
Cumhuriyet yazarı Prof. Dr. Veysel Ulusoy, Türkiye’nin mevcut sorunlarının yalnızca bölgesel krizlerle sınırlı olmadığını vurguladı. Ulusoy, “Asıl mesele, ekonomik bağımlılıkların daralttığı hareket alanıdır. Bu durum, toplumun geniş kesimlerine, özellikle de geleceğini inşa etmeye çalışan genç nesillere büyük bir ekonomik yük getirmektedir.” şeklinde ifade etti.
Ulusoy, Orta Doğu’da İran etrafında yükselen gerilimlerin genellikle askeri ya da diplomatik bir sorun olarak değerlendirildiğini belirtti. Ancak, bu tür gelişmelerin modern dünya ekonomisindeki etkilerinin çoğu zaman daha derin ve kalıcı olduğunu dile getirdi. “Enerji hatları, ticaret yolları ve finansal akımlar aracılığıyla birbirine bağlı olan küresel sistemde, bölgesel bir kriz hızla küresel ekonomik dengeleri etkileyen bir şoka dönüşebilir.” dedi.
“Bu tür jeopolitik gerilimler, küresel ekonomi üzerinde birbirini besleyen birçok sonuca yol açar.” diyen Ulusoy, bu sonuçları şu şekilde sıraladı:
“1. Enflasyon beklentilerinin artması: Enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş, küresel fiyat baskılarını artırır.
2. Faiz artış beklentilerinin güçlenmesi: Merkez bankaları, fiyat baskılarını kontrol altına almak amacıyla daha sıkı para politikalarına yönelir.
3. Hisse senedi risk priminin artması: Yatırımcılar, riskli varlıklara yatırım yapabilmek için daha yüksek getiri talep eder.
4. Finansal piyasalarda dalgalanmanın artması: Risk göstergeleri yükselir ve piyasalardaki dalgalanmalar şiddetlenir.
5. Gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları: Küresel risk algısı yükseldiğinde, sermaye daha güvenli piyasalara yönelir.
6. Döviz finansman maliyetlerinin artması: Dış finansmana bağımlı ekonomilerde döviz kurlarındaki baskı ve borçlanma maliyetleri yükselir.
7. Güvenli varlıklara yönelim: ABD tahvilleri, altın ve rezerv para birimleri gibi varlıklara talep artar.
8. Tedarik zincirlerinde kırılma: Enerji ve lojistik maliyetlerindeki artış, küresel üretim ağlarını daha kırılgan hale getirir.
9. Sanayi politikalarına dönüş: Yatırım denetimleri, ihracat kontrolleri ve teknoloji kısıtlamaları yeniden gündeme gelir.”
Ulusoy, Türkiye’nin ekonomik kırılganlıklarının bu küresel tablo içinde daha belirgin hale geldiğini belirtti. Türkiye ekonomisinin aslında 2008 yılından bu yana farklı evrelerden geçen uzun bir ekonomik bunalım sürecinde olduğunu ifade etti. Bu dönemde büyüme, giderek dış finansman akımları ve iç talep genişlemesine dayanan bir modele yönelmiş olsa da, bu model kalıcı bir üretim dönüşümü sağlayamamıştır.
Zayıf bir işgücü piyasası, imalat sanayisinin ekonomideki payının azalması ve teknoloji yoğun üretimin sınırlı kalması, üretim kapasitesini zayıflatmıştır. Enerji ithalatına ve dış finansmana yüksek bağımlılık, ekonomiyi dış şoklara karşı daha hassas hale getirmiştir.
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu mesele, yalnızca bölgesel krizleri yönetmekle sınırlı değildir. Ekonomik bağımlılıkların yarattığı hareket alanının daralması, bu durumun merkezinde yer almaktadır. Bu çerçevede, krizlerin ekonomik yükleri en çok toplumun geniş kesimlerine ve özellikle geleceğini inşa etmeye çalışan genç nesillere yansımaktadır. Ekonomik bağımlılık, yalnızca bir kalkınma meselesi değil, aynı zamanda toplumun geleceğini belirleyen yapısal bir sorun olarak önemlidir.”
Yazının tamamını okumak için tıklayın.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



