AHİM kararlarının uygulanması, kayyumların kaldırılması, infaz yasası, sivil ve demokratik bir anayasa) bağlıdır.
AKP, toplumda büyük bir beklenti yaratan kayyımlar konusunda henüz bir adım atmamıştır. İnfaz yasasını meclise sunacakken geri çekmiş ve CHP’ye karşı hukuku bir baskı aracı olarak kullanmaya devam etmektedir. Tüm bu tutum ve davranışlar, sürecin başarısını tehlikeye atmaktadır.
Zira toplumun yarısını dışlayarak, hukuka dönmeden ve demokratik adımlar atmadan barış sürecinin başarıya ulaşması mümkün değildir. AKP’nin bir karar vermesi gerekmektedir.
Daha önce düşmanlaştırdığım DEM ile barıştım, şimdi CHP’yi düşmanlaştırıyorum diyerek bu yola devam edilemez. Bu işler siyasi mühendislikle yürütülemez.
Ya “Terörizmi” “Demokratik Türkiye” ile buluşturacağız ya da süreci sekteye uğratıp siyaseten hepimiz kaybedeceğiz. Üçüncü bir yol olan otoriterizm ise çıkmaz bir sokaktır; hem ülke için hem de 24 yıldır ülkeyi yöneten AKP için.
ABD/İsrail – İran savaşı
ABD’nin desteklediği İsrail ile Orta Doğu’daki politikalarının temel hedefleri arasında 1) İsrail’in güvenliğini sağlamak, 2) enerji kaynaklarına erişimi sağlamak ve 3) “haydut devlet ve örgütleri” kontrol altına almaktır. Bu politikalar çıkar, tehdit ve taahhütlerle yürütülmektedir.
Bu çerçevede, hedeflerine ulaşmak için planladıkları bir saldırıyı nihayet gerçekleştirmişlerdir. Amaç, nükleer silahları ortadan kaldırmak, füze kapasitesini en düşük seviyeye çekmek ve İran’ın vekil güçleriyle olan bağlantılarını keserek enerji kaynaklarına erişimi sağlamaktır. Onlar açısından bu durum, İsrail’in lehine müzakerelerle sonuçlanacak gibi görünmektedir.
Aksi takdirde, nükleer dengenin bozulması dünyayı büyük bir felakete sürükler ki, şu aşamada emperyal devletlerin istediği bir durum değildir.
Şu an için ateşkes sağlanmış olsa da, savaş potansiyeli ortadan kalkmamıştır.
Türkiye’nin yaklaşımı
Türkiye’nin tavrı oldukça önemlidir: Erdoğan’ın iç cepheyi güçlendirme çağrısının ne anlama geldiği ve barış sürecinin bu gelişmelerden nasıl etkileneceği dikkatle izlenmelidir.
Elbette iç cephe güçlü olmalıdır; iç cephe zayıf olan bir ülke dış müdahalelere açık hale gelir. Ancak burada bahsedilen güçlenme, Türkiye’nin mi yoksa giderek zayıflayan iktidarın mı güçlendirilmesidir?
Türkiye’nin bu kritik dönemde güçlü olmak ile zayıf olmak arasında kalması veya barışın siyasi hesaplara kurban edilmesi büyük bir hata olacaktır.
Muhalefeti içeri alarak iç cephe güçlendirilmez
Etrafımız ateş çemberine dönmüşken, toplumsal barış ile iç cephe nasıl güçlenir? Kutuplaşmanın ortadan kaldırılması ile olur
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



