
ABD’de uzun yıllardır yayınlanan ve “Kirli 12” olarak adlandırılan bir liste mevcut. Bu liste, ABD merkezli Çevre Çalışma Grubu (EWG) tarafından hazırlanıyor.
“Kirli 12” listesi, ABD Tarım Bakanlığı’nın yıllık pestisit denetimlerinden elde edilen verilerle, en fazla tarım zehri kalıntısını barındıran sebze ve meyveleri sıralıyor.
EWG’nin 2026 yılına ait listesinde ilk sırayı ıspanak alıyor. Ispanakta en yüksek tarım zehiri kalıntısı tespit edilmişken, ikinci sırada lahana yer alıyor. Önceki yıllarda listenin zirvesinde yer alan çilek ise bu yıl üçüncü sıraya gerilemiş durumda. Sıralamanın devamı ise şöyle: “Üzüm, nektarin, şeftali, kiraz, elma, böğürtlen, armut, patates ve yaban mersini…”
Aslında tablo yıllardır benzerlik gösteriyor. Sadece meyve ve sebzelerin sıralamalarında birkaç basamaklık değişiklikler yaşanıyor. Bu durum, tarım modelinin değişmediği sürece meyve ve sebzelerimizde pestisit kalıntılarının devam edeceğini gösteriyor ve kirli liste de aynı şekilde kalmaya devam ediyor!
Bu yıl listeye eklenen dikkat çekici bir unsur ise “sonsuz kimyasallar” olarak bilinen PFAS’lar. Yani mesele sadece pestisit değil; doğada parçalanmayan, vücutta birikme potansiyeli olan ve düşük dozda bile etkili olabilen kimyasallarla ilgili.
Türkiye’deki durum ise merak uyandırıyor.
Bu sorunun net bir cevabı yok. Zira Türkiye’de pestisit analiz sonuçları kamuya açık değil. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetim sonuçlarını düzenli ve şeffaf bir biçimde takip edemiyoruz. Bu nedenle soframızdaki riski tam olarak bilemiyoruz.
Ancak dolaylı verilerimiz mevcut: Avrupa’nın sınır kapıları. Oradan dönen ürünler, iç piyasada neler olduğunu anlamak için önemli ipuçları sağlıyor. Gelin bu verilere birlikte göz atalım ve Türkiye’nin “Kirli 12”sini inceleyelim.
Listeye geçmeden önce belirtmekte fayda var. Anacağımız sebze ve meyveler, ihracata konu olan ürünler. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerine gönderilenler. Market ve pazara ulaşan tüm ürünleri kapsamayabilir, ancak iç piyasaya dair önemli göstergeler sunuyor.
Bir yılda 88 pestisit tespiti
AB Gıda Alarm Sistemi’nin (RASFF) 16 Nisan 2025 ile 16 Nisan 2026 tarihleri arasındaki bildirimlerine dayanarak hazırlanan listeye göre, Türkiye’den Avrupa’ya gönderilen 340 parti sebze ve meyve, sınır kontrollerinde uygunsuz bulunarak geri çevrilmiş.
Bu 340 bildirimin yaklaşık dörtte biri, yani 88’i doğrudan pestisit kalıntısı sebebiyle yapılmış. Bu durum, her dört problemli üründen birinin tarım zehriyle ilgili olduğunu gösteriyor.
En kirli sebze: biber!
Ürün bazında incelendiğinde tablo daha da netleşiyor. Pestisit kalıntısı açısından biber ilk sırada yer alıyor. Türkiye’den ihraç edilen 27 parti biber, sınır analizlerinde sağlıksız bulunmuş. Biberi sırasıyla nar, kayısı ve üzüm takip ediyor.
Ancak liste burada sona ermiyor. Avrupa’ya gönderilen ürünler arasında pestisit veya diğer kimyasal riskler nedeniyle uygunsuz bulunan domates, limon, portakal, mandalina, greyfurt, elma, armut ve kiraz da var.
Bu durumda tablo, ABD’deki “Kirli On İki” listesinden fazla farklılık göstermiyor. Sadece isimler değişiyor, sorun aynı kalıyor.
Sinir sistemini bozan kimyasallar soframızda
Bu ürünlerde tespit edilen kimyasallar ise dikkat çekici. En yaygın pestisitlerden biri acetamiprid. Bunu prochloraz, spirotetramat, imazalil ve formetanate izliyor. Bu maddeler sıradan tarım zehirleri değil.
Acetamiprid, sinir sistemi üzerinde etkili bir nörotoksik olarak biliniyor. Prochloraz, hormon sistemini etkileyebilen bir endokrin bozucu. Imazalil, karaciğer toksisitesiyle ilişkilendiriliyor. Spirotetramat içinse gelişimsel etkiler üzerine ciddi tartışmalar mevcut. Yani mesele sadece kalıntının varlığı değil; o kalıntının içeriği ve vücutta yarattığı etki de önemli.
Sınırdan geri çevrilen sebzeler ne oluyor?
Şimdi asıl soruya gelelim; Avrupa’nın sağlığa zararlı diyerek “uygunsuz” bulduğu bu ürünlere ne oluyor? Kamuoyunda ciddi bir şüphe var. Birçok kişi, sınırdan geri çevrilen ürünlerin iç piyasada tüketime sunulduğunu düşünüyor. Geçmişte bu düşünceyi destekleyen bazı veriler bulunmaktaydı. Ancak Tarım ve Orman Bakanlığı, gümrüklerde bu ürünlerin ticarete sunulmasına yönelik bazı önlemler aldı ve bildirimlerde daha çok “imha” notu yer almaya başladı. Bu da sağlıksız bulunan gıda ürünlerinin önemli bir kısmının imha edildiğini gösteriyor.
Bir diğer boyut ise incir. Avrupa’dan dönen ürünler arasında 219 bildirimle açık ara birinci sırada. Ancak burada sorun pestisit değil, aflatoksin. Yani küf kaynaklı, son derece güçlü kanserojen toksinler. Bu da gıda güvenliğinin sadece tarlada değil, depolama, kurutma ve taşıma süreçlerinde de risk taşıdığını ortaya koyuyor.
Tüm bu tablo bir araya geldiğinde daha büyük bir soru doğuyor: “Güvenli sınır” gerçekten güvenli mi?
Bugün regülasyonlar, her bir kimyasal için ayrı limitler belirliyor. Ancak gerçek hayatta biz tek bir kimyasala değil, aynı anda birçok kimyasala maruz kalıyoruz. Ayrıca PFAS gibi vücutta biriken ve uzun süre kalabilen maddelerle ilgili de endişeler mevcut. Düşük dozda, ama sürekli maruziyet, bilimin en çok tartıştığı konular arasında yer alıyor: “Kokteyl etkisi.”
Yani, her biri tek başına “güvenli” olarak kabul edilen maddelerin birlikte ne gibi etkiler yarattığını tam olarak bilmiyoruz.
Başlığa dönecek olursak…
“Bizim en kirli gıdamız hangisi?”
Verilere dayalı olarak, pestisit açısından en riskli ürün biber. Ancak kanserojen bir küf çeşidi olan aflatoksin kalıntısını da göz önünde bulundurursak, incir Türkiye’deki en tehlikeli gıda ürünü. Fakat daha geniş bir perspektiften bakıldığında, tek bir ürünü işaret etmek pek mümkün değil. Çünkü sorun ürün değil, sistem. Aynı kimyasallar farklı ürünlerde karşımıza çıkıyor ve benzer riskler farklı bölgelerde tekrarlanıyor.
En kritik noktalardan biri de Türkiye’de bu verilerin büyük bir kısmının kamuya açık olmaması. Avrupa kapısından dönen ürünleri biliyoruz, ancak iç piyasada ne yediğimiz hakkında net bir bilgiye sahip değiliz.
Gıda güvenliği artık
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



