
2021 yılında Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanan bir genelge ile ihraç ürünlerinde “Made in Turkey” ibaresinin yerine “Made in Türkiye” ifadesinin kullanılmasına yönelik talimat verilmiş, 2022 ortalarında ise hükümet, uluslararası kuruluşlara yazışmalarda “Türkiye” isminin tercih edilmesi konusunda istekte bulunmuştur. Bu talebin ilk kez Turgut Özal döneminde gündeme geldiği ifade edilmektedir.
Bu değişiklik isteğinin arkasındaki gerekçeler nelerdi?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye kelimesi, Türk milletinin kültürünü, medeniyetini ve değerlerini en iyi şekilde temsil eder ve ifade eder” şeklinde açıklama yapmıştır. O dönemde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da sosyal medya üzerinden bu adımın “ülkemizin marka değerini artıracağı” yönünde bir paylaşımda bulunmuştur.
Bazı yorumcular, bu durumu Türkiye’nin geleneksel olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde Şükran Günü’nde servis edilen hindinin “turkey” olarak adlandırılmasından rahatsızlık duyulması ve bu isimden uzaklaşma çabasının bir yansıması olarak değerlendirmektedirler.
26 Aralık 2018 tarihinde Huntürk internet yayınında bu konuya ilişkin bir yorumda bulunulmuştur:
“Rivayet odur ki; Amerika’nın keşfinde bulunan hindi, Avrupa’da zamanın Hıristiyan lideri Papa’ya hediye olarak götürülür. Papa ilk defa gördüğü hindiye bakarak (Bu ne tür bir hayvan bu böyle, aynı Türkler gibi kırmızı suratlı, kabararak yürüyor, bunun adı Türk olsun) der ve Hıristiyanların inanışlarınca her yılbaşında Hz. İsa’ya bir Türk kurban etmek borç bilinirdi. Avrupalı Hıristiyanlar her yılbaşında bir Türk kurban edemedikleri için, Türklere benzettikleri ve ismini Türk (Turkey) koydukları hindiyi keserler.”
Sonrasında ne gelişmeler yaşandı?
Uluslararası kuruluşlar ve devletler, Türkiye’nin bu talebine olumlu yanıt vermiştir. Ancak, yabancı basın ve sosyal hayatta “Turkey” kullanımının devam ettiği gözlemlenmektedir.
“Turkey” adının kullanılmasının devam etmesinin nedenleri arasında “Ü” harfinin pek az ülkenin alfabelerinde bulunması yer almaktadır. Bu harf, Türkçe dışında yalnızca Macar, Eston, Azerbaycan, Türkmen ve Kırım Tatar alfabelerinde yer almaktadır. Örneğin, Almanca’da “Türkei” ifadesi kullanılmakta, bu da “Ü” harfinin bulunmaması nedeniyle bu şekilde adlandırılmaktadır.
Ayrıca, “Böyle bir değişiklik gerekli midir?” diye soranlar da bulunmaktadır.
Güney Kore’de yaşayanlar, ülkelerine, eski Üç Krallık dönemine atıfta bulunarak ‘Han ülkesi’ anlamına gelen “Hanguk” demektedirler; resmi adları ise Kore Cumhuriyeti yerine “DaeHan Minguk” şeklindedir. Kuzey Koreliler ise ülkelerine “Joseon” demeyi tercih etmektedir. Güney Koreliler, “Bundan böyle bize Hanguk demeniz gerekir” talebinde bulunmadıkları gibi, bu durum ticari ilişkileri etkilememektedir.
Rusçada Çin, “Kitay” olarak anılmakta, resmi adı ise “Kitayskaya Narodnaya Respublika” şeklindedir. Bu bağlamda, Rusların Çinliler gibi “Zhongguo” dememesi, ilişkileri olumsuz etkilememektedir.
Batı Avustralya Üniversitesi ve Queensland Üniversitesi’nde görev yapmış ünlü dilbilimci Amanda Hamilton-Hollaway, bu konuda şunları ifade etmektedir: “Yaşamadığımız yerlerden bahsederken ve o yerde yaşayan insanların o yere ne ad verdiklerini her zaman bilmememizin, hatta belki de umursamamamızın nedeni, bizim o yer için kendi kullandığımız belli bir kelimemizin bulunmasıdır.”
Dilbilimcinin örnekleri arasında, batılıların genellikle “Hungary” olarak adlandırdığı Macaristan yer almakta; bu isim muhtemelen Latincede ‘Hunların ülkesi’ anlamına gelen bir kelimeden türemiştir. Macar dilinde ise ülke, ‘Magyarország’ yani ‘Macarların ülkesi’ olarak anılmaktadır ve bu durum Roma İmparatorluğu tarihine bir atıfta bulunmaktadır.
Hamilton-Hollaway, dış adlandırmaların ve iç adlandırmaların, farklı dillerde ve insanların bakış açılarına göre ifade edilmesi nedeniyle var olduğunu belirtmektedir. Bu durum sadece İngilizce konuşanlara özgü değildir; bazı Avustralya yerli dillerinde de benzer örnekler mevcuttur.
Hindistanlılar, İngilizce konuşanların “Turkey” dedikleri kuşa, bizim “hindi” dememizi anlamakta ve bunun, bu kuşun Hindistan’a özgü bir canlı olduğu sanısından kaynaklandığını düşünmektedirler. Bu durumun yalnızca kendilerine özgü olmadığını da bilmektedirler.
Fransızlar da hindiyi ‘d’Inde’ olarak adlandırmaktadır. Bunun sebebi, onların da bu kuşun Hindistan’dan geldiğini düşünmeleridir. Bu kelime, Fransızca’da ‘Hindistan’ anlamına gelir. Dikkat edilmesi gereken nokta ise, bu ismin yalnızca Hindistan için değil, Batı Hint Adaları için de kullanılmasıdır. Böylece ‘hindi’ kelimesinin kökeni, Fransızca’da ‘d’Inde’ ifadesinden türetilmiştir ve bu kelime, Fransızcadan, bizim dilimize geçmiş olan birçok kelimeden yalnızca bir tanesidir.
Koçanından dişleyip haşlanmışını da kızartılmışını da yediğimiz mısıra “mısır” dediğimiz için Mısırlılar bize küsmemekte, Sisi bize “katil, zalim” gibi sıfatlar atfetmemektedir.
Bu tartışmalar hangi noktaya ulaşmaktadır?
Şöyle ifade edelim:
İsmimde, dilimde bulunmayan harfler mi var?
Dilin mi dönmüyor?
Kekelesen de,
Dilin tutulmuş da konuşamıyorsan da,
İşaretle söylüyorsan da,
Hangi adla anarsan an,
Nasıl istersen öyle seslen,
Beni sevdiğini bildiğimde,
Ne dediğini anlarım.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



